ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Halit Çalış: TEBERRU EHLİYETİ BAĞLAMINDA KADININ MALÎ ÖZERKLİĞİNİN ERKEĞİN İZNİNE BAĞLANMASI
Osman Güner: TARİHSEL SÜREÇTE SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI OLGUSUNA BUHÂRÎ’NİN FIKHU’L-HADÎSİ ÖZELİNDE BİR BAKIŞ
Metin Yılmaz: İSLÂM TARİHİNİN İLK DÖRT ASRINDA KURUMSAL İŞ BİRLİKTELİĞİNE BİR ÖRNEK: MUHTESİB-POLİS DAYANIŞMASI
Bahattin Dartma: KUR’ÂN’IN SES, SÖZ, ANLAM UYGUNLUĞU
Yavuz Köktaş: ŞÂTIBÎ’NİN HADÎS VE SÜNNET ANLAYIŞI
Gıyasettin Arslan: TÜRKÇE KUR’AN MEALLERİNDE “MİN” HARFİNİN AKTARIM PROBLEMİ
Şaban Haklı: İBN SÎN FELSEFESİNDE “FÂİL NEDEN”İN (ETKİN NEDEN), NEDENSELLİK SORUNU AÇISINDAN İNCELENMESİ
Celaleddin Çelik: SOSYAL EŞİTSİZLİK İLE DİNÎ YAŞAYIŞ ARASINDAKİ ETKİLEŞİME SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM
Şahin Efil: PARAPSİKOLOJİK FENOMENLER ÜSTÜNE BİLİMSEL VE FELSEFÎ BİR SORUŞTURMA
Robert W. Crapps Çeviri: Ali Ayten: PSİKANALİZ VE DİN
Mervyn Hiskett Çeviri: Kadir Özköse: BATI AFRİKA’DA KÂDİRİYYE TARİKATI MENSUPLARININ ISLAHAT HAREKETLERİ
Ahmed Muhtar Ömer Çeviri: Ömer Kara: MORFOLOJİK (SARFÎ) VE LEKSİKOLOJİK (MU’CEMÎ) DELÂLETLER ARASINDA ESMÂ-İ HÜSNÂDA TERÂDÜFÜN NEFYİ [ve FURÛKUN İSBÂTI]
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mustafa Tekin: OSMANLI’DA ULEMADAN AYDINA DÖNÜŞÜM SÜRECİ -SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM-

Abdullah Feyzi Kocaer: İHTİSASIN ÖNEMİ VE HADİS KONUSUNDAKİ BİR MAKALENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 
NOSTALJİ:

Fuad Köprülü: İSLÂM SÛFÎ TARÎKATLERİNE TÜRK-MOĞOL ŞAMANLIĞININ TE’SİRİ

  makaleler


TARİHSEL SÜREÇTE SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI OLGUSUNA BUHÂRÎ’NİN FIKHU’L-HADÎSİ ÖZELİNDE BİR BAKIŞ

Osman GÜNER

İslam tarihi boyunca, Hz. Peygamber’in söz ve davranışlarının gerek Müslümanlar ve gerekse diğer insanlar için örneklik teşkil etmesi konusunda -bazı marjinal grupları istisna edersek- hiçbir ihtilâf vaki olmamıştır. Müslümanların, kendilerine örnek olarak gördükleri,[1] yüksek ahlâk sahibi[2] ve son peygamber Hz. Muhammed’in (a.s.) örnek alınıp alınamayacağını ilke olarak tartışmaları elbette mümkün değildir. Bununla birlikte onun hangi söz ve davranışlarının örneklik teşkil ettiği, örneklik teşkil edenlerin de teşrî açıdan bağlayıcı olup olmadıkları tarih boyunca tartışma konusu olmuştur.[3] Bu makalede, hadisin altın çağı olarak kabul edilen h. III. asra kadar geçen süre içerisinde, sünnetin anlaşılmasına yönelik nasıl bir fikrî gelişim ve mücadele seyri yaşandığına işaret ettikten sonra, muhaddislerin en gözde simalarından biri olarak kabul edilen İmam Buhârî’nin sünnet ve hadislerin bağlayıcılığı olgusuna nasıl yaklaştığını ve bu hususta nasıl bir yöntem izlediğini, Sahîh’indeki fıkhî görüşlerini (fıkhu’l-hadîsini) yansıtan bâb başlıklarından müşahhas örnekler vererek ortaya koymaya çalışacağız. Bununla amacımız, İslam düşüncesinin geleneksel ve muhafazakâr kanadını temsil ettiği iddia edilen muhaddislerin, sünnet ve hadisleri anlama ve yorumlama konusundaki fikrî çabalarının hangi düzeyde olduğunu, sünnetin bağlayıcılığı ilkesini esas alarak tespite çalışmaktır.

Hz. Peygamber, hayatta iken ashâbı tarafından izlendiğini, örnek alındığını, adım adım takip edildiğini ve hatta vefatından sonra da örnek alınacağını biliyordu. Bununla birlikte söylediği sözler ve yaptığı davranışlarının ne ifade ettiğini, hangilerinin teşrî yönden bağlayıcı olduğunu, hangilerinin olmadığını açıklamamış, bu konuda herhangi bir ayrım yapmamıştır.[4] O, bu hususta sadece birkaç kez, tümüyle dünyevî sayılabilecek ve doğrudan risalet göreviyle alâkalı olmayan işler ile tebliğ etmekle yükümlü olduğu dinî konulara ilişkin talimatlarını birbirinden ayırmıştır. Nitekim ‘Telkîhu’n-Nahl (Hurma Aşılaması)’ diye meşhur hadisin sonunda dile getirdiği şu cümle buna en çarpıcı örnektir: “(Şunu iyi bilin ki,) Ben de bir beşerim; size ‘dininize’ ilişkin bir şey emredersem onu alın. Eğer kendi reyimle bir şey emredersem, (nihayet) ben de bir beşerim.”[5] Bu hadisin başka bir tarikinde de: “Siz ‘dünya’ işlerinizi (benden) daha iyi bilirsiniz”[6] buyurmuştur. Ancak burada hemen belirtmeliyiz ki, Hz. Peygamber bu hadisinde, bazılarının sandığı gibi mutlak manada bir din-dünya ayrımına gitmemiştir. O bu sözleriyle, dinin herhangi bir talimatının bulunmadığı konularda her meslek erbabının, kendi dünyasıyla ilgili işleri diğer insanlardan daha iyi bileceğini ima etmiştir. Esasen burada geçen ‘din’ kelimesini de, vahiy manasına kullanmıştır.[7] Dolayısıyla gerek Hz. Peygamber’in şahsiyeti, gerekse getirdiği dinin temel ilke ve esaslarını göz önüne aldığımızda, onun yalnızca bu ifadesine bakarak, tavır ve davranışlarında din-dünya ayrımı gözettiği ve sahabeye de bu konuda tavsiyelerde bulunduğu şeklinde bir sonuca varmamız imkânsızdır.[8]


[1] Ahzâb, 33/21.

[2] Kalem, 68/4.

[3] İslam âlimleri arasında sünnetin bağlayıcılığı açısından yapılan tartışmalar, görüş ayrılıkları, bu konuya tahsis edilen eserler ve bu eserlerdeki taksimat hakkında geniş bilgi için bk. Talat Sakallı, “Sünnet'in Bağlayıcılık Açısından Taksimi”, S. D. Ü. İlahiyat Fak. Der., s. 39-102; Hayreddin Karaman, “Bağlayıcılık Bakımından Rasûlullah'ın Davranışları”, Hz. Peygamber ve Aile Hayatı, İlmî Neşriyat, İstanbul, 1989, s. 127-150; Bünyamin Erul, “Sahabenin Sünnet'e Bağlayıcılık Açısından Bakışları”, İslâmî Araştırmalar Der., C: X/1, s. 59-68.

[4] Bk. Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, Hüccetullâhi’l-Bâliğa, (trc. Mehmet Erdoğan), İz Yay., İstanbul, 1994, I/475.

[5] Müslim, Fedâil, 140 (IV/1835).

[6] Müslim, Fedâil, 139-141 (IV/1835): “أنتم أعلم بأمور دنياكم

[7] Bk. Mehmet Görmez, Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu, T. D. V. Yay., Ankara, 1997, s. 292.

[8] Bu hadisin manası ve yorumuna ilişkin ayrıntılı bilgi için bk. Kâdı İyâz, Şifâ-i Şerîf, (trc. S. Cebeci), Rehber Yay., Ankara, 1992, s. 483-4; Yûsuf el-Karadâvî, Bilgi ve Medeniyet Kaynağı Sünnet, (trc. Ö. Hıdır), Yörünge Yay. İstanbul, 2001, s. 16-22.