ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Halit Çalış: TEBERRU EHLİYETİ BAĞLAMINDA KADININ MALÎ ÖZERKLİĞİNİN ERKEĞİN İZNİNE BAĞLANMASI
Osman Güner: TARİHSEL SÜREÇTE SÜNNETİN BAĞLAYICILIĞI OLGUSUNA BUHÂRÎ’NİN FIKHU’L-HADÎSİ ÖZELİNDE BİR BAKIŞ
Metin Yılmaz: İSLÂM TARİHİNİN İLK DÖRT ASRINDA KURUMSAL İŞ BİRLİKTELİĞİNE BİR ÖRNEK: MUHTESİB-POLİS DAYANIŞMASI
Bahattin Dartma: KUR’ÂN’IN SES, SÖZ, ANLAM UYGUNLUĞU
Yavuz Köktaş: ŞÂTIBÎ’NİN HADÎS VE SÜNNET ANLAYIŞI
Gıyasettin Arslan: TÜRKÇE KUR’AN MEALLERİNDE “MİN” HARFİNİN AKTARIM PROBLEMİ
Şaban Haklı: İBN SÎN FELSEFESİNDE “FÂİL NEDEN”İN (ETKİN NEDEN), NEDENSELLİK SORUNU AÇISINDAN İNCELENMESİ
Celaleddin Çelik: SOSYAL EŞİTSİZLİK İLE DİNÎ YAŞAYIŞ ARASINDAKİ ETKİLEŞİME SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM
Şahin Efil: PARAPSİKOLOJİK FENOMENLER ÜSTÜNE BİLİMSEL VE FELSEFÎ BİR SORUŞTURMA
Robert W. Crapps Çeviri: Ali Ayten: PSİKANALİZ VE DİN
Mervyn Hiskett Çeviri: Kadir Özköse: BATI AFRİKA’DA KÂDİRİYYE TARİKATI MENSUPLARININ ISLAHAT HAREKETLERİ
Ahmed Muhtar Ömer Çeviri: Ömer Kara: MORFOLOJİK (SARFÎ) VE LEKSİKOLOJİK (MU’CEMÎ) DELÂLETLER ARASINDA ESMÂ-İ HÜSNÂDA TERÂDÜFÜN NEFYİ [ve FURÛKUN İSBÂTI]
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mustafa Tekin: OSMANLI’DA ULEMADAN AYDINA DÖNÜŞÜM SÜRECİ -SOSYOLOJİK BİR YAKLAŞIM-

Abdullah Feyzi Kocaer: İHTİSASIN ÖNEMİ VE HADİS KONUSUNDAKİ BİR MAKALENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 
NOSTALJİ:

Fuad Köprülü: İSLÂM SÛFÎ TARÎKATLERİNE TÜRK-MOĞOL ŞAMANLIĞININ TE’SİRİ

  araştırma notları


İHTİSASIN ÖNEMİ VE HADİS KONUSUNDAKİ BİR MAKALENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Abdullah Feyzi KOCAER

Kişinin uzmanı olmadığı hususlarda konuşmaması, meseleyi işin ehline havale etmesi en doğru ve en sağlam yoldur. Özellikle bir sahanın hassas noktalarında böyle davranmasının lüzumu tartışma götürmez bir husustur.

Sözgelimi, tıp sahasında bilgi ve ihtisası olmayan bir kimsenin bu sahada bir şeyler yapmaya kalkışması, ileride telâfisi mümkün olmayan ağır sonuçlara sebep olabilir. Bu nedenle tıp uzmanları, konu ile alâkası olmayanların hastaya müdahalesine şiddetle karşı çıkar, son derece hassasiyet gösterirler. Bu durum sadece tıp sahasında değildir, tüm uzmanlık isteyen alanlar da böyledir. Zaten doğru olan da budur. Bizim için önemli olmadığını sandığımız nice ayrıntı ve teferruatın altında nice önemli hususlar vardır ki, bunları ancak o sahanın uzmanları fark edebilir.

Bilindiği gibi her bilimin kendisine has özel incelikleri ve ayrıntıları vardır. Bir kimsenin bu hususları bilmeden konu üzerinde söz söylemesi doğru olmaz. Bu incelememizde dinî konuda uzman olmayanların konu üzerinde söz etmesinin sakıncalarına değinmek istiyoruz. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, din ve dinî konular hiçbir kimsenin tekelinde değildir. Herkes dini öğrenip öğretebilir. Ancak bizim itirazımız konu hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan, diğer bir değişle uzmanı olmadan ileri geri söz edilmesidir. Her bilimin uzmanları, o konuda uzman olmayanların söz etmesine kesinlikle karşı çıkarken ne yazık ki, ilâhiyat sahası bu hususta en mazlumdur. Önüne gelen konuşur kafasına göre fetvasını verir. Hatta sahanın en ince hususlarında cesaretle konuşur, genel ilâhiyat eğitiminin ötesinde ihtisas isteyen konular bile, böyleleri için söz konusu olmaz. Bu nedenle diğer sahalara göre ilâhiyat alanı uzmanlık dışı müdâhalelere en fazla maruz kalan bir alandır.

Bu yazımızda, ilâhiyat sahasında ve bu sahanın özel bir bölümü olan hadis alanında konunun uzmanı olmayan bir kalem tarafından yazılmış ve son derece cesaretli bulduğumuz bir makaleyi ele alacak ve uzmanlık alanı dışına çıkması nedeniyle ne gibi sakıncalara düşüldüğünü tespit etmeye çalışacağız.

Türkiye’nin ilk atom mühendisi ve sahasında pek çok araştırmalara imza atmış, teorik fizik ve matematik fizik alanında söz sahibi, nükleer konular uzmanı bir büyüğümüz Sayın Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre, çeşitli yerlerde yazdığı makalelerini “Din İlim Medeniyet” başlığı altında bir kitapta toplayarak yayımlamıştır.[1] Bu büyüğümüz ilgili kitabında değişik konulara değinirken “Hadislerin Sıhhati Meselesine Objektif Bir Metodoloji Çerçevesinde Bakış” adıyla hadis ilmi konusuna girmiş ve konunu uzmanları arasında tartışılabilecek derin meselelere değinmiştir. Araştırmasının dipnotlarında verdiği kaynaklara bakıldığında konunun temel kaynaklarına inmede zorunlu gördüğümüz Arapça bilgisinin olmadığı izlenimi hissedilmektedir. Zira verdiği kaynaklar tamamen tercüme kaynaklardır. Diğer taraftan verdiği kaynakların birinci derece temel kaynaklar olmaması kendisinin, ince ayrıntılarından söz ettiği bilim dalı hakkında yüzeysel bilgisinin olduğunu göstermektedir. [2]

Yirmi üç sayfalık makalesinin neresine bakılırsa bakılsın her sayfasında mutlaka eleştirilecek bir tarafın bulunduğunu görmem beni, keşke bu büyüğümüz ihtisası olan sahada derin ve tartışmalı konulara girseydi diye serzenişte bulunmama sevk etti.

Yazarımızın konuya oldukça yüzeysel kaldığını gösteren şu ifadeler, kendisinin branşı olmayan sahada teknotrat düşünerek nasıl bir yanılgıya düştüğünü göstermektedir. Kendisi şöyle demektedir:

“Özellikle Emevî ve Abbâsî dönemlerinde sayısız hadis uydurulmuş olması karşısında yapılmış olan ayıklama ameliyesinden sonra yalnızca Mâlik bin Enes’in, Buhârî’nin, Müslim’in, Ebû Dâvûd’un ve Ahmed bin Hanbel’in elemiş oldukları hadislerin sayısı 2.200.000’i geçmektedir.” [3]

Sözünü ettiği iki milyon iki yüz bin hadisi neye göre tespit etmiştir, anlaşılır gibi değil. Hiçbir kaynak bu müelliflerin eleme yaptığı hadislerin toplamının 2.200.000 olduğunu bildirmemiştir. Kanaatimce yazarın böyle bir rakamı elde etmesi şu yanlış hesaplamaya dayanmaktadır:

1. 2. 3. 4. ve 5. dipnotlarda bu hadis kitaplarını tanıtırken, Muvatta’ın 100.000 hadisten, Buhârî’nin 600.000 hadisten, Müslim’in 300.000 hadisten, Ebû Dâvûd’un 500.000 hadisten, Ahmed bin Hanbel’in Müsned’ini 750.000, bir diğer rivayete göre 1.000.000 hadisten seçerek hazırladığını belirtir.

Buna göre sanırım kendisi seçme öncesi rakamları bir araya toplayarak 2.250.000 rakamını elde edip bundan da dipnotta verdiği bilgilerde bulunan kitaplarda şu anda bulunan hadislerin sayısını bu rakamdan çıkararak 2.200.000 sayısını elde etmiş olmalıdır.

Halbuki, bu konuda verilen yüz bin, iki yüz bin ve benzeri şekildeki rakamlar, aynı hadisin değişik senetleri nedeniyle ulaşılan neticelerdir.[4] “Muvatta’ın 100.000 hadisten, Buhârî’nin 600.000 hadisten, Müslim’in 300.000 hadisten, Ebû Dâvûd’un 500.000 hadisten Ahmed bin Hanbel’in Müsned’ini 750.000 hadisten…” diye getirdiği rakamlardaki hadisler de birbirinin benzeri hadislerdir. Buhârî’nin seçme yaptığı 600.000 hadis ile Ahmed bin Hanbel’in seçme yaptığı 750.000 hadis müstakil farklı hadisler değildir. Eğer her müellifin kitabını telif ederken ön elemeye tâbi tuttuğu hadisler farklı olsaydı, diğer müelliflerin de yaptığı seçme öncesi rakamları buna ilâve ettiğimizde milyonlarca hadis karşımıza çıkardı. Bu gün en iyimser rakamlarla kitaplara dağılmış, yazmalarla birlikte tekrarlı toplam hadislerin bir milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. [5]


[1] Ahmed Yüksel Özemre, Din İlim Medeniyet (Düşünceler), Pınar Yayınları, İst. 2002.

[2] Meselâ, kitabının 107. sayfasında “en azından son cümlesi açısından, Hz. Resûl'ün söylemesi imkân dışı olan uydurma bir rivayettir” diye eleştiriye tâbi tutup uydurma hükmünü verdiği, Müslim ve Tirmizî hadisini, ana kaynak Sahîh-i Müslim ve Sünen-i Tirmizî yerine Rûdânî tercümesinden nakletmesidir. Yazar genellikle hadisleri bu tercümeden, Câmiu's-Sagîr Tercümesinden, Râmûzu'l-Ahâdîs Tercümesinden getirmektedir. 116. sayfada “Ebû Avâne'nin Müsned'inde yer alan bir hadis de” diyerek getirdiği hadisi, Ebû Avâne'nin Müsned'ini değil de Mustafa İslâmoğlu'nun Üç Muhammed  isimli eserini kaynak göstermesi vb.

[3] Din İlim Medeniyet, s. 100.

[4] M. Fuad Sezgin, şu tespitte bulunmakta­dır: “Her şeyden önce, şu veya bu muhaddis hak­kında, sıkça, “birkaç yüz bin hadis ezbere bilirdi” şeklindeki, bugün için hayrete düşü­lecek veya o zamanın insanlarının mükemmelliği ile açıklanacak ya da mübalağa veya efsane olarak vasıflanacak haberlerin doğru manasını ortaya koymak gerekir. Belli sayı söz konusu edildiğinde bir abartma mümkün olmakla birlikte, hadis edebi­yatıyla biraz daha yakın­dan uğraşınca, bu sayıya, isnadlarında ufak fark­lılık arz eden rivayetlerin bile, dahil oldukları ve doğal olarak bunların da sayıldıkları gözlenir ki, gerçekten de böylece birkaç bin metin sayısı ortaya çıkmaktadır.” (M. Fuad Sezgin, Geschichte des Arabischen Schriftums, I. 70'den çeviri, Buhârî'nin Kaynakları, Ankara, 2000, s. 37)

[5] Toplam ha­dislerin sayısının ne kadar olduğu konusunda Yusuf Özbek şöyle demektedir: “Dünya üzerinde hâlen mevcut Sünnet kaynaklarında yer alan tekrarlı hadis verileri sayı itibarıyla benim tahminime göre bir ile bir buçuk milyon arasındadır. Bunların tekrarları atılsa 150-200 bin ara­sında bir miktar bâki kalır. Şimdiye kadar ulemanın gerçekleştirmiş olduğu en büyük tekrar­sız ha­dis koleksiyonları 15-20 bin hadislik çalışmalardan ibaret kalmıştır ... Bu sebeple yaklaşık 12 sene önce başladığım 500 hadis kaynağını râvîlerine göre toplayıp tasnif etme çalışmalarını sürdürmekteyim. Ameliyenin yüzde altmışlık bölümü ta­mamlanmış bu­lunmaktadır. Bitmiş olan kısımda yaklaşık 270 bin hadis ve âsâr bir a­raya getirilmiştir. Ancak bu ameliyenin kapsamına giren kaynak sayısı dünyada mev­cut olanların ancak üçte biri kadardır. Benim koleksiyonum tamamlandığında topla­nacak veri sayısı yaklaşık 450 bin olacaktır.” (Hadis Literatürü, Önsöz, x) Yusuf Özbek'in bu ifadeleri, hadis adına -sağlam zayıf vs.- ne varsa tespit edilebilenlerin sa­yısı konusunda bir fikir verebilir.