|
KLÂSİK FIKIH LİTERATÜRÜNDE KADININ CEMAATLE İBADETİ KONUSUNDAKİ YAKLAŞIMLARDA FİTNE SÖYLEMİNİN ROLÜ -ELEŞTİREL BİR BAKIŞ-
Abdullah KAHRAMAN
İslâm’da hak ve yükümlülükler bakımından
erkekle kadın arasında genel olarak fark gözetilmediği
bilinmektedir. Nitekim Kur’ân insan olma bakımından
kadın ve erkeğin eşit olduğunu ifade etmiş
ve üstünlüğün takvada olduğunu belirtmiştir.
Kur’ân’da insanın yaratılış serüveni anlatılırken,
kadın ve erkekler farklı farklı ele alınmalarına
rağmen, kadınlara ve erkeklere atfedilen değer
konusunda önemli bir fark yoktur. Yani yaratılışla
ilgili âyetlerde, kadınların erkeklerden daha fazla
veya daha az kısıtlanmaya tâbi tutulduğuna dair
herhangi bir imâ yer almamaktadır. Kur’ân ana
konularını sunarken, kadını erkeğin bir türü
olarak mütalâa etmez. Aksine erkek ve kadın,
kendilerine aynı veya eşit itibar verilmiş, aynı
veya eşit potansiyelle teçhiz edilmiş insan türünün
iki kategorisidir. O halde Kur’ân, yaratılış,
Kitâb’ın gayesi ve vadettiği mükâfat açısından
kadın ve erkek arasında hiçbir ayırım yapmamıştır.
Kur’ân’da kadınların ve erkeklerin yaptıkları
işlerin karşılıklarını görecekleri ve yaptıklarının
mükâfatını alma konusunda kadınların erkeklerle
aynı haklara sahip oldukları zikredilmiştir.
Arap
diliyle inzal edilmiş olan Kur’ân anlatımlarında
tabiî olarak bu dilin özellik ve üslûplarını
kullanmıştır. Dilin özelliklerinden dolayı Kur’ân’da
bazen kadın-erkek kendilerine ait özel kalıplarla
zikredildiği halde, zaman zaman da ortak bir ifade
olmak üzere, müzekker çoğul kalıbı kullanılarak
hem kadınlar hem de erkekler kastedilmektedir. Buna göre,
Kur’ân’daki müzekker çoğul kalıp, sadece
erkekleri kastettiğine dair belirgin bir işaret
olmadıkça, hem erkekleri hem de kadınları eşit
derecede ifade etmektedir. Meselâ, Kur’ân’da sıkça
tekrarlanan “Ey inananlar” ifadesi yapı olarak müzekker
çoğul olduğu halde inanan kadınları da
kapsamaktadır.
Yine kaynakların verdiği bilgiye göre, Hz.
Peygamber devri kadınları, yaptıkları ibadetlerin
kabul edilmemesi endişesiyle Hz. Peygamber’e başvurarak,
neden Kur’ân’da, yaptıkları iyiliklerden
bahsedilmediğini sormuşlardır. Bunun üzerine onların
iyiliklerini sayan ve bu iyiliklerin kabul edildiğini
ifade eden uzun bir âyet
nazil olmuştur.
Kur’ân’ın
kadınlarla erkeklere aynı hakları verdiği alanların
başında iman ve ibadet konuları gelmektedir. Buna göre
kadın ve erkek arasında inanılacak hususlar ve
inanma keyfiyeti bakımından hiçbir fark yoktur. İbadetler
konusunda ise –kadınların fizyolojik yapılarından
ya da fıtratlarından kaynaklanan bazı geçici kısıtlamalar
hariç- yine erkek ve kadınlar arasında fark gözetilmemiştir.
Buna göre kadınlar erkeklerin yaptığı her ibadeti
yapabilmekte hatta erkekler gibi namazlarını camide
cemaatle kılabilmektedirler.
Ancak kadınların cemaate katılması hususunda Hz.
Peygamber dönemi ile daha sonraki dönemler arasında
bazı farklılıkların meydana geldiği ve kadınların
cemaat namazından, başta fitne olmak üzere, bir takım
gerekçelerle engellendikleri görülmektedir. Bu
makalede Hz. Peygamber döneminde kadınların cemaate
katılması, daha sonra da bu yönde getirilen kısıtlamalar
üzerinde duracağız. Ancak önce kadının cemaate
katılmasına engel kabul edilen fitne söylemi
üzerinde kısaca durmak istiyoruz.
|