ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Halit Çalış: TEBERRU EHLİYETİ BAĞLAMINDA KADININ MALÎ ÖZERKLİĞİNİN ERKEĞİN İZNİNE BAĞLANMASI
Osman Güner: TARİHSEL SÜREÇTE SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI OLGUSUNA BUHÂRÎ’NİN FIKHU’L-HADÎSİ ÖZELİNDE BİR BAKIŞ
Metin Yılmaz: İSLÂM TARİHİNİN İLK DÖRT ASRINDA KURUMSAL İŞ BİRLİKTELİĞİNE BİR ÖRNEK: MUHTESİB-POLİS DAYANIŞMASI
Bahattin Dartma: KUR’ÂN’IN SES, SÖZ, ANLAM UYGUNLUĞU
Yavuz Köktaş: ŞÂTIBÎ’NİN HADÎS VE SÜNNET ANLAYIŞI
Gıyasettin Arslan: TÜRKÇE KUR’AN MEALLERİNDE “MİN” HARFİNİN AKTARIM PROBLEMİ
Şaban Haklı: İBN SÎN FELSEFESİNDE “FÂİL NEDEN”İN (ETKİN NEDEN), NEDENSELLİK SORUNU AÇISINDAN İNCELENMESİ
Celaleddin Çelik: SOSYAL EŞİTSİZLİK İLE DİNÎ YAŞAYIŞ ARASINDAKİ ETKİLEŞİME SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM
Şahin Efil: PARAPSİKOLOJİK FENOMENLER ÜSTÜNE BİLİMSEL VE FELSEFÎ BİR SORUŞTURMA
Robert W. Crapps Çeviri: Ali Ayten: PSİKANALİZ VE DİN
Mervyn Hiskett Çeviri: Kadir Özköse: BATI AFRİKA’DA KÂDİRİYYE TARİKATI MENSUPLARININ ISLAHAT HAREKETLERİ
Ahmed Muhtar Ömer Çeviri: Ömer Kara: MORFOLOJİK (SARFÎ) VE LEKSİKOLOJİK (MU’CEMÎ) DELÂLETLER ARASINDA ESMÂ-İ HÜSNÂDA TERÂDÜFÜN NEFYİ [ve FURÛKUN İSBÂTI]
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mustafa Tekin: OSMANLI’DA ULEMADAN AYDINA DÖNÜŞÜM SÜRECİ -SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM-

Abdullah Feyzi Kocaer: İHTİSASIN ÖNEMİ VE HADİS KONUSUNDAKİ BİR MAKALENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 
NOSTALJİ:

Fuad Köprülü: İSLÂM SÛFÎ TARÎKATLERİNE TÜRK-MOĞOL ŞAMANLIĞININ TE’SİRİ

  makaleler


MORFOLOJİK (SARFÎ) VE LEKSİKOLOJİK (MU’CEMÎ) DELÂLETLER ARASINDA ESMÂ-İ HÜSNÂDA TERÂDÜFÜN NEFYİ [VE FURÛKUN İSBÂTI]

Ahmed Muhtar ÖMER - Çeviren: Ömer KARA

İhtilâf, ismin ister leksik manasından (iki isim, kök olarak farklılık arz eder; mana itibariyle bir yakınlık bulunur; bu durumda müterâdif sanılır.[1]) isterse morfolojik anlamından kaynaklansın (iki isim, kök itibariyle aynı olur; bu durumda bu ikisinin tekrar ettiği sanılır.) bilginler, esmâ-i hüsnâda delâlet/anlam açısından aynı olan iki ismin bulunmadığını benimsemişlerdir.

Birinci Kısım (Leksik Anlamdan Kaynaklananlar): Bunlar, manaları yakın olan iki kelimenin müterâdif sanıldığı sıfatlardır:

Allah’ın kendi zâtını nitelediği şükür ve hamd kelimeleri arasındaki ayrım, şu âyetlerde görülebilir.

a. “واعلموا ان الله غني حميد[2];   انه حميد مجيد[3];  تنزيل من حكيم حميد[4]

b. “ومن تطوع خيرا فإن الله شاكر عليم[5];  ان ربنا لغفور شكور[6];  والله شكور حليم[7]

Bilginler, bu iki kelimenin farklı anlamlara geldiğine bir çok hadîs ve rivâyette aralarının atıf harfi ile cem edilmesini kanıt olarak sunarlar. Çünkü atıfta aslolan, değişimdir; farklılıktır.[8] Örneğin bir hadîste şöyle geçmektedir:

 فاذا جعت تضرت اليك وذكرتك واذا شبعت حمدتك وشكرتك

Bir diğeri de şöyledir: “فكبرت الله وحمدت وشكرت[9]

Ebû Hilâl el-Askerî, iki kelimenin arasını şöyle ayırır: “Şükür, nimet verene tazim için nimeti itiraf etmektir; sadece nimet üzerine yapılır. Hamd ise tazim için güzellikleri söylemektir; nimet karşılığı olabileceği gibi nimetin dışında da yapılabilir. Allah’ın şükr kelimesiyle nitelenmesi, mecazen mümkündür. Bundan maksat ise nimete şükredenlerin itaatine mükâfat vermesidir.”[10]

Bir başka örnek, Allah’ın kendisini afv ve mağfiret ile vasıflandırmasıdır. Şu âyet örneğinde görmekteyiz: “ان الله لعفو غفور[11]

Ebû Hilâl el-Askerî, iki kelimenin farkını şöyle verir: “Sen, ‘عفوت عنه’ dediğinde bu, senin ondan zemmi/ yergiyi ve ikâbı kaldırdığını; ‘غفرت له’ dediğinde ise bu, senin onun günahını gizlediğini ve onu rezil etmediğini gerektirir.”[12]

Bir başka örnek, Allah’ın kudret ve kahr ile nitelenmesidir. Bunu şu âyetlerde görüyoruz:

اليس ذلك بقادر على ان يحيي الموتى[13]; “متفرقون خير ام الله الواحد القهار[14]

Ebû Hilâl el-Askerî, kudret ve kâhir kelimelerini şöyle ayırmaktadır: “Kudret, takdir edilenlerin büyüğüne de küçüğüne; kahr ise takdir edilenlerin büyüğüne delâlet eder. Bundan dolayı kudret sıfatıyla mübâlağa yapılmak istendiğinde ‘kâhir melik’ denilir.”[15]

Bir başka örnek de Allah’ın hafîz, rakîb ve müheymin ile vasıflanmasıdır. Allah’ın şu âyetleri bunun örneğidir:

الله حفيظ عليهم[16]; “وكان الله على كل شيئ رقيبا[17]; “القدوس السلام المؤمن المهيمن[18]

Ebû Hilâl el-Askerî, ilgili kelimeleri şöyle açıklar: “Rakîb, senin işlerini teftiş ederek gözetleyen kimse demektir. Hâfız, işlerin teftişini ve araştırılmasını içermez. Müheymin ise bir şeyi tedbir eden kimse demektir.”[19]

İkinci Kısım (Morfolojik Anlamdan Kaynaklananlar): İsimlerin kökte birleşmesi ve vezinde farklılaşması durumudur; her bir isimde sîğanın anlamının farklılaşması, bunlar arasında terâdüf ihtimalini ortadan kaldırır.

Bunun isimlerin üç çeşidini kapsadığını görüyoruz:

1. Mücerred ve mezîd olarak farklılaşan iki fiilden sıfat türetilmesi yoluyla vezin ihtilâfı ortaya çıkaran tür.

2. Ziyâde eki açısından farklılaşan iki mezîd fiilden sıfat türetilmesi yoluyla vezin ihtilâfı ortaya çıkaran tür: Bu iki fiilden her biri, morfolojik manasını mezîd fiilinin manasından kazanmaktadır.

3. (İsm-i fâil, sıfat-ı müşebbehe, sîğatü’l-mübâlağa, ism-i tafdîl, el-vasf bi’l-mastar) gibi özel niteleyici bir sıfatla fâile delâlet eden bir sıfatın türetilmesi yoluyla vezin ihtilâfı ortaya çıkaran bir tür: Her isim, kendisini özel nitelikli türevin yüklendiği özel bir manaya veya fiilinin morfolojik manasına delâlet eder.


[1] Ebû Hilâl el-Askerî, Furûk adlı eserinde şöyle demektedir: “Bir dilde (lehçede) zâtlardan bir zâta ve manalardan bir manaya delâlet eden her iki isimden biri, ötekinin yüklendiği anlamdan farklı bir anlamı yüklenir.” (Askerî, Ebû Hilâl, el-Furûku’l-Luğaviyye, tah. Hüsâmeddîn el-Kudsî, Beyrut, ts., s. 11). Bkz. Mahmûd, Süleymân Sâmî, en-Nûru’l-Esmâ fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ, Kahire, 1990, s. 91.

[2] Bakara, 2/267.

[3] Hûd, 11/73.

[4] Fussilet, 41/42,

[5] Bakara, 2/158.

[6] Fâtır, 35/34.

[7] Teğâbun, 64/17.

[8] Ebû Hilâl el-Askerî, Furûk adlı eserinde şöyle demektedir: “Bir şey ötekine atfediliyor ve bu iki şey tek bir şeyi gösteriyorsa, bu durumda bunlardan birinde olan şey ötekinde yoktur.” Askerî, Furûk, s. 11.

[9] Şâyi’, Muhammed b. Abdurrahmân, el-Furûku’l-Luğaviyye ve Eseruhâ fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Kerîm, Riyad, 1993, s. 216, 217.

[10] Askerî, Furûk, s. 35-6.

[11] Hacc, 22/60.

[12] Askerî, Furûk, s. 15.

[13] Kıyâmet, 75/40.

[14] Yûsuf, 12/39.

[15] Askerî, Furûk, s. 84.

[16] Şûrâ, 42/6.

[17] Ahzâb, 33/52.

[18] Haşr, 59/23.

[19] Askerî, Furûk, s. 170.