|
SEKALEYN HADİSİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ
Adem DÖLEK
Kısaca “Size sekaleyni bırakıyorum
ki, onlara sımsıkı sarılırsanız asla dalâlete düşmezsiniz.
Onlar; Allah’ın kitabı ve Ehl-i beytimdir”
şeklinde nakledilen ve aynı zamanda “sekaleyn
hadisi” olarak meşhur olan bu hadis, hem Ehl-i sünnet
hem de Şîa görüşü açısından büyük önem taşımaktadır.
“Sekaleyn hadisi”nin
yorumlanması ilk dönemlerden bu yana hep problem
olagelmiştir. Bu problem de; hadiste zikredilen
edilen “Ehl-i beyt” ifâdesidir. Yani
“Ehl-i beyt”ten kastedilen mânânın ne
olduğudur. Şîa ekolu “Ehl-i beyt” ifâdesini
kendi görüşleri doğrultusunda değrlendirmeye çalışırlarken,
Ehl-i sünnet ekolü de hâliyle kendi görüşleri doğrultusunda
yorumlamaktadırlar.
“Sekaleyn hadisi”, Şîa’nın
doğuşu ile ilgili gösterilen ve Şiî literatürde
mühim bir yer işgal eden en önemli hadislerden
birisidir.
Bu bakımdan “sekaleyn hadisi” hem Şiî
kaynaklarda hem de Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında
çokça kullanılmaktadır. Bu sebeple, “sekaleyn
hadisi” ile ilgili rivâytelerden hareketle
“Ehl-i beyt” kavramının nasıl anlaşılması
gerektiği üzerinde durmaya çalışacağız.
I- SEKALEYN RİVÂYETLERİ
“Sekaleyn hadisi”nin bir çok
rivâyeti bulunmaktadır. Hadisi, başta mühaddisler
olmak üzere müfessirler,
fakîhler, dilciler,
siyerciler,
tabakât
ve garîbu’l-hadis
yazarları gibi bir çok bilim dallarındaki müellifler
nakletmişlerdir.
“Sekaleyn hadisi”,
muhaddislerden Müslim’in Sahih’i, Dârimî’nin
Sünen’i, Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i,
Nesâî’nin el-Hasâis’ı, Ebû
Ya’lâ’nın Müsned’i, Hâkim’in Müstedrek’i,
Beyhakî’nin Şuabu’l-İman’ı, es-Sünenu’l-Kübra’sı
ve Delâilü’n-Nübüvve’si, Taberânî’nin
el-Evsat’ı gibi gerek mütekaddîmun
gerekse müteahhirûna ait bir çok hadis kitaplarında
rivâyet edilmiştir. “Sekaleyn hadisi”nin değerlendirmesine
geçmeden önce bazı muhaddislerin rivâyetlerini
kaydetmeye çalışalım.
1- Müslim (v.261/874)’in
Rivâyeti
Müslim, Sahih’inde
“sekaleyn hadisi”ni üç tarikten nakletmektedir.
.1حدثني
زهير بن
حرب
وشجاع بن
مخلد
جميعا عن
ابن علية
قال زهير:
حدثنا
إسمعيل
بن
إبراهيم،
حدثني
أبو حيان
حدثني
يزيد بن
حيان قال:
إنطلقت
أنا
وحصين بن
سبرة و
عمر بن
مسلم إلى
زيد بن
أرقم،
فلما
جلسنا
إليه قال
له حصين:
لقد لقيت
يا زيد
خيرا
كثيرا،
رأيت
رسول
الله صلى
الله
عليه
وسلم،
وسمعت
حديثه،
وغزوت
معه،
وصليت
خلفه،
لقد لقيت
يا زيد
خيرا
كثيرا،
حدثْنا
يا زيد! ما
سمعت من
رسول
الله صلى
الله
عليه
وسلم. قال
يا ابن
أخي،
والله
لقد
كبرتْ
سنّي
وقدم
عهدي
ونسيت
بعض الذي
كنت أعي
من رسول
الله صلى
الله
عليه
وسلم فما
حدثتكم
فاقبلوا،
ومالا
فلا
تكلفونيه.
ثم قال:
قام رسول
الله صلى
الله
عليه
وسلم
يوما
خطيبا
فينا
بماء
يدعى
خمّا بين
مكة
والمدينة
فحمد
الله
تعالى
وأثنى
عليه و
وعظ
وذكّر،
ثم قال
أمّا بعد:
ألا
يا أيها
الناس!
فإنما
أنا بشر
يوشك أن
يأتي
رسول ربي
فأجيب:
وأنا
تارك
فيكم
ثقلين:
أوّلهما
كتاب
الله فيه
الهدى
والنور،
فخذوا
بكتاب
الله
واستمسكوا
به. فحثّ
على كتاب
الله
ورغّب
فيه. ثم
قال: وأهل
بيتي،
أذكّركم
الله في
أهل بيتي
أذكّركم
الله في
أهل بيتي
أذكّركم
الله في
أهل بيتي.
فقال له
حصين: ومن
أهل
بيته؟ يا
زيد! أليس
نساؤه من
أهل
بيته؟
قال:
نساءه من
أهل
بيته،
ولكن أهل
بيته من
حرم
الصدقة
بعده،
قال: ومن
هم؟ قال :
هم آل
عليّ، و
آل عقيل،
وآل
جعفر،
وآل
عبّاس.
قال: كلّ
هؤلآء
حرم
الصدقة؟
قال: نعم.
1. Hadis: Müslim- Züheyr b.
Harb (v.234/848)
ve Şücâ’ b. Mahled (v.235/849) ile birlikte İbn
Uleyye (v.193/809)’den
nakledilmektedir. Züheyr şöyle der: Bize İsmail b.
İbrahim nakletti. (İbrahim de) bana Ebû Hayyân
(v.145/762)
nakletti. (Ebû Hayyân da) bana Yezid b. Hayyân (v.?)
nakletti. Yezid şöyle dedi: Ben ve Husayn b. Sebre
ve Ömer b. Müslim, Zeyd b. Erkam (v.68/687)’a
gittik. Onun yanına oturduğumuzda Husayn ona “Ey
Zeyd! Çok hayra nâil oldun; Rasûlüllah (s.a.v.)
ile görüştün, Onun hadisini dinledin, Onunla
birlikte savaşa katıldın, Onun arkasında namaz kıldın,
böylece bir çok hayra nâil oldun. Ey Zeyd! Rasûlüllah
(s.a.v.)’tan işittiklerinden bize hadis rivâyet
et.”.
Bunun üzerine Zeyd “Ey kardeşimin
oğlu! Vallahi, yaşlandım, zamanım da geldi, Rasûlüllah
(s.a.v.)’tan ezberlemiş olduğum şeylerin bazısını
unuttum. Bu sebeple size söylediğim şeyleri kabul
edin, rivâyet edemediğim şeylerden dolayı da beni
mükellef tutmayın” dedi ve sonra sözüne şöyle
devam etti: “Bir gün, Mekke ile Medine arasında
Humm denilen yerdeki suyun yanında Rasûlüllah
(s.a.v.) aramızda hitap etmek üzere kalktı ve
Allah’a hamd ve senâda bulundu, nasihat etti ve hatırlatmada
bulundu, sonra da şöyle buyurdu: ‘Bundan sonra:
-Ey insanlar! Dikkat edin! Ben de
bir beşerim, Rabbimin elçisinin gelmesi ve Benim de
icâbet edeceğim vakit yaklaşıyor. Ve ben size
sekaleyni bırakıyorum. Onlardan ilki Allah’ın
kitabı (Kur’ân)dır ki, onda hidâyet ve nur vardır.
Allah’ın kitabını alın ve ona sımsıkı sarılın.’.
Böylece Hz.Peygamber Allah’ın
kitabına teşvik etti ve gönülleri ona rağbetlendirdi.
Sonra da şöyle buyurdu: “Ve Ehl-i beytim; Ehl-i
beytim konusunda size Allah’ı hatırlatıyorum,
Ehl-i beytim konusunda size Allah’ı hatırlatıyorum,
Ehl-i beytim konusunda size Allah’ı hatırlatıyorum.”
Bunun üzerine Husayn, Zeyd’e
“Peygamber’in Ehl-i beyt’i kimdir?
Ey Zeyd! onun hanımları da Ehl-i beyt’ten değil
mi?’
diye sordu. Zeyd de: “Peygamber’in hanımları da
Ehl-i beyt’indendir, fakat onun asıl
Ehl-i beyt’i, kendisinden sonra sadaka
kendilerine haram kılınan kimselerdir.”
dedi. Husayn da “Onlar kimlerdir?” diye sordu. Zeyd de: “Onlar;
Ali’nin âli, Akîlin âli, Ca’fer’in âli ve
Abbas’ın âlidir.” dedi. Husayn: “Bunların
hepsi kendilerine sadaka haram kılınmış olanlar mı?” diye sordu.
Zeyd de: “evet” dedi.
Müslim’in
bu rivâyetinin sahâbî râvîsi, Zeyd b. Erkam’dır.
Hadis, “sekaleyn hadisi” ile ilgili rivâyetlerin
en uzun şekilde nakledilmiş olanlardan birisidir.
Hadisin senedindeki râvîlerin güvenilir kişiler
olması sebebiyle hadisin senedi sahihtir.
|