|
HALİFE el-KÂDİR DÖNEMİNDE BAĞDAT’TA YAŞANAN DİNÎ-SİYASÎ HADİSELER VE ONUN SÜNNÎ SİYASETİ
Maurice BORRMANS - Çeviren: Süleyman TURAN
Ötekiler (Öteki Din Mensupları) Nasıl Ele Alınmaktadır?
Eski
Ahit, Kur’ân-ı Kerîm ve Yeni Ahit’in “Ötekilere”
yani kendilerine sunulan mesaja doğrudan ve hemen sarılmayanlara
nasıl baktığını mütevâzi bir şekilde açıklamaya
başlamadan önce biz, ilk olarak kutsal kitapları
politik, kültürel ve dinî açıdan ortaya çıktıkları
ve bütün gerçekliğe müdahale ettikleri tarihsel
konteksleri içindeki yerlerine oturtmak zorundayız.
Septuagint’in
Yahudilerce apokrif sayılan kitaplarına (deuterocanonical)
ilâve edilen İbrânî kutsal kitabının 24 kitabı
(Yasa’nın 5 kitabı veya Torah, ilk ve son
peygamberlerin 8. kitabı, 11 kitap veya Eski
Ahit’te Tevrat’ın ve peygamberlere ait kitapları
dışında kalan kitaplar) öğretiler, emirler, hikâyeler,
tarih kayıtları, ilâhiler ve dualar bütünü
sunmaktadır.
Bu
yazılar bir çok yazara ilham edilen ve Yahudi halkına
yüzyıllar boyunca
sunulan metinlerdir. İstikrarsız bir kabile
federasyonunu sürdüren ve çok geçmeden iki devlete
ayrılacak bir krallık sistemi olan bu insanlar
Mezopotamya’da bir sürgüne maruz kalmışlardır.
Buldukları bir fırsat üzerine Filistin’e döndükten
sonra, sonuçta burada az yada çok nispeten bağımsız
özerk bir sistem kurmuşlardır. Kitâb-ı
Mukaddes’in Eski Ahit bölümü bu birbiri ardına
devam eden olaylara atıfla, buradaki konumuzla ilgili
olarak yorumlanmalıdır. Çünkü bu metinlerin bazısı
varlığın nizamını veya Tanrı’nın seçilmiş
halkının bekasını amaçlamaktadır. Bu noktada özellikle
mesaj, ırk ve toprak çok yakından ve dışlayıcı
bir şekilde bağlantılıdır, bu nedenle Tanrı’ya
hasredilmiş ve diğerlerinden
(mesaj, toprak ve ırklardan) ayrılmıştır.
Kur’ân
ele alındığında onun 23 yıllık (610–632) bir
periyotta, Bazısı Mekkî diğerleri Medenî olan 114
surenin esbâb-ı nüzûle göre azar azar nakledilişini
anlamak oldukça kolaydır. Esbâb-ı nüzûl,
ayetlerin ilk İslâm toplumunun sosyal ve politik
organizasyonuyla az yada çok olan ilişkilerini
sunmaktadır. Bu son husus kendisini kabilesel dayanışmanın
ve zamanın şehir hayatının özelliklerinin ötesine
gidiyor olarak göstermiştir. Mekke toplumunun düzeni
yerine bazı prensiplerini Kur’ân’da bulduğumuz
Medîne anayasası geçmiştir. Bu yüzden Müslümanların
kutsal kitabında konumuzla alâkalı bazı unsurları
bulmamız oldukça normaldir.
İsa
Mesih’in öğretisi ve, Yeni Ahit’te (4 İncil,
Resullerin İşleri, Mektuplar özellikle de
Pavlus’un Mektupları ve Yuhanna’nın Vahyi) gelişimini
okuduğumuz (inanç ve merhamet toplumu) kilisenin, doğuşunu
göz önüne alınca Filistin’in o dönemde çok
sert politik
durumlardan geçtiğini hatırlamak iyi olacaktır.
Galilee, Iturea, Trochonitis ve Abilene dolaylı
olarak Roma idaresinin himayesi ve mandası altındayken
bir Roma valisi Kudüs’te bulunmaktaydı. M.S.
70’de Titus ve M.S. 134’de Hadrian
tarafından Kudüs’ün tekrar ele geçirilmesiyle
neticelenen Yahudi isyanlar silsilesi iyi
bilinmektedir. Bu isyanlar sonunda çok sayıda
Yahudi, imparatorluğun her yerine dağılmaya zorlanmış
ve bunun neticesinde Filistin’de Roma hakimiyeti
iyice belirginleşmişti.
Bu
konteks içerisinde İsa Mesih’in evrensel mesajı
Yahudilere ve daha sonrada Gentile (Yahudi
olmayanlar)’ye sunuldu. Bu mesaj, bütün politik mücadelelerin
ötesinde bir yere (konuma) yerleştirilmiştir ve bütün
vicdanlara hitap etmektedir. İlk Hıristiyan
toplumlarının Yahudi isyanlarına katılmayı
reddetmesi ve bütün Ortadoğu boyunca dağılmaya
zorlanmasının bu yüzden olduğu açıktır.
Yukarıda
açıklamaya çalıştığımız hususlar bir kimsenin
yukarıda zikredilen kutsal kitapların izâfî önemlerini
daha iyi değerlendirilebilmesi için yapılmak
zorundaydı.
Kutsal
kitaplar (belirli sosyo-politik problemlere açık
veya müphem ayetlerle bile olsa) ayetler aracılığıyla
kural koymak durumunda olduklarında geçici veya sınırlı
bir yardımcı rol oynuyor olarak gözükebilirler
halbuki temelde dinî mesajın kendisi evrensel olmaya
ve bu yüzden zamanın ve mekânın sürekli değişen
özelliklerini aşmaya meyillidir.
Tarihî
ve kültürel konteks bu yüzden, sadece bir çerçeve
ve kendisine tâbi olmak ve kendisini ifade etmek için,
fakat ona mahkûm olmadan, mesajın teolojik
karakterine izin veren bir çağrıdır.
1-
Ötekiler Nasıl İsimlendirilir?
Burada
geniş bir tefsir çalışması yapmaya niyet
etmeksizin ama sunulan 3 mesajın kendilerine has
konteksleri hakkında söylenenleri de hesaba katarak
aşağıdaki düşünceleri ifade edebiliriz:
Eski
Ahit kitaplarında Yahudiler (İsrail oğulları) için
ötekiler ilk önce Edomiler, Ammoniler,
Moablılar ve sırasıyla Mısırlılar, Kenanlılar,
Filistinliler daha sonra Asurlular, Keldânîler,
Persler, Medler, Grekler ve Romalılardır. Bu
kabileler arasında 12 İsrail kabilesi, bir olan ebedî
ve ezelî Tanrı’nın seçilmiş halkını oluşturuyordu.
Bu halk eşi olmayan “gam”
(I. Tarihler 17:21) bir halktı. Diğer milletler küçük
bir nüansla “goim”
diye isimlendiriliyorlardı.
Yabancı
milletlere karşı Yahudi halkının tutumu dinî bir
milliyetçilikten (Yahwe’nin kıskanç bir Tanrı
olarak düşünüldüğü esas periyottan), peygamberî
evrenselliğe (milletler arasında İsrail’in hizmet
misyonu ve şahitliği hususunda peygamberlerin ısrar
ettiği sürgün dönemi) ve daha sonra tekrar katı
bir Yahudi milliyetçiliğine geri dönen, tarihin değişik
dönemlerine göre farklılaşacaktır. Titiz inanç döneminde
Yahudiler sünnet edilirlerdi, diğerleri ise sünnetsizdi.
Fark son derece barizdi.
Kur’ân’la
birlikte sınıf isimleri benzer bir tarzda
kendilerini haklı çıkaracak bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Mesaj saf bir Arapça’yla herkese “Ey insanlar”
diye hitap etmektedir. Fakat onu kabul edenler Müslümanlardır
ve çoğu kez inananlar olarak çağrılırlar. Bunlar
Allah’ın fırkasıdır.
Ötekiler ise kendilerini küfür ve şirkle suçlanmış
olarak görürler. Onlar, inanmayanlar (küffâr) ve
puta tapanlardır (müşrikûn). Vahye karşı çıktıkları
anda Allah’ın düşmanları olan fakat genellikle,
Ehl-i Kitâb ortak ismi altında gruplandırılan ve
Benî İsrâîl ve Nasârâ olarak isimlendirilen
Yahudiler ve Hıristiyanlar ayrı bir yere sahiptir.
İsa
Mesih tarafından sunulan ve Yeni Ahit tarafından
katileştirilen evrensel mesaj, -etnik yapısı, kültürel,
politik ve dinî durumu fark etmeksizin- iyi niyet
sahibi tüm insanlara hitap etmektedir. O, Tanrı’nın
krallığının yakın olduğunu ve insanlar arasında
ayrım olmadığını bununla birlikte düşük
konumda olan ve alçak gönüllü olanların ayrıcalıklı
bir konuma sahip olacağını ifade etmektedir.
Ötekiler
çoğunlukla “Komşu” (Grekçe “plesion”)
terimiyle isimlendirilirler. Tanrı herkesin babası
“O, güneşini
hem kötülerin hem de iyilerin üzerine doğurur”
(Matta 5:45) olarak ilân edildiği için kardeşliğin
herkes için beyan edilmesi anlaşılabilir. Gerçekte
İsa Mesih’in kendisi için tüm insanlar ona yakındır.
“İsa’nın çevresinde oturan kalabalıktan bazıları
“Bak!”
dediler; “Annenle, kardeşlerin dışarıda seni
istiyorlar.” İsa şöyle dedi: “İşte annem, işte
kardeşlerim! Tanrı’nın isteğini kim yerine
getirirse kardeşim, kız kardeşim ve annem odur.”
(Markos 3:32-35)
Böylece
biz Hıristiyanlığın, Pavlus’un Galatyalılara
mektubundaki “Artık
ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi
ayrımı vardır. Hepiniz Mesih İsa’da birsiniz”
(Galatyalılar 3:28-29) ifadelerinde beyan edildiği
üzere eskiden Yahudiler ve Gentileler, Grekler ve
Barbarlar arasındaki, ve Roma vatandaşlarıyla Roma
vatandaşı olmayanlar arasında yapılan ayrımın ötesine
geçtiğini anlıyoruz.
İnsanlar
arasında ayrım olmadığı halde bazen İsa Mesih
bazı kişileri riyakârlıkla suçluyor ve onlara bu
yüzden sitem ediyorsa (dinî riyakârlık Kur’ân
tarafından da güçlü bir şekilde kınanmaktadır)
bu, onların şaşırtıcı din ve gösterişçi inançlarından
dönmeyi reddetmelerinden dolayıdır. Ancak Yeni
Ahit’teki temel emir “Düşmanlarınızı
sevin, size zulmedenler için dua edin, bu şekilde göklerdeki
Baba’nın oğulları olacaksınız”dır (Matta
5:44-45). Tanrı’nın sevgisi ve komşunun sevgisi
kalıbı üslûp olarak sadece bir tek emirdir.
|