|
ŞÎA’DA BİR HİDÂYET REHBERİ OLARAK EHL-İ BEYT VE “NÛH’UN GEMİSİ” BENZETMESİ
Hüseyin KAHRAMAN
“Ehl-i beyt” terkîbi, sözlükte “akraba,
aşiret, zevce” gibi mânâlara gelen “ehl”
kelimesi ile “mesken, ev, aile” mânâlarına
gelen “beyt” kelimelerinden oluşur. Câhiliyye döneminde
kabilenin hâkim ve önde gelen ailesini ifade etmek
üzere kullanılan
bu terimin Kur'ân’da özellikle peygamberlerin eşlerine
veya ev halkına delâlet ettiği görülür.
Hz.Peygamberin aile fertleri hakkında nâzil olan
“… Ey Ehl-i beyt! Allah sizden sadece günahı
gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor” meâlindeki
âyette
de Kur'ân’ın bu husûsî kullanımını görmek mümkündür.
Kur'ân’ın
bu olumlu ve ayrıcalıklı yaklaşımına mazhar olan
“Ehl-i beyt” terimi, çeşitli açılardan Sünnîlerle
Şiîler arasında ihtilâfa neden olmuştur. Bu ihtilâfların
başında “Ehl-i beyt”in kimlerden oluştuğu
konusu gelmektedir. Şiî inancına göre
Hz.Peygamber’e ilâveten Hz.Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin
ve ayrıca imam kabul edilen dokuz kişi
bu terimin kapsamına girmektedir. Sünnîler arasında
ise bu terimin çerçevesi hususunda görüş birliği
yoktur. Bazılarına göre sadece Hz.Peygamber’in
hanımları, bazılarına göre ise Benî Hâşim’in
tamamı Ehl-i beyt kapsamına girmektedir.
Ehl-i
beyt teriminin kapsamı ile ilgili bu tartışmalar,
bir başka ihtilâf konusunu da beraberinde getirir.
Ehl-i sünnet ile Şîa arasındaki bu ikinci
temel ihtilâf, Ehl-i beyt mensuplarının diğer
Müslümanlardan farklı olarak bazı özelliklere
sahip olup olmadığı ile ilgilidir. Bu tartışmalar
ise Kur'ân’da da ifade edildiği üzere
“Ehl-i beyt’in günahlardan
temizlenmesi" yani “masum oluşu” (ismet)
temeline dayanır. Ehl-i sünnete göre insanlar
arasında sadece peygamberler masumdur.
Halbuki Şîa’ya göre bu terimin kapsamına giren tüm
insanlar, Hz.Peygamber’le aynı özelliklere
sahiptir. "Şeyh Sadûk" diye bilinen Şiî
âlim Ebû Cafer İbn Bâbeveyh el-Kummî
(381/991), ismet sıfatına ilâveten Ehl-i
beyt’in sahip olduğu bu ayrıcalıklı özellikleri
şöyle ifade etmektedir:
“Bizim
onlar hakkındaki inancımız şudur: Onlar, Allah’ın
kendilerine itâat etmeyi emrettiği ulu’l-emr olan
kişilerdir. Onlar insanlar üzerinde şâhiddirler.
Selâm üzerlerine olsun onlar, Allah’ın kapılarıdır;
ona giden yoldur, ona işâret eden delillerdir. Selâm
üzerlerine olsun onlar, onun ilminin hazînesi,
vahyinin açıklayıcıları ve tevhîdinin rükünleridir.
Onlar hata ve yanlışlardan korunmuşlar (masûm)dır.
Onlar, Allah’ın kendilerinden kirleri giderdiği ve
tertemiz temizlediği kimselerdir. Onların mucizeleri
ve delilleri vardır. Yıldızların gök halkının
emniyeti oluşları gibi onlar da yeryüzü insanlarının
emniyetidir. Onlar bu ümmet içinde Nûh’un
gemisine benzetilebilir. Ona binen kurtulur ve bağışlanma
kapısına (Hıtta) ulaşır. Onlar Allah’ın kerîm
kullarıdır, ondan önce söz söylemezler ve onun
emriyle hareket ederler. Ve selâm üzerlerine olsun,
onlar hakkında şu inancı taşırız: Onları sevmek
imân, onlardan nefret küfürdür. Onların buyruğu
Allah’ın emri, yasakları da Allah’ın nehyidir.
Onlara itâat Allah’a itâat, onlara itâatsizlik
Allah’a karşı gelme; onların dostu Allah’ın
dostu ve düşmanları da Allah’ın düşmanlarıdır.”
Hatadan
korunduğunun kabul edilmesi ve özellikle de Allah’ın
ilminin hazinesi konumunda görülmesi, Şîa’ya göre
Ehl-i beyt’e tüm müslümanlar için hidâyet
rehberi ve kurtuluş vesilesi olma özelliği kazandırmaktadır.
Zira Hz.Âdem’den itibâren bütün peygamberlere
verilen ilme sahip olan Ehl-i beyt, İslâmî kültür
ve bilimin de kaynağı durumundadır.
Bu ilim derin ve köklü olup insanların muhtaç
oldukları her şeyi kapsamaktadır. Bu özelliği ile
Ehl-i beyt, insanları doğru yola sevkeden
kurtarıcı bir fonksiyona sahiptir. Bu fonksiyon Ehl-i
beyt’e Hz.Peygamber’den, ona Cebrâil’den, Cebrâil’e
ise Allah’tan intikâl etmiştir.
Hatta Şîa’ya göre başta Hz.Ali olmak üzere Ehl-i
beyt mensubu olan on iki imam, bu özelliğin kaynağı
olan “bilgi” konusunda peygamberlerden daha üstün
bir konumdadır.
Bu düşünceye göre Ehl-i beyt’in dindeki bu
konumunu ve Müslümanlar için taşıdığı önemi
dile getiren çok sayıda âyet ve hadis vardır.
Meselâ “Sizin dostunuz ve yardımcınız ancak
Allah, onun rasûlü ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek
namazı dosdoğru kılan ve zekâtı veren müminlerdir”
gibi pek çok âyet
Ehl-i beyt hakkında nâzîl olmuştur. Yine,
“Sakaleyn Hadisi” olarak bilinen “Size iki şey
bırakıyorum, onlara sarıldıkça asla dalâlete düşmezsiniz:
Allah’ın kitâbı ve Ehl-i beytim”
gibi pek çok hadis de Ehl-i beyt’e yönelmenin
vücûbuna delâlet eden, Allah’ın hükümleri
konusunda onların Hz.Peygamber’den sonra aslî mercî
olduğunu gösteren katî delillerdir.
Hemen her Şiî âlimin bu konuda kullandığı
delillerden biri de Hz.Peygamber’in Ehl-i
beyt’i Nûh’un gemisine benzettiği hadistir.
|