|
İMÂMİYYE ŞÎA’SINDA EHL-İ BEYT SEVGİSİNİN EZOTERİK(BÂTINÎ) İNANÇLARA DÖNÜŞÜMÜ
İbrahim COŞKUN
Allah için sevmek ile Allah gibi sevmek birbirinden
tamamen farklıdır. Birincisinde insanın en temel
duygularından biri olan sevgi normal mecrasında yol
alır, zamanla gönüllere yerleşir ve kökleşerek
gelişmesini sürdürür; insan şahsiyetinin pozitif
yönde gelişmesine neden olur. İkincisinde ise
sevilen varlıklara gereğinden fazla sevgi ve saygı
gösterilir. Allah gibi sevilen varlıklar, aslında
Allah sevgisine ulaştıran birer araç konumunda iken
merkez konumuna gelebilirler. Artık insanların ruh dünyasında
bütünüyle rasyoneliteden uzak inançlar yeşermeye
başlar. Daha da vahim olanı gereğinden fazla sevgi
ve saygı gösterilen varlıklar, profan inançlara dönüşür.
Tarihte dinî ve gayri-dinî fanatizmin en esaslı
sebepleri de işte bu sevgi konusundaki aşırılıklarda
gizlidir.
Sevgide
ölçü ne olmalıdır?
Ehl-i sünnet’in ve Şîa’nın Ehl-i
beyt sevgisi nasıldır?
Şîa’nın Ehl-i beyt sevgisinde aşırılıklar
var mıdır?
Eğer son sorunun cevabı evet ise Şîa’nın Ehl-i
beyt sevgisindeki aşırılıklar akaid sahasında ne
gibi sapmalara neden olmuştur?
Bu inançlar hangi kadim inanç ve felsefi düşüncelerle
örtüşmektedir?
Şîa’da Ehl-i beyt sevgisindeki bu aşırılıkların
günümüzde negatif yansımaları nelerdir?
Bu
makalenin amacı İmamiyye Şîa’nın Ehl-i
beyt sevgisini, Ehl-i sünnetin bu konudaki görüşleriyle
karşılaştırarak söz konusu fırkanın Ehl-i
beyt sevgisinde aşırılığa gidip gitmediğini
ortaya koymaktır. Bunu daha çok yukarıdaki sorular
çerçevesinde gerçekleştirmeye çalışacağız.
I.
SEVGİDE ÖLÇÜ
Sevgi
insanın zevk aldığı şeye meyletmesidir. Bu meyil
kuvvetlenirse buna aşk denir. Psikolog Z.Rubin’e göre
hoşlanma ve sevme farklı şeylerdir. ona göre hoşlanma
bir kişiye saygı ve sıcak duygular beslemeyi içerir.
Sevme ise sevilen varlığa bağlanmayı, önem
vermeyi ve mahramiyeti gerektirir.
H. Stack Sullvan gibi sevgiyi iki birey arasında özel
bir psikolojik bir süreç olarak gören psikolog ve düşünürler
de vardır.
Çocuğun
hissettiği ilk sevgi, kendisini emziren ve kucağına
alan annesine karşıdır. Şüphesiz sevgi kısa bir
müddet sonra biyolojik haz alanına geçer ve doğrudan
doğruya annenin şahsına yönelir. Bu yöneliş meme
emdiği ve kucağa alındığı zamanların dışında
tamamıyla annenin şahsına yönelmiştir. Sevgi artık
hissi köprüyü aşarak manevi duygular alanına ulaşır.
Burada manevi esasların dayanağı salt bir his değildir.
Emredici ve yasaklayıcı gücü temsil etmesine rağmen
çocuğun babasını sevdiği de bir gerçektir.
Meme
ve kucakla başlayan sonra bu köprülerden geçerek
duygular ve maneviyat dünyasına açılan sevgi bağı,
zamanla çevresinde bulunan herkese ve her şeye uzanır.
Karşılaştığı, oynadığı hareket ve kader birliği
yaptığı, düşünme ve konuşma sahasında ortaklaşa
faaliyet yürüttüğü kimselere uzanır. Bununla
birlikte his dünyası genişler, sevginin hududu ve
seviyesi de gelişir.
Çocuk bu dereceden sonra muayyen yerleri, eşyayı ve
belirli tutumları sever ve benimser. Oyun oynamayı
kendisini teselli edecek eğlendirecek şeyleri sever.
Yemek ve tat zevki artar, ergenlik dönemine
girmesiyle birlikte karşı cinse karşı cinsel
duygularla birlikte ortaya çıkan sevgi duyguları
kendini hissettirir. Gelişme grafiği, insanı tek
bir varlık olmaktan çıkarır ve onu toplum planına
iter. Artık kişide kendisiyle birlikte yaşamak
zorunda olduğu kimselere karşı sevgi duygusu gelişir.
Dünya sevgisi, evlat sevgisi, akraba sevgisi, mal ve
makam sevgisi vb. her şahısta ortaya çıkan diğer
sevgi türleridir.
Bir taraftan da insanın sevgisi tabiata ve kainata
uzanır. O her türlü güzelliği sevmeye başlar.
İşte o zaman insan adaleti acımayı doğruluğu
kahramanlığı, vatanını, vatanını, insanlığı
vb. şeyleri de sever.
Sonra onun sevgisi en üstün tepeye zirveye çıkar,
Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşmış olan sevgi bağı
dönerek, ışıklarını bütün sevgi çeşitleri üzerine
serper ve sevilen her şey Allah için sevilir. Bu
sevgiye ulaşmış olan insan, sıradan bir insan değildir
artık. Çünkü sıradan bir insandaki
psikolojisinde, önce korku ve ümit duygusu, sonra
sevgi ve nefret duygusu yer alır. Ama sıradanlık çizgisini
aşan insanın sevgi çizgisi sürekli gelişir ve
genişler.
E.Fromm’a
göre insandaki sevginin temelinde ayrılık duygusu
vardır. Hayvanlarda sevgi, daha doğrusu sevginin eşdeğeri
davranışlar gözlense de havanlar arasında bağlanma
temelde içgüdüsel donanımın bir parçasıdır. Bu
içgüdüsel donanımın sadece kırıntılarının
insanda işleyişi gözlenebilir. İnanın içgüdüsel
uyaranlardan sıyrılmış olması hiçbir zaman kopmuş
olmasa da doğayı aşmış olmasıdır. O doğanın
bir parçasıdır ama doğadan ayrıdır. Cennetten
kovulduktan sonra onun yapacağı tek şey, mantığını
geliştirerek geri dönülmez bir şekilde kaybedilen
insan-öncesi uyum yerine, insana özgü yeni bir uyum
bulup geri dönmektir.
Ayrı
bir bütünlük olarak insanın kendinin farkında
olması, kendi ömrünün iradesi dışında doğduğunun
ve iradesine rağmen öleceğinin, sevdiklerinden önce
veya kendisini sevenlerden önce öleceğinin farkında
olması, kendi yalnız ve ayrılığının, ayrıca doğal
ve toplumsal güçler karşısında çaresizliğinin
farkında olması, onun doğadan kopuk varoluşunu
dayanılmaz bir hapishaneye çevirir. Varlığı bizi
kuşatan hapishane gibi algılamaktan kurtaracak olan
biricik yol sevgidir. İnsanlar bunun için sevgi ile
dışa yönelmeyi, kendini şu veya bu şekilde
insanlarla dış dünya ile bütünleşmediği arzu
eder.
Ayrılık şiddetli kaygıların kaynağıdır. İnsanın
en derin ihtiyacı ayrılığın ötesinden gelme,
yalnızlığından kurtulma ihtiyacıdır. Bu amaca
ulaşma konusundaki başarısızlık insanları bunalıma
iter. Her çağın kültürü ve insanı tek ve aynı
sorunun çözümüyle karşı karşıyadır. Cevaplar
bir ölçüde bireyin ulaştığı birleşme
derecesine bağlıdır. Bebeklikte benlik duygusu pek
gelişmemiştir. Kendisini hala annesi ile bir
hisseder. Annesinin memelerinin ve tenin fiziksel varlığı
bebeğin yalnızlık duygusunu giderir.
Çocuk ayrılık ve bireysellik duygusunu geliştirdiği
ölçüde annenin fiziksel varlığı artık yetmez.
Bu ayrılığın başka yollardan üstesinden gelme
ihtiyacı ortaya çıkar. Budan dolayı insan en yakın
çevresindekilerden başlayarak kişilere ve değişik
varlıklara sevgiyle yaklaşmaya başlar. Zamanla bu
duygu manevi alanı ulaşır. Tapınma anları ayrılık
duygusunun en iyi şekilde ortadan kalktığı anlardır.
Bazıları alkol ve değişik uyuşturucularla ayrılık
duygularını kapatmaya çalışsalar da alkol ve uyuşturucuların
etkisi bittiğinde ayrılık duyguları çok daha yoğun
bir şekilde kendini hissettirir. Bundan dolayı kişiliği
gelişmiş, diğer insanlarla iyi ilişki kurabilen
normal insanlar yetiştirebilmek için, insanlardaki
sevginin kaynağı ve istikameti iyi belirlenmelidir.
Gazali’ye
göre sevgide bilme ve tanıma önemlidir. Bilip
anlamadan sevgi tahakkuk etmez. İnsan bildiğini
sever. Bunun içindir ki cansızlarda sevgi yoktur.
Sevgi bilip anlamaya bağlı olduğu için bilgi ve
anlayışın bölünmesi nispetinde sevginin de bölümleri
olduğunu bilmek gerekir. Her duyu anlaşılabilen şeylerden
birini anlayabilir ve anladığı şeylerden zevk alır,
fıtraten ona meyleder onu sever.
|