|
KADININ ŞAHİTLİĞİ ÜZERİNE
Orhan ÇEKER
Modernizmin
etkisiyle İslamî hükümler nassların da hududu aşılarak
yoruma tabi tutulmuş ve aslında İslam’ın öngördüğü hüküm,
İslam’ın değilmiş ya da İslam’da yokmuş gibi gösterilmeye
çalışılmıştır. Bu gayretin temelinde İslam’ı savunamama
acizliği ya da kompleks bulunmaktadır. Batı genelde İslam’ı,
tümünü red anlamında tenkide tabi tutmuş, bu tenkid de
yukarıdaki biçimde kimi İslamî çevrelerde az veya çok etkili
olmuştur. Tabii ki yapılan tenkidler İslam’ın tümüne karşı
değil, cüzlerine karşı yapılmış gibi gösterilmiş, gerçekte
ise tümü hedefe konmuştur. Bu cüzler kadın hakları, kölelik,
kısas... gibi konular olmuştur. Kadın hakları meyanında da
mirasçılığı, tesettürü, şahitliği, cariyelik, erkeklere göre
genelde arka planda yer alması... konuları ileri
sürülmüştür.
Kadının şahitliğinin ne yapıp yapıp erkeğin şahitliği ile
aynı konuma getirilmesi için olmadık yorumlara gidilmiş ve
netice, murad-ı İlahî’ye de ters düşecek noktalara
vardırılmıştır.
İslam,
hakkın kesinkes sağlam delillerle isbatlanmasını esas
almıştır. Bunu göz önünde bulundururken de işi isbat
zorluğuna vardırıp ters taraftan hakkın yerde kalmasına da
fırsat vermemiştir. Yeri gelir tek kadının, yeri gelir iki
kadının şahitliği yeterli kabul edilmiştir. Fakat normal
hallerde müdayene (Bakara: 282) ayetinde olduğu gibi iki
kadının şahitliğinin yanısıra bir erkek şahidin
bulundurulması şart görülmüştür. İşte burada kadının
şahitliğinin erkeğin şahitliğinin yarısına denk kabul
edilmesi birçok münakaşayı beraberinde getirmiştir.
|