|
CİFR/EBCED METODUNUN KUR’ÂN AYETLERİNE TATBÎKİ VE EHL-İ BEYT’LE İLİŞKİSİ
Abdülkerim SEBER
Gayb alanı öteden beri insanların merak ettiği,
girmek için çaba sarfettiği esrarengiz bir alandır.
Tarihin hiçbir dönemi bu alana girmek, ihtiva ettiği
sırlara muttali olmak için yapılan ezoterik
faaliyetlerden hali kalmamıştır. İbn Haldun (ö.808/1406)
olayların sonuçlarını, ölüm, hayır, şer gibi
insanların başlarına gelecek olan şeyleri, özellikle
dünyanın geriye kalan ömrünü, hanedanlıkların sürelerini
önceden öğrenme merakının insan nefsinin özelliklerinden
ve tabiatından olduğunu
zikrediyor ki bu faaliyetlerin bundan sonra da devam
edeceği hususunda şüphe yoktur.
Kur’ân-ı
Kerim gaybı Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceğini,
gaybın anahtarlarının Allah Teâlâ’nın elinde
olduğunu,
Hz.Peygamber (s.a.v.)’in dahi ancak kendisine
vahyedileni bilebileceğini
te’kitle ifade etmesine rağmen, insanlar bu konuda
sihir, astroloji, kahinlik, ruhçuluk, cincilik gibi
bir çok metodu denemektedirler. Ayrıca Kur’ân-ı
Kerim, insanların yanı sıra cinnîlerin de bu tarz
faaliyetlerde bulunduklarını, onların da bu
faaliyetlerinin beyhûde gayretler olduğunu
haber vermektedir. Bütün bunlara rağmen günümüzde
dahi insanlar gaybî sahadaki arayışlarını ısrarla
sürdürmektedirler.
Son
yıllarda içerikleri, üslupları, iddiaları hemen
hemen aynı olan ve peş peşe ortaya çıkan bazı
eserler, bu arayışlara farklı bir boyut kazandırmıştır.
İlmî olmayan metotlarla, kaynaksız-mesnetsiz
bilgilerle, alelacele neşre hazırlanarak piyasaya sürülen
bu eserler, meydana gelen deprem felaketleri buna bağlı
olarak yapılan spekülatif deprem tahminleri,
Amerika’da meydana gelen 11 Eylül faciası,
Amerika-Afganistan/Irak savaşları, ülkemizde üst
üste yaşanan ekonomik krizler gibi müteselsil, endişe
verici, baş döndürücü bir süreç içinde yayınlanmalarına
rağmen, halkın hayretini mûcip bir takım iddia ve
açıklamalarla kısa sürede beklenenin üzerinde
baskılar yaptılar. Yayınlandıkları yıllar içinde
adeta yok/çok satan kitaplar listesinde ilk sıraları
alan bu eserler, aradan geçen bunca zamana rağmen
hala lüks alışveriş merkezlerinin kitap reyonlarında
müşterilere sunulmaktadır.
Meydana
gelmiş ve gelecek olan bir çok tabiat olayının,
teknolojik gelişmenin aslında Kur’ân’ın şifrelerinde
gizli olduğu, Kur’ân harflerine takdir edilen değerlerin
hesaplanmasıyla bunların bulunabileceği iddiasıyla
ortaya çıkan bu eserlerden ilki, Ömer Çelakıl’ın
hazırladığı “Kur’ân’ın Şifresi” isimli
eserdir. İlk baskısını 2000 Eylül ayında yapan
bu eserde yazar, okuyucusuna, Kur’ân ayetlerinin
matematiksel değerler üzerine kurulu olduğunu, bir
çok gaybî bilginin bu şifrelerde gizli olduğunu
telkin ediyor Evrendeki pek çok tabiat olayının,
teknolojik veya sosyolojik gelişmenin meydana geldiği
yahut geleceği tarihleri kendine mahsus matematiksel
formüllerle Kur’ân ayetlerinden istinbat ediyor
İkinci
eser ise ilk baskısını Kasım 2002’de yapan
Serkan Tekin imzalı “Kur’ân’da Gizlenen
Tarihler” isimli eserdir. Bu eserde de yine yazar,
geçmiş ve gelecekle ilgili bir çok gaybî bilginin
Kur’ân harflerinin sayısal değerlerinde mevcut
olduğunu, bunların cifr/ebced hesabıyla çözülebileceğini
ispata çalışıyor.
Üçüncü
eser “Nostradamus’un Deşifresi”, Serkan
Tekin’in ilk eserinin farklı bir isim ve başlıkla
sunulmuş bir versiyonudur. Yazar bu eserde,
Nostradamus (ö.974/1566)’un kehanetlerinin,
Hz.Ali’nin torunu Cafer Sadık’ın sistematize
ettiği cifr ilmine dayalı olduğunu, bu ilimle
ilgili derli toplu en geniş açıklamanın İbn Arabî
(ö.627/1230 ) tarafından yapıldığını, dolayısıyla
Nostradamus’un İbn Arabî’den etkilendiğini,
onun kehanetlerinin İbn Arabî’nin beyitlerine
dayandığını iddia ediyor, örnekler veriyor. Eseri
bir defa karıştıran kimsenin bu kitabın konu başlıklarının
bir çoğunun, noktasına virgülüne dokunulmadan
“Kur’ân’da Gizlenen Tarihler” isimli eserden
aktarıldığını fark etmekte güçlük çekmeyecektir.
Bu eser de ilk baskısını Mayıs 2003’te yapmıştır.
“Kur’ân-ı
Kerim’in Şifresi” isimli eserin metodunun cifr
ilmi olmamasına rağmen, yazarın diğer iki eserin
omurgası mesabesinde olan cifr metoduna değinmeden
edememesi,
-hiç alakası olmayan yerde- cifre dair bilgiler
vermesi, okuyucuya Ömer Çelakıl’ın Kur’ân
ayetlerine tatbik ettiği şifre metodunun da aslında
cifr ilminden mülhem bir metot olduğu intibaını
vermektedir.
“Nostradomus’un
Deşifresi” adlı eserinde Nostradomus’un
kehanetlerini, Cafer Sadık’ın sistematize ettiği
cifr üzerine kurduğuna dair Serkan Tekin’in
iddialarını yukarıda zikretmiştik. “Kur’ân’da
Gizlenen Tarihler” adlı eserinde de yine Tekin,
Hz.Ali’yi cifr metodunun en önemli alimi olarak
takdim etmiş, üstelik bir de Hz.Ali’nin temsîlî
bir resmini yerleştirmiş, gerçekte Hz.Ali’ye ait
olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen ancak,
Hz.Ali’den geldiği iddia edilen cifr ilmini teşvik
eden bazı sözlerle de iddiasını pekiştirmeye çalışmıştır.
İlgili bölümde bu eserden seçtiğimiz bazı örnekleri
bulacaksınız.
Konuya
Kur’ân’ın bir çok ilmin kaynağı olduğu,
evvelkilerin ve sonradan geleceklerin ilminin Kur’ân’da
mevcut olduğu
zaviyesinden bakılırsa, ilk bakışta bu arayışların
haklı ve gerekli olduğu akla gelebilmektedir ancak,
bu yönüyle Kur’ân-ı Kerim, zaman zaman, kendi
subjektif bilgilerini Kur’ân’a ispat ettirmeye çalışanlarca
veya kendi inandıklarını Kur’ân’dan istinbat
etme hevesine kapılanlarca istismar edilebilmiştir.
Umumi
anlamda insanlara ve cinnîlere kapalı olan gaybî
bilgilerin Allah Teâlâ tarafından bazı hususi
kullara verilmesi,
bu konunun istisnası mesabesindedir ki istisnanın
umumi kaideleri bozamayacağı bilinen bir husustur.
İbn Haldun’un ifadesiyle, “ferdî kabiliyet”
olan bu metodun sayılı örnekler dışında, Kur’ân-ı
Kerim’in tefsirinde kullanılan yaygın bir metot
olmadığı görülmektedir. Sûfilerce keşfî bir
kabiliyet olarak kabul edilen şâz ve nâdirattan sayılabilecek
birkaç örnek makîsün aleyh olabilecek
kuvvette değildir. Zira keşif ve ilhamın başkaları
için delil olmadığı da bilinen bir gerçektir. Ayrıca
bu arayışlardaki son gelişmelerde, geleneksel cifr
anlayışının da dışına çıkılmış ve bu
kurallar adeta aşındırılmıştır.
Mazisinin
Hz.Adem’e kadar uzandığı iddia edilen, farklı
kulvarlardaki bir çok kesime izafe edilen, sıhhati
ve meşruiyeti hakkındaki tartışmalarla uzun bir geçmişi
bulunan cifr/ebced metodu, bir makale çalışmasına
sığmayacak genişliktedir. Dolayısıyla bizim bu çalışmadaki
hedefimiz, bu metodun Kur’ân ayetlerine tatbikiyle
ilgili faliyetleri, görüşleri özetlemek, bu son
gelişmelerin geleneksel cifr anlayışıyla birlikte
mukayesesini yaparak, konunun doğru anlaşılmasına
katkıda bulunmak, aşırı sapmaları ortaya çıkarmaktır.
Bu
konuda yapılan bazı çalışmaların, konuyu sadece Hurûfîlik
yönüyle ele aldıklarını, diğer yönlerini
dikkate almadan değerlendirdiklerini gördük. Sosyal
bilimlerle ilgili konularda özellikle temel İslam
bilimlerinde bir konunun, sadece bir boyutuyla ele alınması
halinde sağlıklı sonuçlara ulaşılabileceğini
zannetmiyoruz. Bu bakımdan konunun tefsirle,
tasavvufla, mezhepler tarihiyle, ilgili yönlerinin de
dikkate alınarak ele alınmasının gerektiğine inanıyoruz.
Çalışmamızda
önce cifr metodunun mahiyeti, tarihçesi hakkındaki
görüşleri, metodun “Ehl-i beyt” boyutunu,
tasavvufî boyutunu, Hurûfilik boyutunu, daha sonra
da tarih içerisindeki seyrini ve tatbikatını ele
aldık. Bu bilgiler ışığında da “Kur’ân’da
Gizlenen Tarihler” isimli çalışmadaki bazı örnekleri
değerlendirdik.
|