|
EHL-İ BEYT SEVGİSİNİN “TERCÜMAN”LARI
Ali ÇAVUŞOĞLU
Bu yazıda Ehl-i beyt’e duyulan sevginin
nedenleri ve ifade ediliş şekilleri; bu ifade şekillerinden
biri olan “tercüman” ve “gülbankler”in
anlamları, ayırımları; tercümanların içeriklerinin
incelenmesi ve son olarak da tercümanların çevrimetinleri
üzerinde durulacaktır.
Alevî-Bektaşî
inancına göre “Ehl-i beyt” terimi daha çok
Hz.Peygamber, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin için
kullanılır ve bu anma çerçevesinde bir inancı ve
sevgiyi ifade eder.
2. Nr.’lı Tercümanda belirtildiği üzere Ehl-i
beyt, fırkai naciyedir; fırkai naciye ise Ehl-i
beyt’i sevenlerdir. “Tevella ve teberra”
da bu anlayışa dayanır.
Aslında
Türk edebiyatındaki edebî ve tasavvufî metinler
incelendiğinde Ehl-i beyt sevgisinin temelinde
siyasî bağıntılardan daha uzak bir Allah ve
Peygamber sevgisinin olduğu anlaşılıyor.
Bu
sevginin, edebiyatımızda, özellikle tasavvufî
eserlerde çok kullanılan “levlâke levlâk lemâ
halaktü’l-eflâk: Sen olmasaydın evreni yaratmazdım.”
vb. sözlere dayandırılarak dinî bir emir olduğu
şeklinde çok farklı boyutlarda yorumları da yapılabilir;
çünkü Kur’ân ve Hadislerde de bu yorumun yapılmasına
zemin teşkil edecek ifadeler vardır. Hz.Peygamberin,
müminlerin, aile efradını sevmesini istediği pek
çok hadisinin
yanı sıra Kur’ân’da da bunun belirtilmiş olması
bu çerçevede bir sevginin doğmasının
nedenlerindendir.
Bilhassa hadislerle bu duygusal bağın çok güçlendirildiği
görülür.
Ehl-i
beyt sevgisi, Müslüman uluslar, bilhassa Alevî ve
Bektaşî halkları arasında yaygın bir kültür, yaşam
biçimi ve bir zihniyetin şekillenmesine de sebep
olmuştur. Ancak Türkiye’deki Alevîlerin yaşantısı
ve Ehl-i beyt’e bakışıyla İran, Irak,
Suriye ve diğer yerlerdeki Şiî ve Nusayrîlerin yaşantısı
ve Ehl-i beyt’e bakışlarının farklı olduğu
açıkça görülür. Türkiye’de Alevîlik, Ehl-i
beyt’i sevme, bir inanç bağıyla ona bağlı olma
anlamı taşırken Türkiye dışında, başkalarına
hükmetme şeklinde daha siyasî bir anlam yüklenmiştir.
Bu temelden hareketle Asrı Saaadetten sonra Emevî ve
Abbasî ve sonraki dönemlerde camilerde, hutbelerde
sahabeye sövülürken
Türkler, savaşlara ve kavgalara neden olacak bir
haklı haksız tartışmasına girmemiş, sahabeye aynı
oranda saygı göstermiş, bilhassa Ehl-i
beyt’e sevgisini samimiyetle ifade etmiştir. Ancak
gerek Osmanlılar zamanında gerekse yakın dönemde Türkiye’de
de siyasî maksatlı bir Alevîlik-Bektaşîlik anlayışının
her zaman varlığı söz konusu olmuştur. Bu siyasî
maksatlı Alevîlik-Bektaşîlik’in edebî metinlere
nüfuz ettiği görülürse de bunun bir kalkışıma
ve karmaşaya zemin teşkil edecek ölçüde bir bilinçle
kullanılmadığı, sırf taklidî, sade inançların
ifade edilmesi çerçevesinde kullanıldığı açıklıkla
söylenebilir.
Alevi-Bektaşîlerin
Ehl-i beyt’e samimî sevgi gösterilerinin
arkasında yatan bir diğer etken de Hz Peygamberin,
torunlarını metheden hadislerine ve onlara olan
sevgisinin Müslümanlar tarafından bilinmesine rağmen
Hz.Hasan ve bilhassa Hz.Hüseyin’in siyasî amaçlarla
ve belki daha başka nedenlerle şehit edilmiş
olmalarıdır. Özellikle “maktel-i Hüseyn”ler
bu acının duygusal derinliğinin tanıklarıdır. Ağıtlarla
ifade edilen bu sevgi, başka pek çok edebî türde
farklı şekillerde dile getirilir. Tarih boyunca
genel itibariyle mazlumun yanında yer alan Türkler,
Kerbelâ faciasına da bu uğurda tarih içinde göz
yaşlarının mücessem hâli denebilecek şiîrlerle
ağlamışlar, onlara olan sevgi ve dualarını her fırsatta
dile getirmişlerdir.
Sevginin
bu birkaç nedeninden başka, ifade ediliş şekline
de birkaç örnek verebiliriz. Peygamberimizin şahsına,
ailesine sevgi ve saygı duyulması gerektiği edebî
türlerin içerisinde ya da müstakil bir edebî tür
olarak doğrudan veya dolaylı dile getirilir. Örneğin;
İslâmî Türk edebiyatının bilinen ilk örneği
olan Kutadgu Bilig’de aklı temsil eden “Ögdülmüş”,
zühd ve takvayı temsil eden “Odgurmuş”a Ali evlâdı
ile ilişkilerin nasıl olacağı konusunda nasihat
ederken şöyle der:
“Peygamber
nesline hürmet edersen devlet ve saadete kavuşursun.
Bunları pek çok ve gönülden sev; onlara iyi bak ve
yardımda bulun; bunlar Ehl-i beyt’tir,
Peygamberin uruğudur. Ey kardeş sen de onları
sevgili Peygamber hakkı için sev.”
Ehl-i
beyt sevgisinin doğrudan anlatıldığı bir başka
örnek de Fuzûlî’nin Hadikatü’s-Süedâ’sıdır.
Fuzûlî bu eserinde bazı peygamberlere yapılan zulümleri,
Hz.Peygamber’in Âl-i abâsına, ashabına yapılan
zulümleri etkileyici bir dille anlatır. Eserin
sonlarında yer alan “nazm” şekliyle yazılmış
şiîr ise en içli “Maktel-i Hüseyn”ler
arasında yer alır:
Tedbîr-i
katl-i Âl-i abâ kıldın ey felek
Fikr-i
galat hayâl-i hatâ kıldın ey felek
Berk-ı
sehâb-ı hâdiseden tîglar çeküp
Birbir
havâle-i şühedâ kıldın ey felek
İsmet
harem-serâsına hürmet revâ iken
Pâmâl-i
hasm-ı bî-ser ü pâ kıldın ey felek
Sahrâ-yı
Kerbelâ’da olan teşne-leblere
Rîk-ı
revânı seyl-i belâ kıldın ey felek
Tahfîf-i
kadr-i şer’den endîşe kılmadın
Evlâd-ı
Mustafâ’ya cefâ kıldın ey felek
Bir
rahm kılmadın cigeri kan olanlara
Gurbette
rûzigârı perîşân olanlara
Ehl-i
beyt sevgisinin edebiyatımızda dolaylı olarak anlatıldığı
örnekler de saymakla bitmez. Bunlardan ikisi, bir dua
şeklinde hem tarikat erkanında hem de günlük yaşamın
diğer alanlarında Alevî-Bektaşîlerin virdizeban
ettikleri tercüman ve gülbang adı verilen türlerdir.
Burada
amaç, bu sevginin en somut ve canlı ifade edildiği
bir tür olan “Tercüman”ları tanıtmak; aynı
zamanda bir yaşam biçiminin ifadesi olan bu türün
içerik özellikleri üzerinde durmaktır.
Bu
amacı gerçekleştirebilmek için önce tercüman ve
gülbanklerin anlamları ve ayırımları üzerinde
durulacak, sonra bir yazma eserden hareketle tercümanların
içerikleri incelenecek, sonra da yararlanılan
yazmadaki tercümanların çeviri metinleri
verilecektir.
|