|
BİR KAVRAM
OLARAK “FIKIH KÂİDELERİ” YA DA İSLAM HUKUKUNUN GENEL
İLKELERİ
Ahmet YAMAN
Kamu ve özel hukukun hemen her alanında uygulanabilen ve
hukukun temel ilkelerini yansıtan komprime hukuk kurallarına,
“hukukun genel ilkeleri” adı verilmektedir. Bir başka ifadeyle
hukukun genel ilkeleri, kanunlardaki münferit kuralların
temelini teşkil eden ve bilinçli ya da bilinçsiz hukukî
yargılarımızı etkileyen, hukuk idesinden doğmuş büyük
fikirler ve genel gerçekliklerdir.
Hukukun
genel ilkeleri (les
principes generaux du droit; allgemeine
rechtsgrundsatze), pozitif/mer’î hukuk düzenlemelerinin
üstünde, bütün insanlığın hayatına uygulanabilecek,
ve akıl ile hukukun vazgeçilmez temel idesi olan
“adalet”e uygun ideal hukuk kurallarını temsil
ederler.
Hemen
her hukuk sisteminde, çoğu veciz ifadeler şeklinde olan
ve geniş uygulama sahası bulunan bu tür ilkeler görülmektedir.
Mesela insanlık tarihinin köklü hukuk sistemlerinden
birisi olan Roma hukukunda, tafsilatlı hükümler yanında
genel yaklaşımların da varlığı bilinmektedir. “Eşit
hakka mâlik olanlar arasında engel olan, en kuvvetlisidir”,
“Kimse zilyetliğin
hukukî sebebini bizzat değiştiremez”,
“Cins tamamen yok
olamaz”,
“İcâzet vekalet
demektir”
gibi genel kaideler, bu meyanda hemen göze çarpmaktadır.
Aynı şekilde,
orta zamanların Katolik Kilise hukukunu derleyen C.İ.Canonici’de
“Sükût eden kabul
eder” anlamında qui
tacet consentire videtur ilkesi yer almaktaydı.
İslâm hukukunda da, ilk dönemlerin birikiminden istifadeyle orta
zamanlardan itibaren bu anlamı ifade edecek tarzda “el-Kavâidü'l-Fıkhiyye”
veya “el-Kavâidü'l-Külliyye”
terimleriyle genel fıkıh prensipleri tesbit edilmiş ve
edebiyatı teşekkül etmiştir.
Biz
burada, bir kavram olarak “fıkıh kaidesi” üzerinde
duracak, tarifi, tarihî süreci, faydaları, kullanım
alanları, sınıflanması ve edebiyatı başlıklarıyla
konuyu ele almaya çalışacağız.
|