ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Mustafa Ertürk: İMÂM BUHÂRÎ’NİN SİYÂSET ANLAYIŞI: “YÖNETEN-YÖNETİLEN İLİŞKİSİ”
İbrahim Hatiboğlu: HADİS VE SÜNNET TERİMLERİNE FARKLI BİR YAKLAŞIM: FAZLURRAHMAN’IN HADİS VE SÜNNET AYIRIMI
Ahmet Yaman: BİR KAVRAM OLARAK “FIKIH KÂİDELERİ” YA DA İSLAM HUKUKUNUN GENEL İLKELERİ
Yaşar Yiğit: İSLÂM CEZA HUKUKUNDA KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ
Cem Zorlu: ABBÂSÎ DEVLETİ’NE KARŞI İLK SİLAHLI HAREKETLER
Tahsin Özcan: OSMANLI MAHALLESİ SOSYAL KONTROL VE KEFALET SİSTEMİ
Fevzi Günüç: OSMANLI SAN’ATINDA HAT
Hayri Erten: HZ. ÖMER DÖNEMİNDE SOSYAL YAPI VE DEĞİŞME
Süleyman Tuğral: FAHREDDİN RAZİ'DE VARLIK-MAHİYET İLİŞKİSİ
Rudolph Peters Çeviri: Abdullah Kahraman: CEZA HUKUKUNUN İSLAMÎLEŞTİRİLMESİ (KARŞILAŞTIRMALI BİR TAHLİL)
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Mehmet Akgül: OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E TOPLUMSAL DEĞİŞME;
YAŞAMA PRATİĞİ, KÜLTÜR VE DİN İLİŞKİSİ
Yurdagül Mehmedoğlu: KALP ve RUHU TANIMLAMAYA ÇALIŞAN BİR MEZHEP: PİETİZM EĞİTİMDEKİ İZDÜŞÜMLERİYLE A. HERMANN FRANCKE
Orhan Çeker: KADININ ŞAHİTLİĞİ ÜZERİNE
 
NOSTALJİ:
Muhammed Şerafuddin: MU’TEZİLE VE HUSÜN-KUBUH
  makaleler


FAHREDDİN RAZİ'DE VARLIK-MAHİYET İLİŞKİSİ


Süleyman TUĞRAL

Varlık ve mahiyet problemini bir metafizik problemi olarak felsefeye mâleden Farabî'dir.[1] Aristo eserlerinde varlık ve mahiyetten bahsetmekte ama onu epistemolojik bir problem olarak ele almaktadır. Aristo'nun Organon'unun İkinci Analitikler adlı kitabında şu ifadelere rastlıyoruz: “İnsanın ne olduğu başka bir şey, insanın var olması da başka bir şeydir.” Bu ifade insanın mahiyeti ile insanın varlığının birbirinden farklı olduğunu ihsas etmektedir. Acaba Aristo gerçekte böyle bir ayırımı mı kastetmektedir? Aristo'nun konuyla ilgili başka ifadeleri yukarıdaki ayırımın epistemolojik bir ayırım olduğunu göstermektedir. Adı geçen eserin birinci bölümündeki “Nesnenin var olduğunu öğrendiğimiz zaman da ne olduğunu araştırıyoruz,”[2] ifadesi bir şeyin varlığının ve mahiyetinin bilmenin konusu olduğunu göstermektedir. Yine Aristo'nun Metafizik adlı eserindeki ifadeler, bu görüşümüzü desteklemektedir: “Bu kanıtlardan her varlığın kendisinin, mahiyeti ile bir ve aynı olduğu ve bu aynılığın ilineksel anlamda bir aynılık olmadığı ortaya çıkmaktadır. Çünkü her varlığın ne olduğunu bilmek, onun mahiyetini bilmektir. Dolayısıyla tümevarım da zorunlu olarak onların her ikisinin bir ve aynı şey olduğunu göstermektedir.”[3] Aristo'nun bu ifadesi, ona göre ontolojik açıdan varlık ve mahiyet ayırımının olmadığını göstermektedir.

Aristo'da durum bu iken Farabi'nin Füsusu' l-Hikem'deki ifadeleri önce büyük ölçüde İbn Sina'yı etkileyecek, onun varlık ve mahiyet kavramlarını felsefesinin temel kavramlarından yapmasına sebep olacak, ardından da hem müslüman hem de batılı düşünürlere şu veya bu şekilde tesir edecektir.

Farabî ve İbn Sina'daki varlık ve mahiyet ayırımı batıda İbn Rüşd ve Thomas Aquinas, doğuda da Fahreddin Razî tarafından farklı şekillerde eleştirilecektir.[4] Fahreddin Razî'nin konuyla ilgili görüşlerini incelemeden önce, felsefe dünyasını derinden etkileyen Farabî'nin Füsus'daki konuyla ilgili görüşlerini vermekte yarar vardır:

“Etrafımızdaki her şeyin bir mahiyeti, bir de varlığı (hüviyyet) vardır. Bir şeyin mahiyeti, onun varlığı olmadığı gibi onun varlığına da girmiş değildir. İnsanın mahiyeti, varlığı olmuş olsaydı, senin insanın mahiyetini zihninde canlandırman onun varlığını zihninde canlandırman anlamına gelirdi. (Bir başka deyişle) “İnsan ne?” diye düşündüğünde insanın (bi'l-fiil) var olduğunu düşünmüş, (dolayısıyla) onun var olduğunu bilmiş olurdun. Bu da her zihinde canlandırmanın (tasavvurun) tasdiki gerektirmesine yol açardı.

Varlık (hüviyyet) da mahiyete girmiş değildir. Eğer girmiş olsaydı, onun oluşturucusu (mukavvimi) olur, mahiyetin tasavvuru da varlığı düşünmeksizin mümkün olmaz, zihnen de olsa onu mahiyetten ayırmak mümkün olmazdı. Böylece insanın varlığı cisim olmak ve canlı olmakla aynı anlama gelir, insanı insan olarak anlayan onun cisim mi canlı mı olması hususunda şüpheye düşmez, cismin ve canlının anlamını bildiğinde onun var olduğunda da şüphe etmezdi. Ama durum hiç de öyle değildir. Aksine duyular ya da kanıtların kesin bildirmesi söz konusu olmadıkça onun var olması hususunda şüpheye düşecektir. Var olanların varlığı ve hüviyeti onların kurucu unsurlarından değildir. Varlık gerekli arazlardandır (avarız-ı lâzime),(ama) ezcümle, varlık, mahiyetin ardından geliverip ona eklenen sıfatlardan (levahik) değildir. Sonradan eklenen sıfatlar zata ya zatından dolayı eklenir ve onun gerekli bir sıfatı olur, ya da ona zatın dışından arız olur. Varlığı olmayana var olmakta ona tabi olacak bir şeyin (sıfatın) lâzım olması muhaldir. Mahiyetin zihin dışında hasıl olmaksızın hasıl olan bir şeyin ona gerekli olması da muhaldir. Husulün husulden sonra kendine gerekmesi, varlığın (vücud) varlıktan sonra kendine gerekmesi mümkün değildir. Yoksa kendinden önce var olmuş olurdu. Varlığın, mahiyetin kendinden kaynaklanan bir sıfat (lahik) olması da mümkün değildir. Bir sıfatın bir şeye eklenmesi ancak o şey hasıl olduktan sonra mümkündür. Bu eklenebilen sıfatların sebebi o şey olduğu takdirde durum böyledir. Sonradan eklenen sıfatların sebebi olan şey, kendine tabi olan ve gereken sıfatların illetidir. İllet malulunu ancak kendi zorunlu olduğunda gerekli kılar. İlletin varlığı olmaksızın malulu gerekli olmaz. Varlık, varlığı ve mahiyeti birbirinden farklı olan şeylerde herhangi bir şekilde mahiyetin gerektirdiği bir sıfat olamaz. Olsaydı eğer varlığı kendinden olan ilk varlık, mahiyetinden farklı olurdu. Bu şöyle açıklanabilir: Her gerekli sonradan olma sıfat ya bir şeyin kendindendir ya da o şeyin dışındandır. Varlık (hüviyyet), varlıktan farklı mahiyetin kendinden gereken bir sıfat olmayınca, varlığın (hüviyyetin) mahiyete onun dışından geldiği anlaşılır. Varlığı, mahiyetinden ve mahiyetin kurucu unsurlarından (mukavvimlerinden) farklı olan şeyin varlığı o şeyin dışındandır. Bu durum mahiyeti varlığından farklı olmayan ilk varlıkta son bulur.”[5]

Farabi'nin bu ifadeleri İbn Sina tarafından benimsendi, geliştirildi.[6] Buradaki en önemli husus varlığın mahiyetle aynı olmadığı ona dışarıdan geldiği görüşüydü. Bu ifade Aristo'da ancak epistemolojik düzeyde olan ayırımı, metafizik bir problem haline getiriyor, kainattaki ilk varlık dışındaki oluşu açıklamakta varlık ve mahiyetin anahtar kavramlar olmasını sağlıyordu.

Fakat İbn Rüşd Aristo'nun bir takipçisi olarak bu ayırımı reddetti.[7] Fahreddin Razî ise bunu farklı bir şekilde yorumladı.[8]

Fahreddin Razî'nin konuyla ilgili görüşlerini varlık ve mahiyet kavramlarını tahlil ettikten sonra ortaya koyabiliriz.


[1] Atay, Hüseyin. Farabî ve İbn Sina'da Yaratma, Ankara, 1974, s. 15; Corbin, Henry. İslâm Felsefesi Tarihi (Çev. Hüseyin Hatemi), İstanbul, 1994, s. 289; Izutsu, Toshihiko, İslâm'da Varlık Düşüncesi (çev. İbrahim Kalın) İstanbul, 1995, s. 17.

[2] Aristoteles. İkinci Analtikler (Çev. H. Ragıp Atademir), İstanbul, 1989, s. 101, s. 88.

[3] Aristoteles. Metafizik (Çev. Ahmet Arslan), İzmir, 1985, cl,s. 332 (1031b 15-20)

[4] Izutsu, a.g.e., s. 17

[5] Farabî, Muhammed b. Muhammed. Füsusu'l-Hikem, Haydarabad, 1345, s. 2-3.

[6]Atay, Hüseyin. İbn Sina'da Varlık Nazariyesi, Ankara. 1983, s. 35; Fazlur Rahman, Essence and Existence in Avicenna, Mediaeval And Renaissance Studies, Vol IV. London, 1958, s.2.

[7]Atay. a.g.e., s. 86.

[8] a.g.e., s. 94.