|
MUHADDİSLERİN HADİS İLMİNDEKİ DERECELERİ VE MEŞHUR HADİS ÂLİMLERİNE DAİR İKİ ÖNEMLİ KAYNAK
Mehmet EREN
A. Muhaddislerin Hadis İlmindeki Dereceleri
Muhaddisler
için Hadis ilmindeki derecelerine göre bazı lâkaplar
kullanılmıştır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
Müsnid,
muhaddis, müfîd, hâfız, emîrü'l-mü'minîn fi'l-hadîs.
Son devirlerde huccet
ve hâkim
de bunlara dahil edilmiştir. Ancak huccet,
ta‘dîl lâfızlarından olup, hıfz ve rivâyet lâkaplarından
değildir. Hâkim ise, kadılık görevinde bulunanlar için kullanılır.
O halde, bu ikisinin, hadisçilerin lâkapları arasına
katılması doğru olmayacaktır.
Ebû
Şâme'nin (665/1266), Hadis ilimlerini ana hatlarıyla;
Fıkhu'l-hadis
ilmi, İsnâd ve ricâl ilmi ve Rivâyet tariklerini
çoğaltarak âlî isnâdlara sahip olma şeklinde
üçlü taksime tâbi tutmasına bakılarak, bunlardan
ilk ikisinde söz sahibi olanlar için muhaddis
ve hâfız,
ilk ikisinden birinde söz sahibi olmayan için müsnid
ve râvî,
bazen de mecâzen muhaddis
ıstılahının kullanılacağı söylenmiştir. Hadis
Usûlü’nü (Istılah İlmi’ni) iyi
bilen ve onu ders olarak okutup öğrenciye faydalı
olabilen kişiye ulûmu'l-hadîs
âlimi denilir, hiç bir zaman muhaddis
denilmez. Ebû Şâme’nin saydığı üç ilimde de
söz sahibi olan kişi ise, kâmil bir fakîh-muhaddis
kabul edilir.
Bunların
yanında bir de, sâhibü
hadîs
veya min ashâbi'l-hadîs terimi vardır. Hadis ilminde belli bir
birikimi olan ve hadisleri delil olarak kullanıp
onlarla amel edenler için, muhaddis
yerine bu iki terimin kullanıldığını görmekteyiz.
Hadis talebesi için de, yatlubü'l-hadîs veya yektübü'l-hadîs denilmektedir. Hüşeym b. Beşîr (183/799)
“hadis ezberlemeyen ashâb-ı
hadisten değildir”, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe
(235/849) de “imlâ metoduyla yirmi bin hadis
yazmayan sâhib-i
hadîs sayılmaz” sözleriyle,
sonrakilerin muhaddis
ve hâfız
dedikleri kişileri kastetmişlerdir.
Yukarıda
sayılan hadisçilerin lâkaplarından en alt derecede
olan müsniddir.
Bir hadisi isnâdıyla rivâyet edene müsnid
denilir. İster o hadis hakkında bilgiye sahip olsun,
isterse mücerret rivâyet etmiş olsun fark etmez. Muhaddis,
müsnidden
üstündür. Muhaddis
ile hâfız
terimleri, özellikle selef döneminde, eş anlamlı
kelimeler olarak da kullanılmaktadır.
Müfîd
lâkabı ise, bir beldeye başka bölgelerden gelen
hadis talebelerine, o beldenin meşhur muhaddisleri
hakkında bilgi veren, onların hadislerini aktaran kişi
için kullanılır. O, hadis hocalarını ve onların
âlî isnâdlarını iyi bilir. Diğer bölgelerden
kendisine yazılı müracaat edenler için, hadis
hocalarından onlar adına icâzet alıverir. İşte,
devamlı bir şekilde bu faâliyetler ile meşgul
olanlar müfîd
olarak adlandırılır. Bir grup hadisçi müfîd
lâkabı ile meşhurdur.
Zehebî, “huccetin
sikadan
üstün olduğu gibi, örfe göre hâfız
da müfîdden
daha üstündür” diyerek, hem bu iki grup ıstılahı
birbirinden ayırmış, hem de müfîd ile hâfızı
mukayese etmiştir.
Emîrü'l-mü'minîn
fi'l-hadîs lâkabı, genellikle, o kişinin,
“kendi zamanındaki hadis âlimlerinin hepsinden üstün
olduğunu” ifade etmek için kullanılır. Ancak bu
ifade, sahibi için “hatası ve yanlışı yok”
veya “tenkit edilmemiş” anlamına gelmediği
gibi, mutlak olarak “asrında hiç kimsenin ona denk
olamadığı” şeklinde bir anlam da taşımaz. Ayrıca,
bazı âlimlere, güçlü hâfızasından veya ince
anlayış ve vakarından dolayı da bu lâkap verilmiştir.
Meselâ Muhammed b. İshâk güçlü hâfızasından,
el-Fadl b. Mûsâ da ince anlayışlı ve vakûr olmasından
ötürü bu lâkabı almıştır.
Muhammed
Habîbullah eş-Şenkîtî (1326/1908) Hediyyetü'l-muğîs
fî ümerâi'l-mü'minîn fi'l-hadîs adındaki
manzum kitapçığında, bu lâkaba sahip olanları
saymıştır. O, Zührî, Leys, Evzâî gibi bir çok
büyük hadis imâmı için bu lâkabın kullanıldığını
göremediğini belirtir. Ebû Ğudde ise, lâkapların
kullanımının daha sonra yaygınlaştığı için,
bu durumun normal olduğunu bildirmektedir.
Şu‘be b. el-Haccâc, Süfyân es-Sevrî, İshâk b.
Râhûye, Ahmed b. Hanbel, Yahyâ b. Ma‘în, Buhârî,
Müslim, Dârakutnî ve son dönemden İbn Hacer
el-‘Askalânî gibi büyük hadis imamları için bu
lâkap kullanılmıştır.
Lügatte,
‘korumak’ ve ‘ezberlemek’ anlamlarına gelen hıfz kelimesinin manası hakkında âlimler değişik şeyler
söylemişlerdir. Abdurrahman b. Mehdî onu itkân (bilgi sağlamlığı) olarak tarif ederken, Ebû Zür‘a
itkânın
mücerred ezberden daha şümullü olduğu görüşündedir.
Bazıları da hıfzı, ma‘rifet
(geniş bilgi) olarak açıklamıştır.
“Haddesenâ
fülân el-hâfız” şeklinde, hıfz sıfatını
birisi için mutlak olarak kullanmanın hadisçilere
has olduğunu belirten el-Hatîb el-Bağdâdî, bunun
onların sıfat ve derecelerinin en yücesi olduğuna
ve onu almaya hak kazananların sayısının çok az
olduğuna işaret eder. Ona göre, hâfız
lâkabına sahip olan bir muhaddisin, hadisler hakkında
söyledikleri kabul edilir. Bir hadis için “sahîh”
ve “illetli”
diye hüküm verince, tartışmasız hükmüne uyulur.
Hatîb'e göre, hâfız lâkabı verilecek kişi şu özelliklere sahip olmalıdır:
Rasûlüllah'ın sünenini iyi bilmeli, isnâdları
birbirinden ayrıt edebilmeli, sıhhatinde icmâ ve
ictihâd sebebiyle ihtilâf edilen hadisleri
ezberlemeli, râvîler hakkında kullanılan
cerh-ta‘dîl lâfızlarının manalarını bilip
birbirinden ayrıt edebilmeli, isnâdlardaki inkıtayı
(kopukluğu) fark edebilmeli, hadislerin lâfızlarına
karışma olup-olmadığını tespit edebilmeli, râvîlerin
hallerini araştırma hususunda hadis ilminin usûllerini
kullanma işinde derinleşmeli ve nihâyet kendini
hadis ilmine vakfetmelidir.
Daha
sonra İbn Hacer, hâfız
lâkabı verilecek kişide bulunması gereken şartları
daha sistematik olarak şu şekilde sıralamıştır:
1. Hadis ilminde meşhur olmak 2. İlmi kitaplardan değil,
bizzat hocalardan öğrenmek 3. Râvîlerin tabaka ve
mertebelerine vâkıf olmak 4. Cerh-ta‘dîl ilmini
bilmek 5. Hadislerin sahîhini sakîminden
ayırabilmek.
İbn
Hacer’in saydığı bu beş husustan son üçündeki
bilgilerin çoğuna sahip olan ve bir de ana hadis
kitaplarındaki hadislerin çoğuna vâkıf olan kişiye
hâfız
lâkabı verilir.
Ana hadis kitapları; Kütüb-i
Sitte ile Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i,
el-Beyhakî'nin Sünen'i
ve et-Tabarânî'nin Mu‘cemleridir.
Tâcuddîn es-Sübkî ise, ana hadis kitaplarından önemli
bir kısmın ezberlenmesiyle birlikte, bu kitapların
hocalardan dinlenmiş olmasını ve onlara bin kadar
hadis cüzünün eklenmesini de şart koşmaktadır.
Bu
şartların tahakkuku, günümüzde imkânsız olarak
değerlendirilebilir. Ancak, bunları ileri süren âlimlerin
zamanlarındaki hadis tahsili dikkate alınacak
olursa, normal olduğuna hükmedilecektir. Çünkü küçük
yaştan itibaren hadis tahsiline başlayan bir şahıs,
belirli bir program dahilinde bütün bunları elde
edebilir. Eğitim-öğretimde uygulanan ezber metodu
sayesinde, önemli miktarda hadis ezberleyebilir.
Zamanının büyük çoğunu hocalarının yanında geçirerek,
meseleleri çöze çöze, hocalarına sora sora,
kendisini tamamen bu ilme vermesi neticesinde tecrübesi
artar, nihayet Hadis ilminde ihtisas sahibi bir âlim
olur.
Hadisçiler,
hâfız
denilen kişide aranan şartların zamana göre değiştiğini
özellikle vurgulamışlardır. Meselâ Zehebî, Ahmed
b. Hanbel, Ali b. el-Medînî ve Ebû Zür‘a gibi büyük
muhaddislerin tabakasının sonunda, “zamanımızdaki
büyük muhaddislerin hiç biri, hadis bilgisindeki
genişlik bakımından onların derecesine ulaşamaz”
hükmünü vermiştir. Abdülazîz el-Kettânî hakkında
ise: “Zamanında hâfız
lâkabını almış olması muhtemeldir. Şu anda yaşamış
olsaydı mutlaka hâfızlardan sayılırdı”
diyerek, şartların değiştiğini açıkça dile
getirir.
İbn Nâsıruddîn de, bu farka işaret eder. O, müteahhirîn
âlimlerinin hâfızı,
“çok hadis ezberleyen ve çok rivâyet eden, hadis
ilimlerini iyi bilen, râvîleri dirâyet yönüyle
tanıyan, illetleri görebilen ve rivâyet ettikleri
hadislerin genelde ızdırâbdan (karışıklıktan) sâlim
olması” şeklinde tarif ettiklerini; mütekaddimîn
âlimlerine göre ise, hâfız
olmak için, en azından Ebû Bekr b. Ebî Şeybe'nin
dediği gibi, imlâ metoduyla yirmi bin hadis yazmış
olmak gerektiğini bildirmektedir.
Ayrıca,
hâfız
lâkabının kişiye kim tarafından verildiği de önemlidir.
Bu lâkabın bir değer ifade etmesi için, mutlaka
ehil bir âlim tarafından verilmiş olması gerekir.
Dolayısıyla, o kişi de ya hâfız
mertebesinde veya ona yakın bir mertebede olmalıdır.
Bilindiği gibi, muhaddislerin dereceleri birbirinden
farklıdır. Bu yüzden, bir hocanın talebelerinin en
üstünü, ehfazuhum,
esbetühüm ifadeleri ile belirtilir.
Muhaddisler, zaman zaman, hocalarına kendi zamanlarındaki
hâdis âlimlerinin hangisinin daha üstün olduğunu
sormuşlar; onlar da bu tür sorulara, genellikle,
sorulan kişilerin her birinin Hadis ilim dallarından
üstün olduğu branşı açıklayarak cevap vermişlerdir.
Hadis âlimleri hakkındaki bu değerlendirmeler,
bize, muhaddislerin ilk asırlardan beri hadis ilminin
değişik branşlarında ihtisaslaşmaya gittiklerini
göstermesi açısından oldukça önemlidir.
|