ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Ahmet Yaman: ABDULLAH B. MES’ÛD’UN HANEFÎ MEZHEBİNİN OLUŞUMUNDAKİ ROLÜ - Bir Genel Kabulün Buhârî ve Müslim Rivâyetleri Çerçevesinde Gözden Geçirilmesi
Özcan Hıdır: İLK VAHYİN GELİŞİ HADİSİ BAĞLAMINDA VARAKA B. NEVFEL’İN HZ. PEYGAMBER’E DİNÎ-KÜLTÜREL ETKİSİNE DAİR İDDİALARIN 
DEĞERLENDİRİLMESİ
Mehmet Evkuran: KELÂM İLMİ VE YENİDEN YAPILANMA SÜREÇLERİ - Geçmiş Duygusu, Kültürel Bellek ve Hayatın Gerçekleri Ekseninde Bir 
Değerlendirme
Abdullah Kahraman: KLÂSİK FIKIH LİTERATÜRÜNDE KADININ CEMAATLE İBADETİ KONUSUNDAKİ YAKLAŞIMLARDA FİTNE SÖYLEMİNİN ROLÜ -ELEŞTİREL BİR BAKIŞ-
Necdet Çağıl: “KUR’ÂN DİLİ ve RETORİĞİ” ADLI KİTAP ÜZERİNE
Mehmet Akgül: TÜRKİYE’DE SİYASAL-TOPLUMSAL MERKEZİN DEĞİŞİM SÜRECİ VE MUHAFAZAKÂRLIK
İsmail Albayrak: ERKEN DÖNEM KURRÂ İLE İLGİLİ ORYANTALİSTİK BAKIŞ AÇISININ ELEŞTİREL DEĞERLENDİRMESİ
Mustafa Tekin: TÜRKİYE’DE AYDIN KADINLARIN DİN ANLAYIŞI
Soner Gündüzöz: ARAPÇA’NIN POTANSİYELİ: ARAPÇA’DA KELİME TÜRETİM YOLLARINA İLİŞKİN BİR İNCELEME
Ali Kaya: RUH VE BEDEN BÜTÜNLÜĞÜNE DOKUNULMAZLIK KURAMI BAKIMINDAN ÖLME HAKKI
Süleyman Genç: HALİFE el-KÂDİR DÖNEMİNDE BAĞDAT’TA YAŞANAN DİNÎ-SİYASÎ HADİSELER VE ONUN SÜNNÎ SİYASETİ
Marcel A. Boisard Çeviri: Şemsettin Ulusal: BATININ KAMU VE ULUSLARARASI HUKUKUNA İSLÂM’IN MUHTEMEL TESİRİ ÜZERİNE
Maurice Borrmans Çeviri: Süleyman Turan: KUR’ÂN-I KERÎM VE KİTÂB-I MUKADDES’TE DİNÎ ÇOĞULCULUK VE SINIRLARI
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mehmet Eren: MUHADDİSLERİN HADİS İLMİNDEKİ DERECELERİ VE MEŞHUR HADİS ÂLİMLERİNE DAİR İKİ ÖNEMLİ KAYNAK

Ruhattin Yazoğlu: ÖLÜMSÜZLÜK İNANCININ DAYANDIĞI TEMELLER

 
NOSTALJİ:
Halil İnalcık Çeviri: İbrahim Kalın: İSTANBUL: BİR İSLÂM ŞEHRİ
  makaleler


BATININ KAMU VE ULUSLARARASI HUKUKUNA İSLÂM’IN MUHTEMEL TESİRİ ÜZERİNE

Marcel A. BOISARD - Çeviren: Şemsettin ULUSAL

Hicrî XV. yüzyıl münasebetiyle yayımlanacak pek çok eser, Müslüman Arap kültürünün Batı medeniyetine tesiri de dahil İslâm tarihinin çeşitli yönleri ile alâkalı olacaktır. Felsefî ve bilimsel alanda gerçekleşen katkılar hâlihazırda pek çok kereler tartışılmış bulunmaktadır. İslâm’ın uluslararası hukuk alanındaki mirası ise henüz detaylı bir çalışmaya tâbi tutulmamıştır.

Ele aldığım açıdan incelenmesi şu ana kadar çok az yapılan konunun hacmi göz önünde bulundurulduğunda bu makale, çok mütevazı bir teşebbüs olacaktır. Şayet ileri sürdüğüm iddialar üzerinde durmaya değer görülürse bu çalışma, uzun değerlendirmelerin ardından daha kapsamlı tarihî araştırmaları harekete geçirecek türden kabul edilebilir. Görüşlerimi ileri sürerken klâsik İslâm’ın uluslararası felsefesi ile ilgili[1] ve Orta Çağ boyunca Hıristiyan milletlerle ilişkilerini düzenlerken karşılaşılan güçlüklerle alâkalı bilgileri daima göz önünde bulundurdum.

Fikirlerin Etkisi

En az yedi asır boyunca İslâm, Akdeniz havzasındaki kültürün neredeyse tamamını temsil etmiştir. Bu süre zarfında İslâm’ın Hıristiyanlıkla olan ilişkisi hem çok, hem de karmaşıktı. Karşılıklı düşmanlık ve güvensizliğin yanında, birtakım barışçı ilişkiler ile insanî ve kültürel karışım birlikte bulunmaktaydı. Müşterek ilişkilerle ilgili sahip olduğumuz bilgiler dağınık ve muğlak olsalar da oldukça fazladır. Özel araştırmalar, onlarca yıldan beri çeşitli türdeki bilgi ve nüfuzun bir medeniyetten diğerine nasıl geçtiğini ortaya koymaya çalışmaktadır.[2]

Hukuk alanında meydana gelen tesiri tahlil etmek güç bir görevdir. Kime ait oldukları bilinmeksizin birbirine benzer fikirlerin eş zamanlı olarak ortaya çıkmaları mümkündür. Dahası, bir sembolün tesiri ile bu sembolün somut olarak kabulü arasında geçen zamanın oldukça uzun oluşu güçlüğün diğer bir kaynağını teşkil etmektedir. Metafizik spekülasyon kendisinden kaynaklanan hukukî teoriden daha süratli gelişmekte ve hatta sosyal karmaşası içinde olaylar, hukukî yenilikleri mayalandırmaktadır. Bu sebeple biz, gözlemlerimizi tarihî perspektife oturtmak, bir başka ifade ile onları, sosyal gerçekliğe derinlemesine girmiş bulunan fikirlerin genel tekâmülü ile ilişkilendirmek mecburiyetindeyiz. Devlet kavramının henüz formüle edilmeye başlandığı ve uluslararası hukukun günümüzdekinden farklı prensipler dizinine dayandığı modern çağdan hemen önceki dönemleri göz önünde bulundurduğumuzda, günümüzde var olan fikirleri daha önceki dönemlere ait olanların üstüne bina etmemek güç görünmektedir.[3]

İslâm’ın, Orta Çağ uykusundan uyanan Batı üzerinde meydana getirdiği tesir kendi bütünlüğü içinde tahlili gerektirmektedir. En belirsiz fikrî tesirlerin varlığını takdir etmek, tahminde ya da daha doğrusu varsayımda bulunmayı zorunlu kılmaktadır. Biz bunları sistemin oluşum süreci boyunca geçiş güzergâhlarında takip edemediğimiz için böyle bir geçişin vukû bulduğunu var saymak mecburiyetinde kalıyoruz. Bu fikirlerden bir kısmının, özellikle de hukuka dair olanlarının seyyahlar, hacılar, tüccarlar, değişik sosyal tabakalara mensup savaşçılar ve eserleri günümüze ulaşamayan filozof ve aydınlarca propagandası yapılmıştır. Kaynaklara başvurmaktan alıkoyan psikolojik ön yargı bir tarafa, karşı saldırıya geçmiş olan Hıristiyanlığın fanatik ihtirası yeniden ele geçirilen topraklardaki sayısız eserlerin akıl almaz imhasını neticelendirmiş; bu ise, entelektüel tesirlerin somut izlerini ortaya çıkarmayı daha da güçleştirmiştir. Onun için bizler, ispat etmekten çok farz etmek mecburiyetinde kalıyoruz.

İslâm hukukunun esas itibarıyla dinî görüntüsü ile aklî verilere dayanan Batı hukuk teorileri arasındaki birbirine yakın noktaları araştırmanın verimsiz olacağı, benzer terimlerin farklı anlamlar içereceği ve başka mefhumlara delâlet edeceği yaygın olarak varsayılır. Ancak öyle görünüyor ki, Müslüman Arap medeniyetinin, Batı’nın uyanışına olan hukukî tesiri münakaşa edilebilir cinsten değildir. Şüphesiz iki değişik medeniyetin aynı zaman dilimindeki mevcudiyeti yüzeysel olarak, fikirleri yan yana koymayı ve bir tesirin meydana gelmiş olabileceği sonucuna ulaşmayı teşvik etmektedir. Bu sebepten dolayı kendimizi, dağınık noktaları ve temas usullerini kısaca anmakla sınırlandırmamız gerekmektedir ki, böylece uluslararası hukukun konusu olan kesin örnekleri gün yüzüne çıkarabilelim.

Konuya dar bir perspektiften yaklaştığımızda, çoğunlukla modern müelliflerin bu sahaya tahsis edilmiş çalışmalarından elde edilen bilgilere müracaat etmek mecburiyetinde kalacağız. Ancak daha tam bir çalışma Haçlı Seferleri, Norman, Sicilya ve “geri alınmış” İspanya ile ilgili orijinal kaynaklardan istifade etmeyi gerektirecektir. Diğer muhtemel kaynaklar ise dinsel tarikatların arşivleri, hacıların, seyyahların, diplomat ve tüccarların rivayetleri olabileceği gibi, örneğin Katolik ilâhiyatçıların, reformcu ve hümanistlerin İslâm hakkında söyledikleri takdir ifadeleridir. Kanaatimizce henüz yapılmamış olan görev de budur.[4]


[1] Bk. Muhammad Hamidullah, Muslim Conduct of State (5. bsk. ; Lahore : Ashraf, 1968); Mohammad T. al-Ghunaymî, The Muslim Concept of International Law and Western Aproach (The Hague: Nijhoff, 1968); Marcel A. Boisard, L’Humanisme de l’Islam (Paris: Albin Michel, 1979).

[2] Pek çok yayın arasında Norman Daniel’in yayınlarına bk., özellikle The Araps and Medieval Europe (London: Longmans, 1975); Thomas Arnold and Alfred Guillaume, The Legacy of Islam (Oxford: University Press, 1965: 1931 baskısının tıpkı basımı); ve daha az bilimsel yaklaşım sergilemekle birlikte Bk. Abbas M. Akkad, The Arap Impact of European Civilisation, çev. İsmail Kashmire ve Mohammad El-Hadi ( Cairo : Supreme Council for Islamic Affairs).

[3] Georges Duby, Des societes medievales (Paris: Gallimard N. R. F., 1971) s. 46.

[4] Bu araştırmalardan birisi yaptığımız şu çalışmadır. Bu çalışma, bilâhare bastırılacak daha geniş bir araştırma şeklinde devam ettirilecektir.