|
İBN SÎN FELSEFESİNDE “FÂİL NEDEN”İN (ETKİN NEDEN), NEDENSELLİK SORUNU AÇISINDAN İNCELENMESİ
Şaban HAKLI
İbn Sînâ’nın
(ö. 428/1037) “neden” (causality) sorununa ilişkin
görüşü, her ne kadar Aristo’nun (m.ö. 384-322)
etkisinde gelişse de onun, özellikle “fâil
neden”le (efficent causality) ilgili özgün yaklaşımları
bilim, felsefe ve kelâm açısından önem arz
etmektedir. İbn Sînâ’nın, ileride ele alınacağı
üzere dört nedenden “fâil neden”i sisteminin
merkezine alması, “neden” sorununun, buna bağlı
olarak “nedensellik” sorununun farklı bir şekilde
kurgulanması gerektiği sonucunu doğurmuştur.
“Farklı
bir şekilde kurgulanması gerektiği” ifadesinden,
nedensellik sorununun, felsefî dayanakları ve bu
dayanaklar ışığında nasıl bir çerçeveye
oturtulduğu anlaşılmalıdır. Çünkü İslâm düşünce
tarihinde başta İbn Sînâ olmak üzere İslâm
filozofların, nedenselliği kabul eden görüşlerinin
eleştirisi, onların, nasıl bir nedensellik tasarladıklarının
araştırılmasının sürekli önünde olmuştur. Bu
durum, Tanrı-âlem ilişkisinin kurgulanması, âlemde
olup biten olayların Tanrı’yla ilişkisi gibi
felsefî birçok farklı yaklaşımın, geleneksel (Sünnî)
İslâm düşüncesine yapabileceği katkıları en
aza indirmiştir.
Nedensellik
sorunu, felsefe ile kelâm ilmi arasındaki en nazik
ve en hassas konular arasında yer almaktadır.
Bilindiği gibi hicrî altıncı yüzyılda Sünnî düşüncenin
en otoriter kişilerinden Gazzâlî (ö. 505/1111)
tarafından nedensellik, Tanrı’nın irâdesiyle bu
âleme her an müdahale etmesini, âlemdeki olayların
meydana gelmesinde Tanrı’nın doğrudan etkisini
imkânsız kıldığı ve mucize gibi din açısından
gerçekliğine inanılması zarûrî hususları da inkâr
etmeyi gerektirdiği düşünüldüğü için
reddedilmişti.
Ne var ki İslâm düşünce tarihinde Gazzâlî’nin
temsil ettiği bu yaklaşım, bütün Müslüman
otoritelerce kabul edilen tek yaklaşım (nesnel)
olmamıştır. Konumuz, bu yaklaşımları ayrıntıları
ile ortaya koyup tartışmak olmadığından şu kadarını
söylemekle yetinelim. Görünen o ki nedenselliğin
kabulünü ya da reddini belirleyen şey, dinin
kendisi olmaktan ziyade epistemolojik, ontolojik ve
kozmolojik teoriler ve kabullerdir.
Nedenselliği
kabul edenleri de, sisteminde etkin olarak Tanrı düşüncesine
yer verenler ve vermeyenler şeklinde ikiye ayırmak
sanırım doğru olur. Şöyle ki, hemen hemen bütün
nedenselciler “a, b’nin nedenidir” dendiğinde
“a”nın neden olmasını, “a”da bulunan
tabiatla açıklarlar. Bunu klâsik bir örnekle söylersek
“ateş, pamuğu yakar” önermesinde pamuğun
yanmasının nedeni, ateşin yakıcı tabiatıdır. Bu
olayı, her iki nedenselci bakış açısına göre
çözümleyecek olursak örneğin sisteminde Tanrı düşüncesine
yer vermeyen natüralistler bunu şöyle açıklarlar:
Ateşin tabiatı
yakıcılıktır. Yakıcılık, onun kendi özünden
kaynaklanmıştır. Bu yakıcığın, ateşin dışında
hiçbir nedeni yoktur. Halbuki İbn Sînâ’nın
ifadesiyle metafizikçi natüralistler ise (et-tabîiyyûne
mine’l-ilâhiyyîn) ateşin yakıcılığını, ateşin,
Tanrı tarafından belirlenmiş tabiatıyla açıklamışlardır.
Bu nedenle “bir şeyin kendi özünden kaynaklanan
dolayısıyla kendi dışında hiçbir nedeni olmayan
tabiat”, “şeyde, şeyin dışındaki bir nedenle
belirlenmiş tabiat”tan farklıdır. Bu durum,
nedenselliği kabul edenleri tek bir kategoride ele
almanın doğru olmadığını ortaya koymaktadır.
Nedenselliğin
nihâî nedeni konusundaki farklı yaklaşımların
bilinmesi, nedenselliği kabul edenleri, tek bir
kategoriye sokma hatasından koruyacağı gibi eleştirilerin,
nesnel olarak nedenselliğe değil de hangi tür
nedensellik anlayışına yönelik olduğunu da
belirleyecektir. Çünkü nedenselliği kabul eden ama
düşünce sisteminde Tanrı’ya hiç yer vermeyen
birine yöneltilen eleştirilerin aynısının, bu âlemde
görülen nedenselliği, Tanrı’yla açıklayan
birine yöneltilemeyeceği açıktır.
Bu
çalışmamızda biz, neden ve nedensellik fikrinin
tarihî seyrine kısaca temas ederek nihâî neden
olarak Tanrı’nın düşünüldüğü (İbn Sînâ’nın
şahsında) nedensellik anlayışına temas edeceğiz.
Amacımız, İslâm filozoflarının nedensellikle
ilgili görüşlerini, her türlü eleştiriye
kapatmak ya da onların lehine bir tavır sergilemek
değil aksine özgün tarafları olan ama üzerinde
fazla durulmadığını düşündüğümüz görüşleri,
nesnel olarak ortaya koymaktır.
|