|
İMÂMÎ EHL-İ BEYT TANIMININ DİNÎ-TARİHÎ TEMELLERİ
Galip TÜRCAN
İnanç konularının anlaşılıp yorumlanması ve
inanılan unsurların yaşanan hayatla ilgisinin
kurulması, din içinde yaşanan farklılaşmayı ve
devamında da fırkalaşmayı getirmektedir. Her bir fırka,
kendini tanımlamak için yine kendi itikâdî
tutumunu doğrulayacak bir terminolojik altyapı oluşturmak
zorundadır. Temel metinlerde geçen ya da dinin erken
dönem uygulamalarında görülen kimi kelime ve
kavramlar, ilgili fırkanın bakışı ile bu
terminolojik altyapı içinde yerini alacaktır. Her
itikâdî fırkalaşmada az ya da çok siyasî kaygılar
rol oynamaktadır. Bu nedenle bir kavramı, itikâdî
fırkaların terminolojileri bakımından ele alırken,
kavramın içeriği ile fırkaların siyasî iddialarının
hangi ölçüde ilgili olduğunu göz ardı etmemek
gerekmektedir.
Hz.Peygamber’den
sonra imametin, Hz.Ali ve soyunun hakkı olduğunu
ileri sürenler, Şîa,
Hz.Ali’nin imametini açık bir nassa dayalı olarak
iddia edenler imâmiyye,
İmâmiyye içinde değerlendirilmekle birlikte, başka
siyasî-itikâdî görüşler yanında,
Hz.Ali’nin soyundan gelen imamların sayısının on
iki olduğunu iddia edenler ise isnâ aşeriyye diye
adlandırılırlar.
Bu yazıda, özellikle İsnâ Aşeriyye’nin Ehl-i
beyt kavramına yüklediği anlam ve bu anlamı
zorlayan imamî iddialar ele alınarak, ilgili kavrama
yüklenen anlamın, dinî/metinsel dayanakları
belirlenecek, nasların anlaşılması ile doğrudan
ilgili bulunan tarihî tespitlere işaret edilecek, özellikle
şiîler ve sünnîler bakımından esasta kabul
edilen ortak haberlerin, şiî kültür tarafından
nasıl yorumlandığı irdelenecektir. Böylece konu,
objektif olarak nakledilen haberlerle tartışılacak,
bu haberlerde bulunan hangi unsurların, hangi şiî
yorumları geliştirip desteklediği de ayrıca değerlendirilecektir.
Yazıda Şîa/şiî ya da imâmiyye/imamî
tabirleriyle genellikle İsnâ Aşeriyye ve isnâ aşerî
yaklaşımlar kastedilecektir. İsnâ Aşeriyye’nin
siyâsî-itikâdî iddialarını temellendirmek
ya da reddetmek, bu yazının amaçları arasında yer
almamaktadır.
Ehl-i
beyt’in Kimliği
Ehl-i
beyt (ehlu’l-beyt), ‘ev halkı’ anlamına
gelmektedir ve evlilik temelli bir aidiyeti göstermektedir.
Nitekim teehhul, evlilik (tezevvuc) demektir. Ehlu’l-beyt,
o evde oturanlardan ibarettir.
Ehlur’r-racul ise kişinin eşini ve ona en
yakın/özel kişiyi ifade eden bir tabirdir. Araplar,
bu tabiri, kişinin kendisini, eşlerini, çocuklarını
ve yakınlarını (aşîret) içine alan bir genişlikte
kullanmaktadır.
Ehl-i beyt (ehlu’l-beyt), özellikle cahiliye
kültüründe kavmin önde gelen ailesi için tercih
edilen bir ifadedir.
Müslüman kültürde ise mutlak olarak kullanıldığında
Hz.Peygamber’in ailesi (usre) anlamına gelmektedir.
Hz.Peygamber’in eşleri, kızları ve sıhriyeti
nedeniyle Hz.Ali, Ehl-i beyt’ten sayıldığı gibi,
kimilerine göre de Ehl-i beyt,
Hz.Peygamber’in eşleri ve onun ailesinin erkek
fertlerinden ibarettir.
Ehlu’l-beyt
tamlaması, Kur’ân’da Hz.İbrahim,
Hz.Musa
ve Hz.Peygamber ile ilgili olarak üç defa geçmektedir.
Hz.Peygamber’le ilgili ayet, Ahzab Suresi 33.
ayettir. Söz konusu ayetteki Ehl-i beyt tabiri,
ilk bakışta Hz.Peygamber’in eşleri ile alâkalı
görünmektedir: “(Ey Peygamber eşleri!..),
evlerinizde oturun ve cahiliyedeki gibi çıkıp, süslerinizi
göstererek gezmeyin! Namazı kılın, zekatı verin,
Allah ve Rasûlü’ne itaat edin! Ehl-i beyt!
Allah sizden sadece kiri gidermek ve sizi temizlemek
istemektedir.” Bu ayetin
siyak ve sibakında da Hz.Peygamber’in eşlerinden
söz edilmektedir. Ancak ayette
yer alan ve “Ehl-i beyt’in temizleneceğini”
haber veren ibaredeki zamirin müzekker (ankum)
gelmesi ve hitabın gaipten muhataba dönmesi, bunun
yanında, ayette geçen Ehl-i beyt’in kimliği
konusunda Hz.Peygamber’e atfedilen haberlerin,
Hz.Peygamber’in eşleri dışındaki şahısları işaret
etmesi,
müslüman kültürde Ehl-i beyt kavramının
anlaşılmasına dair farklı tercihlerin ortaya çıkmasına
neden olmuştur. Yine hadislerde Ehl-i beyt’in
zekat almasının haram olduğunun bildirilmesi
de Ehl-i beyt’in kimliğini belirleme
konusunun aynı zamanda fıkhî bir zorunluluk olduğunu
göstermektedir. Zekat alması yasaklanan Ehl-i
beyt’in kimliği de tartışmalıdır. Fakihlerden
bazıları, yalnızca Haşimoğullarının, bazıları
da Muttaliboğullarının zekat almasını yasak
kapsamında değerlendirmişler, ancak, pratikteki
anlaşmazlık konuları sonraki dönemlerde daha da
detaylanmıştır. Sadakanın bahsi geçen yasak çerçevesinde
değerlendirilmesi ise ayrı bir tartışma nedenidir.
Ehl-i
beyt’in kimliği, özellikle Ehl-i sünnet ve
İsnâ Aşeriyye arasında önemli bir ihtilaf
konusudur. Bu, beraberinde siyasî-itikâdî ayrışmaları
da getirmiştir. Esasen ihtilaf, büyük ölçüde şiî
kültürün, Ehl-i beyt kavramını kendi
terminolojisi çerçevesinde tanımlama çabasından
kaynaklanmıştır. Çünkü bu kavram ve bu kavrama yüklenen
içerik, şiî düşüncenin siyasî-itikâdî
iddiaları bakımından önemlidir. Onlara göre,
Allah, bütün yaratıkları, Hz.Peygamber ve Ehl-i
beyt için yaratmıştır. Ehl-i beyt olmasaydı,
Allah, gökleri, yeri, cenneti, cehennemi, Adem’i,
Havvâ’yı, melekleri yaratmazdı.
Ahzab Suresi 33. ayetteki Ehl-i beyt tabiri, açık
bir yaklaşımla Hz.Peygamber, Hz.Ali, Hz.Fatıma,
Hz.Hasan, Hz.Hüseyin ve onun soyundan gelen imamları
göstermektedir.
Hz.Peygamber’in eşleri, Ehl-i beyt’ten değildir.
Ehl-i
sünnet içerisinde yer alan bazı değerlendirmelere
göre Ahzab Suresi 33. ayette geçen Ehl-i beyt
tabiri, muhtemelen Hz.Ali, Hz.Fatıma, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin’i
de Ehl-i beyt’ten addeden haberler
göz önünde bulundurularak, Hz.Peygamber’in eşleri,
çocukları, torunları ve Hz.Peygamber’e özel yakınlığı
nedeniyle, Hz.Ali şeklinde anlaşılmıştır.
Hatta bu yaklaşım genişletilerek Hz.Peygamber’in
bütün yakınları (Benî Haşim) Ehl-i beyt
kapsamına dahil edilmiştir.
Söz konusu yaklaşım, Şîa’nın Ehl-i
beyt’i özellikle Hz.Peygamber, Hz.Ali, Hz.Fatıma,
Hz.Hasan, Hz.Hüseyin ve onun çocuklarından ibaret
sayan iddiasına tepki olarak gelişmiştir. Ehl-i
beyt’i, mümkün mertebe genişletmek isteyen yaklaşım,
aynı zamanda zekat almaları haram olan Ehl-i
beyt’i de bahsi geçen ayetteki Ehl-i beyt
tabirine dahil etmek istemektedir. Ancak bir başka sünnî
yaklaşıma göre ayette yer alan Ehl-i beyt
tabiri yalnızca Hz.Peygamber’in eşlerine işaret
etmektedir.
Esasen bu yaklaşım, ayetin yer aldığı konteks bakımından
da doğrudur. Fakat ayetteki müzekker zamir ve ayetin
tefsiri konusunda gelen hadis/haberler, ilk zikredilen
sünnî bakışın daha yaygın olarak benimsenmesine
neden olmuştur.
Bu görüşün yaygın şekilde telaffuz edilmesinde
Şîa’nın iddialarını geçersiz kılma çabalarının
da önemli bir etkisi vardır.
|