|
İHTİSASIN ÖNEMİ VE HADİS KONUSUNDAKİ BİR MAKALENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Abdullah Feyzi KOCAER
Kişinin uzmanı olmadığı hususlarda konuşmaması,
meseleyi işin ehline havale etmesi en doğru ve en sağlam
yoldur. Özellikle bir sahanın hassas noktalarında böyle
davranmasının lüzumu tartışma götürmez bir
husustur.
Sözgelimi,
tıp sahasında bilgi ve ihtisası olmayan bir
kimsenin bu sahada bir şeyler yapmaya kalkışması,
ileride telâfisi mümkün olmayan ağır sonuçlara
sebep olabilir. Bu nedenle tıp uzmanları, konu ile
alâkası olmayanların hastaya müdahalesine şiddetle
karşı çıkar, son derece hassasiyet gösterirler.
Bu durum sadece tıp sahasında değildir, tüm uzmanlık
isteyen alanlar da böyledir. Zaten doğru olan da
budur. Bizim için önemli olmadığını sandığımız
nice ayrıntı ve teferruatın altında nice önemli
hususlar vardır ki, bunları ancak o sahanın
uzmanları fark edebilir.
Bilindiği
gibi her bilimin kendisine has özel incelikleri ve
ayrıntıları vardır. Bir kimsenin bu hususları
bilmeden konu üzerinde söz söylemesi doğru olmaz.
Bu incelememizde dinî konuda uzman olmayanların konu
üzerinde söz etmesinin sakıncalarına değinmek
istiyoruz. Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, din
ve dinî konular hiçbir kimsenin tekelinde değildir.
Herkes dini öğrenip öğretebilir. Ancak bizim
itirazımız konu hakkında yeterli bilgi sahibi
olmadan, diğer bir değişle uzmanı olmadan ileri
geri söz edilmesidir. Her bilimin uzmanları, o
konuda uzman olmayanların söz etmesine kesinlikle
karşı çıkarken ne yazık ki, ilâhiyat sahası bu
hususta en mazlumdur. Önüne gelen konuşur kafasına
göre fetvasını verir. Hatta sahanın en ince
hususlarında cesaretle konuşur, genel ilâhiyat eğitiminin
ötesinde ihtisas isteyen konular bile, böyleleri için
söz konusu olmaz. Bu nedenle diğer sahalara göre ilâhiyat
alanı uzmanlık dışı müdâhalelere en fazla maruz
kalan bir alandır.
Bu
yazımızda, ilâhiyat sahasında ve bu sahanın özel
bir bölümü olan hadis alanında konunun uzmanı
olmayan bir kalem tarafından yazılmış ve son
derece cesaretli bulduğumuz bir makaleyi ele alacak
ve uzmanlık alanı dışına çıkması nedeniyle ne
gibi sakıncalara düşüldüğünü tespit etmeye çalışacağız.
Türkiye’nin
ilk atom mühendisi ve sahasında pek çok araştırmalara
imza atmış, teorik fizik ve matematik fizik alanında
söz sahibi, nükleer konular uzmanı bir büyüğümüz
Sayın Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre, çeşitli
yerlerde yazdığı makalelerini “Din İlim
Medeniyet” başlığı altında bir kitapta
toplayarak yayımlamıştır.
Bu büyüğümüz ilgili kitabında değişik konulara
değinirken “Hadislerin Sıhhati Meselesine Objektif
Bir Metodoloji Çerçevesinde Bakış” adıyla hadis
ilmi konusuna girmiş ve konunu uzmanları arasında
tartışılabilecek derin meselelere değinmiştir.
Araştırmasının dipnotlarında verdiği kaynaklara
bakıldığında konunun temel kaynaklarına inmede
zorunlu gördüğümüz Arapça bilgisinin olmadığı
izlenimi hissedilmektedir. Zira verdiği kaynaklar
tamamen tercüme kaynaklardır. Diğer taraftan verdiği
kaynakların birinci derece temel kaynaklar olmaması
kendisinin, ince ayrıntılarından söz ettiği bilim
dalı hakkında yüzeysel bilgisinin olduğunu göstermektedir.
Yirmi
üç sayfalık makalesinin neresine bakılırsa bakılsın
her sayfasında mutlaka eleştirilecek bir tarafın
bulunduğunu görmem beni, keşke bu büyüğümüz
ihtisası olan sahada derin ve tartışmalı konulara
girseydi diye serzenişte bulunmama sevk etti.
Yazarımızın
konuya oldukça yüzeysel kaldığını gösteren şu
ifadeler, kendisinin branşı olmayan sahada teknotrat
düşünerek nasıl bir yanılgıya düştüğünü göstermektedir.
Kendisi şöyle demektedir:
“Özellikle
Emevî ve Abbâsî dönemlerinde sayısız hadis
uydurulmuş olması karşısında yapılmış olan ayıklama
ameliyesinden sonra yalnızca Mâlik bin Enes’in,
Buhârî’nin, Müslim’in, Ebû Dâvûd’un ve
Ahmed bin Hanbel’in elemiş oldukları hadislerin
sayısı 2.200.000’i geçmektedir.”
Sözünü
ettiği iki milyon iki yüz bin hadisi neye göre
tespit etmiştir, anlaşılır gibi değil. Hiçbir
kaynak bu müelliflerin eleme yaptığı hadislerin
toplamının 2.200.000 olduğunu bildirmemiştir.
Kanaatimce yazarın böyle bir rakamı elde etmesi şu
yanlış hesaplamaya dayanmaktadır:
1.
2. 3. 4. ve 5. dipnotlarda bu hadis kitaplarını tanıtırken,
Muvatta’ın 100.000 hadisten, Buhârî’nin 600.000
hadisten, Müslim’in 300.000 hadisten, Ebû Dâvûd’un
500.000 hadisten, Ahmed bin Hanbel’in Müsned’ini
750.000, bir diğer rivayete göre 1.000.000 hadisten
seçerek hazırladığını belirtir.
Buna
göre sanırım kendisi seçme öncesi rakamları bir
araya toplayarak 2.250.000 rakamını elde edip bundan
da dipnotta verdiği bilgilerde bulunan kitaplarda şu
anda bulunan hadislerin sayısını bu rakamdan çıkararak
2.200.000 sayısını elde etmiş olmalıdır.
Halbuki,
bu konuda verilen yüz bin, iki yüz bin ve benzeri şekildeki
rakamlar, aynı hadisin değişik senetleri nedeniyle
ulaşılan neticelerdir.
“Muvatta’ın 100.000 hadisten, Buhârî’nin
600.000 hadisten, Müslim’in 300.000 hadisten, Ebû
Dâvûd’un 500.000 hadisten Ahmed bin Hanbel’in Müsned’ini
750.000 hadisten…” diye getirdiği rakamlardaki
hadisler de birbirinin benzeri hadislerdir. Buhârî’nin
seçme yaptığı 600.000 hadis ile Ahmed bin
Hanbel’in seçme yaptığı 750.000 hadis müstakil
farklı hadisler değildir. Eğer her müellifin kitabını
telif ederken ön elemeye tâbi tuttuğu hadisler
farklı olsaydı, diğer müelliflerin de yaptığı
seçme öncesi rakamları buna ilâve ettiğimizde
milyonlarca hadis karşımıza çıkardı. Bu gün en
iyimser rakamlarla kitaplara dağılmış, yazmalarla
birlikte tekrarlı toplam hadislerin bir milyon
civarında olduğu tahmin edilmektedir.
|