|
OSMANLI SAN’ATINDA HAT
Fevzi GÜNÜÇ
İmânın, ilâhi güzelliğin ve aşkın
mahsûlü olan Güzel San’atlarımız içinde yer alan Hat
San’atının, Türk-İslâm sentezinin en müşahhas örneklerinden
biri, belki de birincisi olma özelliği, onun beden kafesi
durumundaki tezhîb, minyatür, ebrû, cild gibi san’atlarımızın
rûhu olmasından ve onların denetlenmesinde hâkim rol
oynamasından kaynaklanmaktadır.
Kadîm
yazımız, mensûbu olduğu büyük medeniyete tercüman
olma gibi önemli bir vazifesi yanında, Kur’ân-ı Kerîm’i
Allah’ın sözüne yakışır şekilde yazma heyecânı ve
gayreti, bu yazının san’at seviyesine yükselmesinde önemli
bir âmil olmuştur. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’in mânâsı
ve lâfzı gibi, yazısı da önemlidir ve kutsî bir
karaktere sahiptir.
Kültürlü
müslümana göre hat, ressamın kullanmak zorunda olduğu
vak’aların müdahalesi olmadan ilâhî güzelliğin en
yakın tercümesidir.
Göze ve sâdeliği içinde rûha hitâb eden hat san’atı,
tesirindeki bu önemli faktörü iyi kullanmış, değişik
nevilerdeki çeşitleri ile en güzel tebliğ vasıtalarından
biri olmuştur. İlâhî emirler, güzel prensipler insana
takdîm edilirken onun etkileyici ve büyüleyici özelliğinden
istifade edilmiştir. Sözlerinin kime ait olduğu
bilinmeyen,
ama san’at kudretinin ihtişamı içerisinde bile, çok
sade bir hayatın sahibi olan hattât-ı şehir Halim
Efendi’nin ;
“Mazhar-ı
feyz olamaz, düşmeyicek hâke nebât
Mütevazî
olanı rahmet-i Rahmân büyütür.”
“Bir
nebâtın feyze ererek serpilmesi için nasıl ki toprağa düşüp
ekilmesi lâzımsa, Allah’ın esirgemesiyle büyüyüp yücelmek
de alçak gönüllü ve tevâzû sahibi olmakla mümkündür”
şeklindeki, Celî Sülüs levhası ile anlatılmak istenen
ve İslâmın önemli prensiplerinden biri olan tevâzû’,
muhataba bundan daha güzel ve nezih bir şekilde nasıl
anlatılabilir ki?. Nây-ı Şerîf’in neyistan’dan
koparıldığı gibi, elest bezminden koparıldıktan sonra,
hicran ateşi ile o bezmdeki güzelliklerin asıl mânâlarını
arayan insan da, rûhunu hapseden perdelerini yırtabildiği
ölçüde bunları doya doya tadabilecektir.
|