|
GÜNEYDOĞU ANADOLU'DA SEYYİDLER
Abdurrahman ADAK
Güneydoğu Anadolu'da gelenekçi yapı son zamanlara
kadar hüküm sürmüş, seyyidler de bu yapının önemli
öğelerinden birini teşkil etmiştir. Modern yaşam
tarzına daha erken dönemde adapte olduğu için
seyyidlik olgusuna da daha az rastlanan Batı
Anadolu'nun aksine, Güneydoğu Anadolu'daki baskın
seyyidlik olgusu dikkat çekici bir noktadadır.
Makalemizde seyyidlerin bölgeye gelişleri, sosyal yaşam
içerisinde seyyidliğin etkileri ve teseyyüd (seyyid
olmadığı halde seyyidlik iddiasında bulunma)
sorunu ele alınacaktır.
A.
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Arapça
sâde fiilinden türetilmiş olup sahip, melik,
efendi, büyük bir topluluğu idare eden, kendisine
itaat edilen kişi anlamlarına gelen seyyid
ile yine Arapça şerufe fiilinden türetilmiş
olup yüksek konumda olan, onur ve asalet sahibi kişi
anlamlarına gelen şerîf
kelimeleri terim olarak İslam dünyasının her
yerinde Hz.Peygamber'in soyundan gelen kimseler için
kullanılır.
Bununla
birlikte, tarihi kayıtlar bize seyyid ve şerîf
kavramlarının şümûlünün muhtelif zaman ve fırkalara
göre değişik şekiller aldığını, Fatimîler döneminde
(297-565/910-1171) ise seyyid deyiminin Hasan ve Hüseyin'in
evladına tahsis edilmiş olduğunu, daha sonra da
Hasan evladına şerif ve Hüseyin evladına da seyyid
denildiğini göstermektedir.
Günümüzde Güneydoğu Anadolu’da hem Hasan hem Hüseyin
evladı için seyyid kavramı kullanılmaktadır.
B.
SEYYİDLERİN
BÖLGEYE GELİŞLERİ
Değişik
zaman ve vesilelerle İslam dünyasının her tarafına
dağılan
seyyidlerin Güneydoğu Anadolu bölgesine de gelip
yerleştikleri görülmektedir. Bölgedeki seyyidlerin
göçlerinin Bağdat'tan gerçekleştiği ve bunun
orada yaşayan bir hükümdarın yaptığı zulümlerden
kaynaklandığı, Güneydoğu Anadolu'da halk arasında
yaygın bir kanaattir. Ziya Gökalp, seyyidlere
mensubiyeti dolayısı ile ocak olarak kabul edilen ve
kendisine hürmet-i mahsusada bulunulan Mardin
çevresindeki Kiki aşiretinin reisi Mehmet Ali
Bey'in, Bağdat'tan gelmiş Seyyid Rüstem adında bir
dervişin sülalesinden geldiğini söylerken,
hem Bağdat'tan göç eden seyyidlere bir örnek vermiş
olmakta, hem de daha araştırmasını yaptığı 1922
yılında
Mardin yöresinde yaşayanlar arasında bu kanaatin
mevcut olduğuna işaret etmiş olmaktadır.
Abbasiler'in
en ünlü halifesi Harun er-Reşîd (m.786-813)'in Ehl-i
beyt'e ve onları sevenlere zulmetmiş olması
da halk arasındaki bu kanaatte doğruluk payının
olduğunu göstermektedir. Bu durumda kimi seyyid
ailelerinin Harun Reşid döneminin tekabül ettiği
miladi sekizinci yüzyılın sonları ile dokuzuncu yüzyılın
başlarında Bağdat'tan bölgeye göç ettikleri anlaşılmaktadır.
İlerde
kendisinden genişçe bahsedeceğimiz Güneydoğu
Anadolu'daki seyyidlerin önemli bir kısmını oluşturan
Becirman seyyidlerinin atası Seyyid Bilal'in
de Bağdat'tan göç etmiş olduğu halk arasında
bilinen bir husustur. Seyyid Bilal'in şecerelerinin
orta sıralarında yer alması, onun göçünün hicrî
tarihin ortalarında gerçekleşmiş olabileceği hakkında
bize bir fikir vermektedir. Mevcut şecerelerin yüz yıl
önce yazıldığını varsayacak olursak, Seyyid
Bilal'in göçünün hicrî VII. yüzyıla tekabül
ettiği ortaya çıkacaktır.
Abbasi
halifeliğinin Moğollar tarafından ortadan kaldırıldığı
656/1258 yılına yakın veya onu izleyen tarihlerde
de Bağdat'tan bölgeye kimi seyyid göçlerinin olduğu
görülmektedir.
Bu dönemde gerçekleşen seyyid göçlerine örnek
olarak önce Güneydoğu, sonra da Doğu Anadolu'ya
yerleşmiş olan Arvasi ailesi verilebilir. Buna göre,
Bağdat’'ta Mercan camiinde ilim ve tarikat ile uğraşmakta
iken Tatarlar'ın istilasına maruz kalan ve Bağdat'ta
oturma imkanı bulamayan ataları Şeyh Kasım-ı Bağdadî,
mürşidi Hafîd-i Geylânî Şeyh
Abdurrezzak'tan hicret müsadesini alarak Musul
vilayetine on beş ev akraba ve taallukatı ile sefere
çıkarlar. Üç sene Musul'da Celilzâdeler'in
mahallesinde ikamet ettikten sonra Mardin'e, üç ay
sonra da Diyarbakır'a hareket ederler. Burada beş
sene ilim ve tarikat neşrinden sonra Hazro'ya
giderler. Oradan Şirvan, oradan da Mukus (Bahçesaray)'a
yerleşirler.
İslam'ın
ilk dönemlerinde bölgeye yerleşen Bekr b. Vail'in
soyundan gelen Benu Bekir, Benu Rebî‘a, ve Benu
Mudar kabilelerine mensup Araplar
içerisinde bir takım seyyidlerin de yer almış
olabileceği muhtemel ise de bunların sayısının çok
az olması gerekir. Çünkü göç edenler, adlarından
da anlaşılabileceği gibi seyyid olmadıkları gibi,
bunların içerisinde Siirt ve Mardin'e yerleşen Hıristiyan
Araplar da bulunmaktadır.
Görüldüğü
gibi seyyidlerin bölgeye gelişlerini tek bir olaya
bağlamak ve belli bir tarihle sınırlandırmak doğru
değildir. İslamlaşma sürecinde bölgedeki Arap
fetihleri neticesinde kimi seyyidler göç etmiş
olabilir. Özellikle Abbasiler döneminde gerek Harun
er-Reşîd döneminde, gerekse Moğol istilasını müteakip
dönemde bölgeye önemli miktarda bir seyyid göçünün
gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu göçlerin gerçekleşmesinde
Şam'ın
kuzeyinde ve Bağdat'ın da kuzeybatısında yer alan
Güneydoğu Anadolu'nun buralara yakın bir konumda
olmasının ve Şam ile Bağdat'ı bölgeye bağlayan
işlek ticari yolların mevcudiyetinin de büyük
etkisi olmuştur. Bu özelliğinden dolayı bugünkü
Güneydoğu Anadolu bölgesi, Batı Anadolu ve
Trakya'ya yerleşen seyyidler için bir geçiş noktası
olmuştur.
Bölgeye
gelen seyyidlerin kültürel yapılarında zamanla büyük
değişiklikler olmuştur. Siirt ve Mardin gibi daha
Emeviler zamanında buralara göç etmiş olan Bekr b.
Vail'in soyundan gelen Arap kabileleri arasına yerleşenler
dil ve geleneklerini koruyabilmiş iseler de Erzurum
ve Erzincan'a göç edenler Türkleşmiş, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu'da kalanlar ise Kürtleşmişledir.
|