ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Mustafa Ertürk: İMÂM BUHÂRÎ’NİN SİYÂSET ANLAYIŞI: “YÖNETEN-YÖNETİLEN İLİŞKİSİ”
İbrahim Hatiboğlu: HADİS VE SÜNNET TERİMLERİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM: FAZLURRAHMAN’IN HADİS VE SÜNNET AYIRIMI
Ahmet Yaman: BİR KAVRAM OLARAK “FIKIH KÂİDELERİ” YA DA İSLAM HUKUKUNUN GENEL İLKELERİ
Yaşar Yiğit: İSLÂM CEZA HUKUKUNDA KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ
Cem Zorlu: ABBÂSÎ DEVLETİ’NE KARŞI İLK SİLAHLI HAREKETLER
Tahsin Özcan: OSMANLI MAHALLESİ SOSYAL KONTROL VE KEFALET SİSTEMİ
Fevzi Günüç: OSMANLI SAN’ATINDA HAT
Hayri Erten: HZ. ÖMER DÖNEMİNDE SOSYAL YAPI VE DEĞİŞME
Süleyman Tuğral: FAHREDDİN RAZİ'DE VARLIK-MAHİYET İLİŞKİSİ
Rudolph Peters Çeviri: Abdullah Kahraman: CEZA HUKUKUNUN İSLAMÎLEŞTİRİLMESİ (KARŞILAŞTIRMALI BİR TAHLİL)
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Mehmet Akgül: OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E TOPLUMSAL DEĞİŞME;
YAŞAMA PRATİĞİ, KÜLTÜR VE DİN İLİŞKİSİ
Yurdagül Mehmedoğlu: KALP ve RUHU TANIMLAMAYA ÇALIŞAN BİR MEZHEP: PİETİZM EĞİTİMDEKİ İZDÜŞÜMLERİYLE A. HERMANN FRANCKE
Orhan Çeker: KADININ ŞAHİTLİĞİ ÜZERİNE
 
NOSTALJİ:
Muhammed Şerafuddin: MU’TEZİLE VE HUSÜN-KUBUH
  araştırma notları


KALP ve RUHU TANIMLAMAYA ÇALIŞAN BİR MEZHEP: PİETİZM
ve EĞİTİMDEKİ İZDÜŞÜMLERİYLE A. HERMANN FRANCKE

Yurdagül MEHMEDOĞLU

Bir dönem Alman Hristiyanlığı’nı etkileyen Pietizm, dinî referanslarla toplumda eğitimi de üstlenen dinî bir harekettir. Hareketin ikinci öncüsü sayılacak olan eğitimci ve teolog A. Hermann Francke, eğitimi çok kademeli bir hale getirerek, her kademeyi değişik amaçlara hizmet veren okullar şekline dönüştürmüştür. Bugün özellikle halk okulları sayılabilecek Hauptschule’lerin geçmişteki temellerinin Francke’ın okulları ile atıldığını söylemek yanlış olmasa gerektir. Ayrıca bugün mesleki eğitimin Alman eğitim sistemi içinde edindiği yer ile ilgili olarak da benzer bir iddiada bulunulabilir ve pedagoğun kurduğu eğitim sisteminin bu açıdan da tarih içerisinde önemli bir yer edindiği söylenebilir. Başka bir çalışmaya ana tema teşkil edeceğini tahmin ettiğimiz bir sonuç da Alman eğitim sistemi içerisinde dinî refe­ransın hâlâ kullanıldığıdır.

Almanya’da Federal Anayasa’nın 7. maddesinin 3. fıkrasına göre “Dinî yönden bağımsız okullar hariç, bütün resmî okullarda din dersi düzenli bir ders olarak okutulmak zorundadır. Din dersleri resmi okullarda diğer derslerle aynı statüdedir. Devletin amaçlarıyla çatışmaksızın, temel dinî prensiplere göre din dersleri verilir. Hiçbir öğretmen kendi isteği dışında din dersi vermeye zorlanamaz.” [1] Federal Anayasa’nın 7. maddesindeki bu çer­çeve, Protestan cemaati için geçerli olduğu gibi, Katolik ve Musevî cemaati ve eğer varsa İslâm cemaati için de sözkonusudur. [2] Daha özele inmek gerekirse, meselâ, Kuzey Ren Westfalya Eyalet Anayasası’nın 7. maddesinde eğitimin amacı, “öğrencilerin Allah önünde saygı ile eğilmesini, insan haysiyetine dikkat etmesini sağlamak ve uygun sosyal davranışlar kazanmasını gerçekleştirmektir.”[3]. Pedagojik düzlemde tartışılması gereken bu konu, ülkemizin oldukça sık yaşadığı din eğitimi kaosu için, en azından önçalışmalarda kullanılabilecek ipuçları taşır mahiyettedir.

Pietizmin, bize göre, eğitim sistemimiz içerisinde hiçbir zaman yer almadığını iddia edebileceğimiz en önemli tartışma konusu, çocuğun tıpkı erişkin Hristiyan gibi günahlı görülmesi, ona bu sebeple boş zaman bırakılmaması hususudur. Ancak yine bugün Alman eğitim sistemi bu eğitim yanlışını belki de bilinçli bir farkına varışla değiştirmiş ve boş zaman eğitimini yeteneklerin keşfedilmesi, özel kabiliyetle­in açığa çıkartılması için eşsiz bir fırsat olarak değerlendirmiştir.

Akım içerisindeki kalp ve ruh değerlendirmelerine dair İslam literatüründe ve Türk eğitim tarihindeki dökümanlar ile sayısız mukayeseler yapılabilir. Fakat özetle şunu söylemekte yarar görüyoruz. Pietizmin kalp olarak nitelendirdiği kavramın bizdeki anlamının nefs, psikoloji diliyle self olduğunu söylemek pek yanlış olmasa gerektir. Ruh kavramının ise Lutherian terminoloji ile yakından alakalı olduğu görülmektedir ve yine bu kavrama ait sayısız benzerliklerin İslam eğitim ve tasavvuf anlayışında dönem itibariyle daha önceden mevcut olduğu konu ile ilgilenenlere yabancı değildir.

Örnek vermek gerekirse, Mevlânâ Celaleddin-i Rumî (1207-1273)’nin “‘Ruhumdan ruh üfürdüm’ diye anlatılan o can ışığı, o ruh mumu, balçık bedene din ışığı verir. Balçıkta yaratılış, bilgisiz oluş aleminden, ağır davranış huyundan çeker, çıkarır onu. Çünkü aklı şehvetinden üstün olan, meleklerden yücedir. Şehveti aklından üstün olan hayvanlardan aşağıdır.” [4] ifadeleri, bahsettiğimiz anlayışı hatırlatan ruh,insan ve yaratan üçlemesinin İslam kültüründeki anlatımıdır. Aynı şekilde maarifet, “geçmiş zamanlardaki zahitliğin mahsulüdür. Zahitlik ekmeye çalışmak, maarifet de o ekinin bitmesidir. Şu halde çalışmak ve inanmak, bedene benzer. Bu ekmenin canı da biten mahsuldür ve onu devşirmektir.” [5]diyen Mevlânâ’ya göre mistik yaşantı amel-i salihten beslenir, hikmet ile meyve verir.

İslamî terminoloji içerisinde, duygunun lehine kurulan bir denge ile kalp kavramı daha ziyade gönüle çevrilerek kullanılmıştır.

Hayatın anlamını, insanlığın dünya ve âhiret saadetine ulaşması gayesi ile bütünleştiren Mevlânâ’ya göre gönlü inceltmek, ilahî aşkla donatıp insanlığın hizmetine sunmak gerekir. “A gönül, ayrılıkta bir hayli can çekiştin. Artık buluşma temellerine gel. Katresin; gene denize var da O’na karşı miktarın ne bir gör.” [6] beyiti ile kâmil insana ulaşmayı hedef alan Mevlânâ için “olgunlaşmış, terbiye almış gönül Allah’a koşar, yalanla savaşır ve etrafa baht salar. Yeniden doğmak için batar, yani benliğini kaybeder. Onun kaybolması, yeniden doğması, gerçek benliğine kavuşması içindir. (O zaman) bulut gibi yükselir, yağmur gibi rahmet olarak yere iner.” [7]

Bu çok kısa mukayeseden sonra sonsöz olarak şunu da söylemek gerekir ki Francke, özellikle yüksek örğetimde yaptığı reformlar ve öğretmen yetiştirme faaliyetini başlatan kişi olması itibariyle [8], hususen yüksek öğretimi dönemin ihtiyaçları ile bağdaşır bir şekilde işler hale getirmesiyle başarılı bir eğitim reformisti ve aynı zamanda mistik bir mezhebi akımın ikinci mühim kişisi olarak dünya düşünce tarihi içerisinde yer almıştır.


[1] Grundgesetz für die Bundesrepublik Deutschland, WOM.23.Mai 1949.

[2] Ulrich Becker,, “Almanya’da Örgün ve Yaygın Eğitim Alanlarında Dinî Eğitim” (çev. A. Yeşil),Türkiye ve Almanya’da Eğitim Tartışmaları Semineri, Ankara 1998, 38.

[3] Verfassung für das Land Nordrhein - Westfalen, Artikel 7 (Grundsatze der Erziehung).

[4] Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, Mektuplar, (çev. ve haz. A. Gölpınarlı), İstanbul 1999,143.

[5] Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, Mesnevi, (çev.V. İzbudak ), İstanbul 1990, VI,167.

[6] Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, Dîvân-ı Kebîr, V, (çev. A. Gölpınarlı), İstanbul,1960, V, 2141-3.

[7] Mustafa,Usta, Divan-i Kebir’de Mevlana’nin Egitim Görüsü, Istanbul 1995, 147.

[8] Aytaç, Kemal (1980), Avrupa Egitim Tarihi, Ankara,1980, 160.