|
KALP ve RUHU
TANIMLAMAYA ÇALIŞAN BİR MEZHEP: PİETİZM
ve
EĞİTİMDEKİ İZDÜŞÜMLERİYLE A. HERMANN FRANCKE
Yurdagül MEHMEDOĞLU
Bir dönem
Alman Hristiyanlığı’nı etkileyen Pietizm, dinî
referanslarla toplumda eğitimi de üstlenen dinî bir
harekettir. Hareketin ikinci öncüsü sayılacak olan eğitimci
ve teolog A. Hermann Francke, eğitimi çok kademeli bir
hale getirerek, her kademeyi değişik amaçlara hizmet
veren okullar şekline dönüştürmüştür. Bugün özellikle
halk okulları sayılabilecek Hauptschule’lerin geçmişteki
temellerinin Francke’ın okulları ile atıldığını söylemek
yanlış olmasa gerektir. Ayrıca bugün mesleki eğitimin
Alman eğitim sistemi içinde edindiği yer ile ilgili
olarak da benzer bir iddiada bulunulabilir ve pedagoğun
kurduğu eğitim sisteminin bu açıdan da tarih içerisinde
önemli bir yer edindiği söylenebilir. Başka bir çalışmaya
ana tema teşkil edeceğini tahmin ettiğimiz bir sonuç da
Alman eğitim sistemi içerisinde dinî referansın hâlâ
kullanıldığıdır.
Almanya’da
Federal Anayasa’nın 7. maddesinin 3. fıkrasına göre
“Dinî yönden bağımsız okullar hariç, bütün resmî
okullarda din dersi düzenli bir ders olarak okutulmak
zorundadır. Din dersleri resmi okullarda diğer derslerle
aynı statüdedir. Devletin amaçlarıyla çatışmaksızın,
temel dinî prensiplere göre din dersleri verilir. Hiçbir
öğretmen kendi isteği dışında din dersi vermeye
zorlanamaz.”
Federal Anayasa’nın 7. maddesindeki bu çerçeve,
Protestan cemaati için geçerli olduğu gibi, Katolik ve
Musevî cemaati ve eğer varsa İslâm cemaati için de sözkonusudur.
Daha
özele inmek gerekirse, meselâ, Kuzey Ren Westfalya Eyalet
Anayasası’nın 7. maddesinde eğitimin amacı, “öğrencilerin
Allah önünde saygı ile eğilmesini, insan haysiyetine
dikkat etmesini sağlamak ve uygun sosyal davranışlar
kazanmasını gerçekleştirmektir.”.
Pedagojik düzlemde tartışılması gereken bu konu, ülkemizin
oldukça sık yaşadığı din eğitimi kaosu için, en azından
önçalışmalarda kullanılabilecek ipuçları taşır
mahiyettedir.
Pietizmin,
bize göre, eğitim sistemimiz içerisinde hiçbir zaman yer
almadığını iddia edebileceğimiz en önemli tartışma
konusu, çocuğun tıpkı erişkin Hristiyan gibi günahlı
görülmesi, ona bu sebeple boş zaman bırakılmaması
hususudur. Ancak yine bugün Alman eğitim sistemi bu eğitim
yanlışını belki de bilinçli bir farkına varışla değiştirmiş
ve boş zaman eğitimini yeteneklerin keşfedilmesi, özel
kabiliyetlein açığa çıkartılması için eşsiz bir fırsat
olarak değerlendirmiştir.
Akım içerisindeki
kalp ve ruh değerlendirmelerine dair İslam literatüründe
ve Türk eğitim tarihindeki dökümanlar ile sayısız
mukayeseler yapılabilir. Fakat özetle şunu söylemekte
yarar görüyoruz. Pietizmin kalp olarak nitelendirdiği
kavramın bizdeki anlamının nefs, psikoloji diliyle self
olduğunu söylemek pek yanlış olmasa gerektir. Ruh kavramının
ise Lutherian terminoloji ile yakından alakalı olduğu görülmektedir
ve yine bu kavrama ait sayısız benzerliklerin İslam eğitim
ve tasavvuf anlayışında dönem itibariyle daha önceden
mevcut olduğu konu ile ilgilenenlere yabancı değildir.
Örnek
vermek gerekirse, Mevlânâ Celaleddin-i Rumî
(1207-1273)’nin “‘Ruhumdan ruh üfürdüm’ diye
anlatılan o can ışığı, o ruh mumu, balçık bedene din
ışığı verir. Balçıkta yaratılış, bilgisiz oluş
aleminden, ağır davranış huyundan çeker, çıkarır
onu. Çünkü aklı şehvetinden üstün olan, meleklerden yücedir.
Şehveti aklından üstün olan hayvanlardan aşağıdır.”
ifadeleri, bahsettiğimiz anlayışı hatırlatan ruh,insan
ve yaratan üçlemesinin İslam kültüründeki anlatımıdır.
Aynı şekilde maarifet, “geçmiş zamanlardaki zahitliğin
mahsulüdür. Zahitlik ekmeye çalışmak, maarifet de o
ekinin bitmesidir. Şu halde çalışmak ve inanmak, bedene
benzer. Bu ekmenin canı da biten mahsuldür ve onu devşirmektir.”
diyen
Mevlânâ’ya göre mistik yaşantı amel-i salihten
beslenir, hikmet ile meyve verir.
İslamî
terminoloji içerisinde, duygunun lehine kurulan bir denge
ile kalp kavramı daha ziyade gönüle çevrilerek kullanılmıştır.
Hayatın
anlamını, insanlığın dünya ve âhiret saadetine ulaşması
gayesi ile bütünleştiren Mevlânâ’ya göre gönlü
inceltmek, ilahî aşkla donatıp insanlığın hizmetine
sunmak gerekir. “A gönül, ayrılıkta bir hayli can çekiştin.
Artık buluşma temellerine gel. Katresin; gene denize var
da O’na karşı miktarın ne bir gör.”
beyiti ile kâmil insana ulaşmayı hedef alan Mevlânâ için
“olgunlaşmış, terbiye almış gönül Allah’a koşar,
yalanla savaşır ve etrafa baht salar. Yeniden doğmak için
batar, yani benliğini kaybeder. Onun kaybolması, yeniden
doğması, gerçek benliğine kavuşması içindir. (O
zaman) bulut gibi yükselir, yağmur gibi rahmet olarak yere
iner.”
Bu
çok kısa mukayeseden sonra sonsöz olarak şunu da söylemek
gerekir ki Francke, özellikle yüksek örğetimde yaptığı
reformlar ve öğretmen yetiştirme faaliyetini başlatan kişi
olması itibariyle
,
hususen yüksek öğretimi dönemin ihtiyaçları ile bağdaşır
bir şekilde işler hale getirmesiyle başarılı bir eğitim
reformisti ve aynı zamanda mistik bir mezhebi akımın
ikinci mühim kişisi olarak dünya düşünce tarihi içerisinde
yer almıştır.
Ulrich
Becker,, “Almanya’da Örgün ve Yaygın Eğitim
Alanlarında Dinî Eğitim” (çev. A. Yeşil),Türkiye
ve Almanya’da Eğitim Tartışmaları Semineri, Ankara
1998, 38.
Verfassung
für das Land Nordrhein - Westfalen,
Artikel 7 (Grundsatze der Erziehung).
Mustafa,Usta, Divan-i Kebir’de Mevlana’nin Egitim Görüsü,
Istanbul 1995, 147.
Aytaç, Kemal (1980), Avrupa
Egitim Tarihi, Ankara,1980, 160.
|