|
İMÂM I RABBÂNÎ AHMED FARÛKÎ SİRHİNDÎ’NİN ŞÎA VE EHL-İ BEYT’E BAKIŞI
Halil İbrahim ŞİMŞEK
Tasavvufî düşünce geleneğinde Ehl-i
beyt’e
sevgi ve bağlılık önemli bir yer tutar. Özellikle
bu geleneğin müesseseleşmiş şekilleri olan
tarikatların pek çoğunda hem Ehl-i beyt’e,
hem de onların soyundan gelen seyyid veya şeriflere
saygı ve sevgi gösterilmiştir. Bu sevgi ve bağlılık
çoğu zaman herhangi bir beklenti içinde olmadan
gelişmiştir. Bununla birlikte kendini Ehl-i
beyt’e nispet etme meselesi tasavvufî ekollerin bazısının
tarihî seyrinde istismar konusu edilmiştir. Mesela Sünnî
tarikat şeyhlerinden bir kısmı, temsilcisi olduğu
tarikatına ve ailesine halkın ilgisini veya kendi şahsî
saygınlığını artırmak amacıyla bağlı bulunduğu
tarikat silsilesini veya kendi soy şeceresini Ehl-i
beyt’e dayandırma gayreti içinde olmuşlardır. Özellikle
ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde bu tarz
yaklaşımların olduğu bilinmektedir.
Sebebi her ne olursa olsun sûfî tarikatlardaki Ehl-i
beyt’e karşı ilgi dikkat çekicidir. Bu durum o
kadar belirgindir ki, bazı tarikatlar silsilelerini
12 imamla başlatır.
Sünnî anlayışa bağlılıkta tavizsiz tutumlarıyla
tanınan Nakşbendîler bile, Hz.Ebu Bekir’e (ö.13/634)
dayanan silsilenin yanısıra, ikinci koldan silsileyi
Hz.Ali’ye (ö.40/661) dayandırmışlardır.
Tarikatların Hz.Ali’ye dayandırılan bu
silsilelerinin oluşturulmasında farklı amaçların
olduğuna dair yorumlar yapılsa da Ehl-i
beyt’e yakınlık kurma veya kendilerini onlara yakın
gösterme gayretlerinin bulunduğu da bir gerçektir.
Sünnî
sûfîlerin yukarıda değinildiği şekilde Ehl-i
beyt’e karşı olumlu ilgileri ile Ehl-i beyt
taraftarları olduklarını ifade eden Şiîler’e
bakışları aynı çizgide gelişmemiştir. Mesela
Kadirîlik’in silsilesi 12 imama dayandırılmasına
rağmen, tarikatın piri Abdülkâdir-i Geylanî
(ö.562/1166) Şiî muhalifi bir sûfîdir.
Bazı sûfîler dinî veya siyasî nedenlerle Şiîler’e
mesafeli durmakla kalmamışlar, çeşitli zamanlarda
onlara karşı çıkmışlardır. Sünnî tarikatlar
arasında Şiîler’e karşı çıkmada en açık tavırlı
olanı ise Nakşbendîlik’tir.
Ancak bu tavırlarına rağmen Nakşbendîler’in
silsilelerine Cafer-i Sadık’ı (ö.148/765)
yerleştirmelerini, onların Şi’a’ya muhalefetle
birlikte Ehl-i beyt sevgisini devam
ettirdiklerinin kanıtı olarak zikredebiliriz.
Bu
çalışmada Sünnî sûfîlerin tamamından ziyade
XVII. (h.XI) Yüzyıl Nakşî-Müceddidî şeyhi İmâm-ı
Rabbânî Ahmed Farûkî Sirhindî’nin
(971-1034/1564-1624) Şi’a ve Ehl-i beyt’e
bakışını incelemek istiyoruz. Öncelikle İmâm-ı
Rabbânî’nin hayatına kısaca değineceğiz ve
daha sonra kendi eserlerinden hareketle konuyu ele alışını
tahlil edeceğiz. Bilindiği gibi İmâm-ı Rabbânî
yaşadığı dönemde ve kendinden sonra müntesibi
bulunduğu tarikatın seyrinde önemli etkileri olmuş
bir sufîdir. Nakşî şeyhi Muhammed Baki Billâh’tan
(ö.1012/1603) sülûkünü tamamlayarak irşâd
icazeti alan Sirhindî, savunduğu bazı dinî,
tasavvufî ve siyasî görüşleriyle öne çıkmış;
bu sayede genelde Müslüman toplum, özelde ise
tasavvufî hareketler üzerinde derin izler bırakmıştır.
Özellikle Celaleddin Ekber
Şâh’ın
(ö.1014/1605) Dîn-i İlâhî
fikrini 989/1581’de resmen ilan etmesinden sonra,
Sirhindî’nin Timurlu yönetiminin İslam’a ve Müslümanlara
yönelik uygulamalarına karşı kapsamlı mücadele
başlatması geniş kesimlerde yankı bulmuştur.
Sirhindî,
yukarıda bir yönüyle kısaca işaret ettiğimiz yoğun
dinî tartışmaların ve siyasî karışıklıkların
olduğu bir ortamda, bazı dinî ve tasavvufî
meseleleri yeniden yorumlama ve asıl kaynağa döndürme
çabası göstermiştir. Bu bağlamda din âlimlerine,
farklı tarikatlardan şeyhlere, yöneticilere ve diğer
pek çok kişiye uyarıcı mektuplar göndermiştir.
Dinî anlayışta öze dönme ve yenilenme konusundaki
gayretleri sebebiyle Sirhindî’ye “Müceddid-i
Elf-i Sânî/İkinci Bin Yılın Müceddidi”
lakabı verilmiştir.
Onun Nakşbendîlik içinde o kadar belirgin bir yeri
vardır ki, bu çığır açan yorumlarını takip
eden sûfîler Nakşbendîlik’in ondan sonraki dönemini
içeren silsileyi Müceddidîlik olarak
isimlendirmişlerdir.
Sirhindî, zamanla Müceddidîlik’in yayıldığı
hemen her bölgede tasavvufî görüşleriyle Müslümanlar
üzerinde etkili olmuştur.
Bugün bile onun Mektûbât’ı pek çok kişi
tarafından hala okunmakta ve geniş bir kesim üzerinde
etkisini sürdürmekte olduğu gözlenmektedir.
XVII.
(h.XII) Yüzyıldaki dinî yapılanmaya ilişkin değerlendirmeler
yapılırken Sirhindî’nin Şi’a’ya ve Ehl-i
beyt’e bakışının gözardı edilemeyecek kadar önemli
olduğu kanaatindeyiz. Burada Sirhindî’ye atfen
ortaya koyduğumuz görüşler bugün ülkemizde veya
dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan Şiîler’i
doğrudan hedef almadığını açıkça belirtmek
isteriz. Bizim amacımız XVII. (h.XI) Yüzyılın
tarihî şartları doğrultusunda Sirhindî’nin Şiîler’e
karşı ortaya koyduğu tavrı ve onun bu konuya ilişkin
görüşlerini tespit etmektir. Böyle bir konuyu çalışmamızın
nedeni, sûfîler açısından itikâdî ve fıkhî
mezheplerin konumunu ve bu mesele etrafında ortaya çıkan
yaklaşımları tespit etmede yardımcı olacağı düşüncesinde
olmamızdır.
|