|
“BEN İLİM ŞEHRİYİM ALİ DE ONUN KAPISIDIR” HADİSİ ÜZERİNE
Seyit AVCI
Hz.Ali, ashâb-ı
kirâm arasında Kur’ân, hadis ve özellikle fıkıh
alanındaki bilgisiyle kendini kabul ettirmiş otorite
bir sahâbidir. Beş yaşından itibaren hicrete kadar
Hz.Peygamber’in yanında yetişip büyümesi, onun
damadı ve amcazâdesi olması, Tebük dışında bütün
gazvelerde Resûl-i Ekrem’le birlikte bulunması
gibi önemli özellikleri sebebiyle müslümanlar, Hz
Ali’ye büyük değer vermişlerdir. Cennetle müjdelenen
on sahâbiden biri olan Hz.Ali’nin fazilet ve menkıbelerine
dair rivayetler, diğer sahâbiler hakkında
nakledilen rivayetlerle kıyaslanamayacak derecede çoktur.
Sahâbilerin onunla ilgili olarak Hz.Peygamber’den
duydukları her sözü, gördükleri her olayı tespit
etmeye çalışmaları bu rivayetlerin çoğalmasına
sebep olmuştur. Diğer taraftan Şiîler ve onu bâtıl
davaları adına istismar eden fırkalar, Hz.Ali’nin
fazileti konusundaki sahih haberlerle yetinmemişler,
daha onun sağlığında diğer halifelerden üstünlüğüne
dair kendisini bile rencide eden hadisler uydurmuşlardır.
Mutedil bir Şiî âlimi olarak bilinen İbn Ebü’l-Hadîd
(ö.656/1258),
fezâil ile ilgili uydurma hadislerin ilk defa Şiîler
tarafından ortaya konduğunu ve Ali b. Ebû Tâlib
hakkında pek çok hadis uydurulduğunu söylemiştir.
Nitekim Zehebî (ö.748/1347) de Hz.Ali hakkında
rivayet edilen hadislerin bir kısmının sahih ve
hasen, bir kısmının zayıf, bir kısmının da mevzû
olduğunu, mevzû olanların aşırı dereceye ulaştığını
ifade ederken aynı gerçeğe işaret etmiştir.
Gerek Hz.Ali’nin gerek Ehl-i beyt’in
fazileti konusunda Kufeliler’ce 300.000’den fazla
hadis uydurulduğuna dair rivayet mübâlâğalı olsa
bile, bu konuda yine de bir fikir vermektedir.
Meselâ, dünya zevklerine önem vermeyen değerli bir
zâhid olarak tanınan Meysere b. Abdirabbih adındaki
kişi, vefat edeceği sırada Hz.Ali’nin faziletleri
hakkında yetmiş hadis uydurduğunu açıkça itiraf
etmiş,
hiç çekinmeden de uydurduğu bu hadislerden sevap
beklediğini söylemiştir.
Şiî
dünyası, Hz.Ali’nin İslâm kamuoyunda benimsenmiş
olan özellikleriyle yetinmemiş, bir fırka olarak teşekküllerindeki
temel unsur olan imâmet vasfı ve hakkı üzerinde ısrarla
durmuş, bu hususta Kur’ân ve sünnetin mantığıyla
çoğu zaman uyuşmayan pek çok asılsız menkıbeler
ve hatta hadisler uydurmuşlardır. Bundan dolayı
Hz.Ali’nin tarihi şahsiyetini tam anlamıyla doğru
bir şekilde belirleyebilmek son derece güçtür.
Hz.Ali ile ilgili olarak hadis âlimlerinin üzerinde
tartıştığı rivayetlerden biri de “Ben ilim şehriyim
Ali onun kapısıdır: أنا
مدينة
العلم
وعلي
بابها ”
şeklindeki hadistir. Bu araştırmada söz konusu
rivayetin hadis ilmi kriterlerine göre değerlendirmesi
ve İslam düşüncesine olan etkisi üzerinde
durulacaktır.
|