|
ŞİÎ VE SÜNNÎ MÜFESSİRLERİN EHL İ BEYT’LE İLGİLİ BAZI AYETLERE YAKLAŞIMLARI ÜZERİNE
Mesut OKUMUŞ
Elinizdeki incelemede genelde Kur’ân’ın muhtelif
ayetlerinde ve özelde de 33/Ahzab Suresi 33. ayetinde
zikredilen ‘Ehl-i beyt’ tabirinin, Şiî ve
Sünnî tefsirlerde nasıl ele alındığı ve tanımlandığı,
mezkur ayetin Şiî ve Sünnî müfessirler tarafından
nasıl yorumlandığı, bazı ileri gelen Şiî müfessirlerin
kendi tanımladıkları şekliyle Ehl-i beyt’e
işâret ve delâlet eden Kur’ân’ın diğer
ayetlerine yönelik yaklaşımları üzerinde
durulacak ve bu yaklaşımların bir değerlendirmesi
yapılmaya çalışılacaktır.
Kuşkusuz
Ehl-i beyt tabirinin kökleri İslam öncesine
kadar gitmektedir, ancak ifadenin Kur’ân’daki
anlam alanı ve içeriği, bulunduğu bağlamlarda
neye ve kimlere delalet ettiği, Şiî ve Sünnî ilim
çevrelerinde tartışma ve ihtilaf konusu olmuştur.
Yine İslam tarihi boyunca kavram üzerine yapılan
tartışmalarda temel kaynak ve referans çerçevesi,
öncelikle Kur’ân olmuş, taraflar görüşlerini
bilhassa Kur’ân ayetleriyle desteklenmeye çalışmışlardır.
Bu nedenle elinizdeki incelemede daha çok
‘Ehl-i beyt’ kavramının Kur’ân’daki
kullanımı, yer aldığı bağlam(lar)a göre taşıdığı
farklı anlamlar, Şiî ve Sünnî müfessirlerin
mezkur kavramın içini neyle doldurdukları ve Ehl-i
beyt ifadesinin yer aldığı muhtelif ayetleri nasıl
yorumladıkları, doğrudan ‘Ehl-i beyt’
ifadesi bulunmasa da Şiî müfessirlerin kendi tanımladıkları
şekliyle ‘Ehl-i beyt’e delalet veya işâret
ettiğini ileri sürdükleri Kur’ân’ın diğer
ayetlerine yönelik yaklaşımları, yaptıkları
yorumlar, bunların dayandığı gerçek zeminler ve
yapılan yorumların Kur’ân’ın bütünlüğü açısından
geçerliliği üzerinde durulacaktır.
B-Kur’ân’da
Ehl-i beyt Tamlaması
Türkçe
anlamı itibariyle ‘hane halkı, ev halkı’ manasına
gelen ‘Ehl-i beyt’ tabiri, aslında Arapça’da
‘ehl’ ve ‘beyt’ şeklinde iki ayrı kelimenin
bir araya gelmesiyle oluşmuş belirtisiz isim
tamlamasıdır. Tamlamayı oluşturan ‘ehl’ ve
‘beyt’ kelimelerinden her biri, Kur’ân’da bir
çok ayette ayrı olarak kullanılmakla birlikte,
konumuzu doğrudan ilgilendiren ‘Ehl-i beyt’
tabiri, ilahi hitapta yalnızca “ehle’l-beyt”
(11/Hud 73); “ehl-i beytin” (28/Kasas,12) ve
“ehle’l-beyti” (33/Ahzab,33) şeklinde olmak üzere
toplam üç ayet-i kerimede zikredilmektedir. Öncelikle
burada bahse konu üç ayetin meallerine bakmakta
yarar olduğu kanaatindeyiz. Kur’ân’da
‘Ehl-i beyt’ tamlamasının kullanıldığı
ayetlerden ilkinin meali şu şekildedir.
1-“Allah’ın
dilediğini gerçekleştirmesini mi yadırgıyorsun?”
dediler, “Allah’ın rahmet ve bereketi sizin üzerinize
olsun ey bu evin insanları (Ehl-i beyt)! Hatırlayın
ki, her zaman her türlü övgüye layık olan odur;
şanı çok yüce olan o!” (11/Hud 73)
Yukarıdaki
ayet Hz.İbrahim’e insan suretinde gelen iki melek
ile Hz.İbrahim’in ailesi arasında yaşanan karşılıklı
konuşma ile ilgilidir. Ayette, yaşı oldukça
ilerlemiş olduğu halde Hz.İbrahim’e bir oğlunun
olacağını müjdelemek için gelen iki meleğin
verdikleri müjde karşısında şaşıran ve “Ben
yaşlı bir kadın, kocam da yaşlı bir adam iken, hâlâ
çocuk mu doğuracağım, doğrusu yadırganacak bir
şeydir bu!” diyen Hz.İbrahim’in eşi Sara Hanım’a
karşı meleklerin verdiği cevap nakledilmektedir.
Dolayısıyla ayetin bağlamı, tamamen Hz.İbrahim
ailesinin başından geçen bir olayla ilgilidir ve
ayetteki “Ehl-i beyt” ifadesi ile Hz.İbrahim’in
ev halkına, aslında doğrudan Hz.İbrahim’in hanımına
hitap edilmektedir. Bu yönüyle ayette yer alan
ifadenin Hz.Muhammed’in ailesi ve günümüzde anlaşıldığı
şekliyle bilinen manadaki ‘Ehl-i beyt’ ile
bir ilgisi yoktur. Ancak ayette kullanılan
‘Ehl-i beyt’ tabirinin doğrudan Hz.İbrahim’in
eşini dolaylı olarak da Hz.İbrahim’i kasdettiğini
ancak buna rağmen ayette müennes değil müzekker
bir siganın kullanıldığını da göz önünde
tutmak gerekir.
2-“Ve
biz daha ilk günden onun süt anneleri yadırgamasını
sağladık ve (kız kardeşi bu durumu öğrenince,
onlara) “Size onun bakımını sizin adınıza üzerine
alabilecek ve o’nu güzelce eğitip yetiştirecek
bir aile (Ehl-i beyt’in) göstereyim mi?”
dedi.” (28/Kasas,12)
Yukarıdaki
ayette de Hz.Musa’nın küçükken öldürülmesinden
korkulduğu için annesi tarafından nehre bırakıldıktan
sonra, suda bulunup Firavun’un sarayına girmesi ve
o sırada yaşanan gelişmelerden bahsedilmektedir.
Ayette sarayda kalmasına karar verilen Musa’nın
emzirmek için getirilen süt anneleri yadırgadığı
için sonunda öz annesine kavuşması ve onun tarafından
emzirilmesi anlatılmaktadır. Burada da bağlam, bütünüyle
Hz.Musa’nın ailesi ile alakalıdır ve konumuzun özünü
oluşturan ‘Ehl-i beyt’ ifadesinden tamamen
farklıdır. Nitekim ayetin devamı şöyledir: “Böylece
biz, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah’ın
vadinin gerçek olduğunu bilsin diye onu annesine
kavuşturduk.” (28/Kasas,13) Ancak yine burada da
‘Ehl-i beyt’ ifadesi ile Hz.Musa kız kardeşi
ve annesinden oluşan ailesinin kastedildiğine dikkat
edilmelidir.
Kur’ân’da
‘Ehl-i beyt’ ifadesinin yer aldığı,
konumuzu doğrudan ilgilendiren ve sonradan tartışmaların
üzerinde odaklandığı üçüncü ayetin meali ise
şu şekildedir:
3-“Evlerinizde
sessizce oturun; eski cahiliyye günlerindeki gibi
cazibenizi sergilemeyin; namazlarınızda dikkatli ve
devamlı olun, arındırıcı yükümlüklerinizi ifa
edin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Ey Ehl-i
beyt! Allah sizden yalnızca çirkinlikleri gidermek
ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (33/Ahzab, 33)
Yukarıdaki
ayetin başında ve ondan önceki ayetlerde
Hz.Peygamber’in mübarek zevcelerinden
bahsedilmektedir. Bu ayetin öncesinde yer alan
ayetlerde de, yirmi sekizinci ayetten başlamak üzere
buraya kadar ve bundan bir sonraki ayet de dahil olmak
üzere konu, tamamen Hz.Peygamber’in mübarek
zevcelerinin nasıl davranmaları gerektiği ile
ilgilidir. Ayetlerdeki hitap da onlara yönelik olup
onların takınmaları gereken tavır ve davranışların
neler olduğunu anlatmaktadır. Nitekim bir sonraki
ayetin meali de şu şekildedir:
“Evlerinizde
okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırda
tutun. Şüphesiz Allah latiftir, her şeyden
haberdardır.” (33/Ahzab, 34)
Ancak
Şiî müfessirlerin hemen tamamı ve bazı Sünnî müfessirler,
yukarıda meali zikredilen ayette yer alan
‘Ehl-i beyt’ ifadesi ile ve özellikle
ayetin son kısmında yer alan “…Ey Ehl-i
beyt! Allah sizden yalnızca çirkinlikleri gidermek
ve sizi tertemiz yapmak istiyor” cümlesi ile neyin
ve de kimlerin kastedildiği konusunda farklı düşünmektedirler.
Tartışmalar daha çok ayetteki tertemiz yapma
iradesinin ne anlama geldiği ve bunun sonucu olarak
da hitabın kimleri kastettiği konusunda yoğunlaşmaktadır.
|