ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Mustafa Ertürk: İMÂM BUHÂRÎ’NİN SİYÂSET ANLAYIŞI: “YÖNETEN-YÖNETİLEN İLİŞKİSİ”
İbrahim Hatiboğlu: HADİS VE SÜNNET TERİMLERİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM: FAZLURRAHMAN’IN HADİS VE SÜNNET AYIRIMI
Ahmet Yaman: BİR KAVRAM OLARAK “FIKIH KÂİDELERİ” YA DA İSLAM HUKUKUNUN GENEL İLKELERİ
Yaşar Yiğit: İSLÂM CEZA HUKUKUNDA KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ
Cem Zorlu: ABBÂSÎ DEVLETİ’NE KARŞI İLK SİLAHLI HAREKETLER
Tahsin Özcan: OSMANLI MAHALLESİ SOSYAL KONTROL VE KEFALET SİSTEMİ
Fevzi Günüç: OSMANLI SAN’ATINDA HAT
Hayri Erten: HZ. ÖMER DÖNEMİNDE SOSYAL YAPI VE DEĞİŞME
Süleyman Tuğral: FAHREDDİN RAZİ'DE VARLIK-MAHİYET İLİŞKİSİ
Rudolph Peters Çeviri: Abdullah Kahraman: CEZA HUKUKUNUN İSLAMÎLEŞTİRİLMESİ (KARŞILAŞTIRMALI BİR TAHLİL)
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Mehmet Akgül: OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E TOPLUMSAL DEĞİŞME;
YAŞAMA PRATİĞİ, KÜLTÜR VE DİN İLİŞKİSİ
Yurdagül Mehmedoğlu: KALP ve RUHU TANIMLAMAYA ÇALIŞAN BİR MEZHEP: PİETİZM EĞİTİMDEKİ İZDÜŞÜMLERİYLE A. HERMANN FRANCKE
Orhan Çeker: KADININ ŞAHİTLİĞİ ÜZERİNE
 
NOSTALJİ:
Muhammed Şerafuddin: MU’TEZİLE VE HUSÜN-KUBUH
  araştırma notları


OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E TOPLUMSAL DEĞİŞME;
YAŞAMA PRATİĞİ, KÜLTÜR VE DİN İLİŞKİSİ


Mehmet AKGÜL

Geçen yüzyılın hakim paradigması iki öncüle dayanmaktaydı: a) Din artık devrini tamamlamış bir sosyal müessesedir; modern toplumların esas vasfı, dinlerin yerine rasyonel-bilimsel düşünceyi (pozitivizm) hakim kılarak modernleşmeleri gerekir. b) Modern toplumların ahlakî ve genel değerler dünyası dine değil, bilime dayanacaktır[1]. Bu anlayış 19. yüzyılın vülger pozitivizminden kaynaklanmaktadır. Ve bugüne kadar E. Durkheim’dan K. Marx’a dini değerlerden beslenmeyen, bilimsel-seküler bir ahlak düzeni kurulabilmiş değildir.[2]

İnsanlığın yaşadığı tecrübeler ise - dünden bugüne - şunu göstermektedir: a) Din sosyal kurumların en köklü ve üniversel olanıdır. b) Dinde cevabı aranan sorular veya tatmini istenilen ihtiyaçlar o kadar üniverseldir ki, biz bu ihtiyaçları değil, belki onların tatmin vasıtalarını ya da yorumunu değiştirebiliriz[3]. Dinin kendisini değil.

Tarihsel tecrübe göstermektedir ki, toplumlar bir dinden ayrılıp başka bir sisteme geçmiyorlar, bir dinden başka bir dine geçiyorlar. Din duygusu hiçbir zaman ölmüyor. Çünkü insanlar, kendi kendilerine sordukları ve dış dünyada cevaplarını aradıkları varoluşsal sorularla karşı karşıyadır. Mevcut dinlerin yerine geçmek üzere teklif edilen her sistem yine bir dini sistem olmaktadır “Çağdaş Batı Uygarlığı”, “Modern bilim” ve “Rasyonel Düşünce” gibi çekici ifadelerle, geleneksel dinlerin ve inanç sistemlerinin geçersizliğini iddia edenler; acaba, bütün insanların inanabileceği “açık seçik” ve “kesin” bir hakikat sistemi mi bulmuşlardır? Bulmuşlar ise, yeni bir inanç sistemini topluma benimsetmek için dayandıkları otorite nedir?[4] (29).

Modern ideolojiler ve sosyal doktrinler “açık seçık” ve “kesin” bir hakikat sistemi sunamazlar. Çünkü dinin ve bilimin alanları farklıdır. Bilim “nasıl” sorusuna cevap bulmaya çalışırken, dinler “niçin” sorusunun cevabını sunar. Bilime, din gibi bir işlev yüklendiği zaman, yani bilime dayalı ideolojiler üretildiği zaman dünyanın yaşadığı sıkıntılar ortadadır: Faşizm ve Komünizm.

Son tahlilde bilim ve yöntem insanlara bir inanç ya da bir hakikat sistemi sunamaz. Bilimsel tezler ve yöntemler “yanlışlanabilir” bir özellik taşıdıkları ve farklı teorilerden beslendikleri için “aşkın” ilkelere sahip değildir. İnsanlar ise aşkın boyutu olan inanç sistemlerine “inanma” ihtiyacı içindedirler. Çünkü dinin otoritesi Tanrı'dır. Bilimin ve ideolojinin üreticileri ise insandır. Tarih boyunca insanlar inanma eylemini daima bir “üst varlık” ilkesine refere ederek gerçekleştirmiştir.

Sonuç olarak Türk toplumunun Osmanlıdan Cumhuriyete kazanımlarını ve inanç dünyasını analiz ederken, yarı bilimsel ideolojiler yerine, asırlar boyu Türk toplumunun inana geldiği islam dinini ve bu dinin dışa vurumunu toplumsallaşmasını göz önüne almak zorundayız. Ayrıca kültür değişmesi sorununu ele alış tarzını, kültürün değişim hızını, kültürel gecikmeyi, değişim hızının ve sürecinin yarattığı kültürel boşluğu nasıl değerlendirmemiz gerektiğini sosyal bilimlerin çözümleme tekniklerine göre yeniden düşünmemiz gerekmektedir.


[1] Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 170

[2] Tartışmalar için bkz: Şahin Filiz, Ahlakın Akli ve İnsani Temeli, s. 47-60, Çizgi Kitabevi, Konya, 1998; Rose Poole, Modernlik ve Ahlak, Ayrıntı Yay., İstanbul, 1992

[3] Erol Güngör, a.g.e., s. 171

[4] Erol Güngör, a.g.e., s. 173