ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Ahmet Yaman: ABDULLAH B. MES’ÛD’UN HANEFÎ MEZHEBİNİN OLUŞUMUNDAKİ ROLÜ - Bir Genel Kabulün Buhârî ve Müslim Rivâyetleri Çerçevesinde Gözden Geçirilmesi
Özcan Hıdır: İLK VAHYİN GELİŞİ HADİSİ BAĞLAMINDA VARAKA B. NEVFEL’İN HZ. PEYGAMBER’E DİNÎ-KÜLTÜREL ETKİSİNE DAİR İDDİALARIN 
DEĞERLENDİRİLMESİ
Mehmet Evkuran: KELÂM İLMİ VE YENİDEN YAPILANMA SÜREÇLERİ - Geçmiş Duygusu, Kültürel Bellek ve Hayatın Gerçekleri Ekseninde Bir 
Değerlendirme
Abdullah Kahraman: KLÂSİK FIKIH LİTERATÜRÜNDE KADININ CEMAATLE İBADETİ KONUSUNDAKİ YAKLAŞIMLARDA FİTNE SÖYLEMİNİN ROLÜ -ELEŞTİREL BİR BAKIŞ-
Necdet Çağıl: “KUR’ÂN DİLİ ve RETORİĞİ” ADLI KİTAP ÜZERİNE
Mehmet Akgül: TÜRKİYE’DE SİYASAL-TOPLUMSAL MERKEZİN DEĞİŞİM SÜRECİ VE MUHAFAZAKÂRLIK
İsmail Albayrak: ERKEN DÖNEM KURRÂ İLE İLGİLİ ORYANTALİSTİK BAKIŞ AÇISININ ELEŞTİREL DEĞERLENDİRMESİ
Mustafa Tekin: TÜRKİYE’DE AYDIN KADINLARIN DİN ANLAYIŞI
Soner Gündüzöz: ARAPÇA’NIN POTANSİYELİ: ARAPÇA’DA KELİME TÜRETİM YOLLARINA İLİŞKİN BİR İNCELEME
Ali Kaya: RUH VE BEDEN BÜTÜNLÜĞÜNE DOKUNULMAZLIK KURAMI BAKIMINDAN ÖLME HAKKI
Süleyman Genç: HALİFE el-KÂDİR DÖNEMİNDE BAĞDAT’TA YAŞANAN DİNÎ-SİYASÎ HADİSELER VE ONUN SÜNNÎ SİYASETİ
Marcel A. Boisard Çeviri: Şemsettin Ulusal: BATININ KAMU VE ULUSLARARASI HUKUKUNA İSLÂM’IN MUHTEMEL TESİRİ ÜZERİNE
Maurice Borrmans Çeviri: Süleyman Turan: KUR’ÂN-I KERÎM VE KİTÂB-I MUKADDES’TE DİNÎ ÇOĞULCULUK VE SINIRLARI
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mehmet Eren: MUHADDİSLERİN HADİS İLMİNDEKİ DERECELERİ VE MEŞHUR HADİS ÂLİMLERİNE DAİR İKİ ÖNEMLİ KAYNAK

Ruhattin Yazoğlu: ÖLÜMSÜZLÜK İNANCININ DAYANDIĞI TEMELLER

 
NOSTALJİ:
Halil İnalcık Çeviri: İbrahim Kalın: İSTANBUL: BİR İSLÂM ŞEHRİ
  nostalji


İSTANBUL: BİR İSLÂM ŞEHRİ

Halil İNALCIK - Çeviren: İbrahim KALIN

Bir İman Faaliyeti Olarak Fetih

Müslümanların 624'te Filistin'de Bizans'a karşı gerçekleştir­dikleri ilk askeri eylemin bizzat Hz. Peygamber tarafından düzen­lendiği söylenir.[1] Bu olaydan yalnızca yirmi altı yıl sonra, bir İslâm ordusu İstanbul kapılarına ulaştı. Batılı bir gözle bakıldı­ğında İslâm güçlerinin bir bakıma Sasâni İran'ının Grek İmpara­torluğuna karşı sürdürdüğü kadîm mücadeleye katılmış olduğu düşünülebilir. Lakin İstanbul'un fethinin onlara Allah tarafından takdir edildiği inancı, müslümanlar arasında Hz. Peygamber zamanından beri mevcuttu. Osmanlılar bu inancı kendi malları gibi benimsediler. Müslümanlar Bizans'ın başkentine, 1453'teki ni­hâi fethinden evvel toplam on iki sefer düzenlediler.[2]

İstanbul, İslâm yayılımına karşı direnişin bir sembolü olarak o kadar güçlüydü ki, şehrin müslümanlar tarafından fethedildiğini haber veren kimi sahih, kimi mevzu ve kimisi de efsâne tü­ründen bir dizi ehâdis zuhur etti.

Osmanlılar bu ehâdis'den birini hatırlatacak ve her uygun fırsatta zikredecektir: "İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne iyi bir kumandan ve o ordu ne iyi bir ordudur."[3] Osmanlılar (İstanbul'da), Emeviler dönemindeki İstanbul muhasaralarına katılmış ve şehit düşmüş pek çok sahabinin mezarının bulunduğunu ileri sürdüler. Fethi müteakip, on­lar için, şehrin en mübarek yeri haline gelen bir mezar yaptır­dılar.[4] Osmanlı geleneğinde, fiilen şehid düşen sahabenin sayısı kutsal bir sayı olan yetmişe kadar yükselmiştir.

Bu sahabe içerisinde en fazla tazim gören Hz. Peygamber'in sancaktarı Ebu Eyyüp el-Ensârî[5] Osmanlı 'İslâmbol'unun koru­yucu velîsi haline geldi. Ebu Eyyüb'ün hakikaten Hz. Peygam­ber'in ashabından biri olduğu ve 668 İstanbul kuşatmasına katı­lıp öldüğü tarihen sabittir.[6] II. Mehmed, muhtemelen kendisini tüm İslâm alemindeki gazâ'nın sancaktarı ilân ettiğinden Ebu Eyyüb'ü şehrin koruyucu velîsi seçti.[7]

Fatih Sultan Mehmed fethin, Allah'ın bir mucizesi olacağına inanıyordu. Ünlü işrâkî filozof Sühreverdî'nin bir takipçisi olan Sûfî Şeyh Ak Şemseddin, kuşatma sırasında Sultan'ın ve ordusu­nun mürşid'i oldu. Genç Sultan mürşid'den, fethin tarihiyle ilgili ilâhî takdiri öğrenmesi için inzivaya (istihareye) çekilmesini is­tedi. Fetih, mürşid'in verdiği tarihte gerçekleşmedi; üstelik hristiyanlar o gün bir deniz galibiyeti elde ettiler. Şeyhin bu olaydan sonra Sultana yazdığı mektup, Saray arşivinde bulunmaktadır.[8] Şeyh bu mektubunda, duasının kabul olunmadığı ve Sultan'ın ak­lını ve ordusu üzerindeki otoritesini yitirdiği yolundaki şâyialar­dan bahseder. Başarısızlığı, Osmanlı ordusundaki askerlerin ço­ğunun gerçek birer müslüman olmamasına, yâni İslâma zorla so­kulmuş olmalarına yorar. Fakat öte yandan pratik bir insan ola­rak Sultan'a, bu yüzkızartıcı durumdan mesul kumandanları acımasızca cezalandırmasını tavsiye eder. Nihayet bir miktar Kur'an okuyup uyuduğunu ve ardından Allah'ın kendisine zafer müjde­sini verdiğini söyler. Şeyh'in[9] gesta et vita'sından, son taarruzda (beyaz cübbeli ve mucizelerin Peygamberi Hızır'ın önderliğindeki) velîlerin, Sultan'ın ordusuna galibiyet için yardım ettiğini öğre­niyoruz. Ak Şeyh fethin, Hızır ve Kutb-ı Âlem dediği Fakih Ahmed sayesinde gerçekleştiğini söyler.[10]

Ak Şeyh'in, fetih gerçekleşene kadar meydana gelen olaylar üzerindeki rol ve etkisi, halkın tasavvurunda daha da abartılı bir hâl aldı. Halk arasında dönüp dolaşan Evliyâ Çelebi'den mervi ri­vayetlere göre Ak Şeyh, fethin son muhasaradan çok önce ve Fa­tih, henüz Sultan değilken gerçekleşeceğini haber vermiş.[11] Şeyh, kendi derviş başlığını Mehmed'in başına geçirerek, İstanbul'un Allah'ın izniyle Mehmed tarafından fethedileceğini önceden haber verir. Ak Şeyh tüm bu rivayetlerde hep Sultan'dan bir kaç adım öndedir. Evliyâ, kuşatma sırasında, şeyhler ve ulemâ da dahil üç bin adamının askerleri savaşa teşvik ettiğini ve mâruf şeyh­lerin, şehrin büyük kapılarına yönelik saldırılara bizzat katıldı­ğını söyler.

Halk arasındaki bazı rivayetlere göre[12] İslâm dünyasının bü­yük şeyhleri de İslâmın bu büyük gününde İslâm ordusuyla bir­likte savaşmaya geldiler. Sultan şeyhlere, fetihten sonra ganime­tin yarısını vereceğini, her biri için bir tekke yaptıracağını ve daha pek çok hayırda bulunacağını vâd etti. Evliyâ,[13] mânevî açıdan şaş­kına dönmüş bir grup Grek rahibinin, İslâm ordusuna katılmak için surları terkettiğini söyler. Bu dönem halk menkıbelerinin genel bir temasıdır bu: Allah sonunda hristiyan rahiplerini "nihai hakikate" -yâni İslâma- vâsıl etti. Tüm bu hikâyelerin anlamı, o dönemdeki müslüman halkın şehrin, müslüman velîlerin mânevî gücüyle fethedileceğine inanmış olduğudur. Sultanın bu inancı paylaşıp paylaşmadığını bilmiyoruz. Fakat kendisinin, bu karizmatik mukaddes kişilerin hayır dualarını alması gerektiğine inan­dığı çok açık.[14]

Sultan'ın, fethedilen şehri yeniden inşa etme kararı, müslü­man kitleler arasındaki dinî coşkunluğa da tevâfuk etmekteydi. Tarikatlar, İstanbul'un İslâmî açıdan yeniden kurulmasında haki­katen önemli bir rol oynadılar.[15]

Şeyh Ak Şemseddin Sultan tarafından, Ebu Eyyüb el-Ensârî'nin mezârının yerini tesbit etmekle vazifelendirildi. Şeyhin yeri tesbiti en az fetih kadar mucizevî ve önemli idi. Olay, inâyet-i ilâhînin hâlâ müslümanlarla birlikte olduğunu teyid etmekteydi. Mehmed bura­da bir kabir, bir câmi ve bir tekke yaptırdı.[16]

Haliç civarındaki şehir duvarlarının ötesinde kısa sürede bir küçük kasaba halini alan Eyyüb'ün kabri, İstanbul'un en kutsal yeri haline geldi. Daha sonra yüzlerce mümin her gün çeşitli he­diyelerle burayı ziyaret edecek ve velînin yardımını isteyecektir. Aynı zamanda birer büyük mezarlık olan meşhur derviş tekkeleri, kabrin etrafına toplandılar. Her Sultanın, cülûsunu müteakip menkıbede anlatılan yoldan geçerek kabri ziyaret etmesi şayân-ı dikkattir.[17] Burada o günün en önde gelen Şeyh'i, sultan'a mukad­des gaza kılıcını kuşatırdı. Böylece varlığı sadece İstanbul'u müslümanlar nezdinde mukaddes bir yer haline getirmiyor, aynı za­manda Sultan'ın müslümanlar üzerindeki idaresini dinî açıdan tasdik etmiş oluyordu.

Bu arada her Osmanlı şehrinin kendine has bir velî'si bulun­duğunu ve genellikle şehrin dışında, bir tepenin üstüne inşâ olu­nan velî kabirlerinin, İslâm tasavvuf geleneği ile İslâm öncesi bir dağ kültünü (inancını) birleştirdiğini belirtelim.[18] Burada şehir­ler kişi kabul edilir ve şehrin ismini muhtevi bir evrâdu ezkâr okunurdu.


[1] Bkz. Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed el-Vâsıtî, Fedâîlu'l-Beyti'l-Makdis (ed. Isaac Wasson, The Magnes Press, Kudüs, 1979) 52-3; E. Sivan, "Le caractère sacre de Jerusalem dans l'Islam aux XII-XIII. Siecles", Studia Islamica XXVII (1967) 149-82.

[2] M. Conard, Les Expeditions des Arabes centre Constantinople dans I'histoire et dans les legendes, Journal Asiatique (1926), 61-121.

[3] Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme (İstanbul 1314/1896) cilt I.

[4] Bkz. Süheyl Ünver, İlim ve Sanat Bakımından Fatih Devri (Belediye Yayınları, İstanbul, 1948), I, 108-11.

[5] Paul Wittek, "Ayvansaray, un sanctuaire prive de son heros", Annuaire de I'Institut de Philologie ct d'Histoire Orientales et Slaves (Brussels, 1951) 505-26.

[6] "Ebu Eyyüb Hâlid b. Ziyad b. Kuleyb el-Neccârî el-Ensârî (E. Leui-Provençal) E12, I, 108-9.

[7] Feridun Ahmed, Münşeâtü's-Selâtin (İstanbul, 1274/1858), I. 236. Bkz. A. Ateş, 'Fatih Sultan Mehmed Tarafından Gönderilen Mektuplar ve Bunlara Dair Gelen Cevablar', Tarih Dergisi (İstanbul, 1952) IV-7, 16.

[8] Bkz. H. İnalcık, Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar (T.T.K. Ankara, 1954) 217-18.

[9] Menâkıb-ı Ak Şemseddin, Seyyid Hüseyin Enisi; Türkiye ve Avrupa'daki elyazması nüshalar için bkz. Mustafa Fayda, Ak Şemseddln, doktora tezi, Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi. Ben Burada Nuruosmaniye Kütüphanesi'ndeki (no. 2175) nüshayı kullandım.

[10] Bkz. H. İnalcık, 'An Analysis of the Ottoman Baba Vilâyetnâmesi', 1986'da Berkeley, California Üniversitesi'ndeki 'İslâm'da Velîler ve Velîlik Sem­pozyumunda' okunan tebliğ; tebliğ sempozyum metinleri içerisinde yayınlana­caktır.

[11] Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme 94, 97, 105; ayrıca fethin Ak Şeyh'in ma­nevî gücüne atfedildiği Fatih Vakfiyye'sine 29/32 bakınız, not 16.

[12] Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme, 97.

[13] İbid, 111.

[14] H. İnalcık, 'Analysis...' (10 nolu dipnot).

[15] İbid. II. Mehmed halkın güvenini kazanmış kalenderî dervişlerini sev­miyordu, fakat halk ve orduyla birlikte onların popüleritesini kabul etmişti.

[16] Wittek, 'Ayvansaray...' (yukarıda dipnot 5). Külliyenin vakfiyyesi için bk. Fatih Mehmed II Vakfiyeleri (Vakıflar Umum Müdürlüğü, Ankara, 1938) 285-327.

[17] Kılıçkuşanma merasimi için bkz. İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı (T.T.K. Ankara, 1945) 189-200.

[18] Osmanlı kasabalarının dışında bir tepe üzerine yapılan derviş tekkeleri için bkz. Semavi Eyice 'Zaviyeler ve Zaviyeli Câmiler', İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, XVII (1962-3), 23, 29., F. Hasluck, Christianity and İslam Under the Sultans (ed. Margaret, M. Hasluck, Oxford, 1929) I, 324-5. G. E. von Grunebaum 'The Sacred Charecter of Islamic Cities', A. Bedevi, ed., Melanges Taha Hüseyin (Kahire, 1962) 25-37.