|
OSMANLILAR’DA NAKÎBÜ’L-EŞRAFLIK
İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI
Şerif ve Seyyidler
Hazret-i
Peygamber Efendimizin evlâd ve ahfadı, amcazadesi ve
damadı İmam Ali b. Ebî Talib’in zevceleri ve
Cenab-ı Peygamberin kerimeleri olan Fatımatü’z-zehra’dan
gelmişlerdir. Hazret-i Ali’nin büyüğü Hasan ve
küçüğü Hüseyin’den türeyen sülâleleri zamanımıza
kadar gelmişlerdir. Bunlardan Hazret-i Hasan’dan
gelen kola şerif ve Hazret-i Hüseyin’den gelen
kola da seyyid denilmek suretiyle her iki kol
birbirinden tefrik olunur.
Şerif,
lûgatte yükselmek, üstün olmak, necib ve asil mânalarına
gelip cem’i de şürefa ve eşraf’tır. Asaleti ve
içtimaî mevkii yüksek olan veya memleketin tanınmış
büyük ailelerine ve bunlardan birisine mensup olan
kimselere eşraf denilmiştir. Bundan dolayı İslâmiyet’ten
evvel cahiliyet devrinde Mekke’de Beyt-i şerif in
pek mûteber sayılan muhtelif hizmetlerini idare etmiş
olan Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden on beş
vazife sahibine şerif denilmiş
ve bu tâbir sonraları da kullanılmış, fakat şerif
ve şürefa tâbiri İmam Ali evlâdına alem olmuştur.
Şerif
ve bunun cemileri olan şürefa ve eşraf tâbirleri
Abbasîler zamanında yani IV. hicret asrından
itibaren (900 M.) Hazret-i Peygamber’in ehl-i
beytine mensup olanlara ve hattâ Peygamberin büyük
cedleri Haşim b. Abdi Menaf’dan gelenler hakkında
da kullanılarak bu suretle Âl-i Abbas da buraya katılmıştır;
nitekim yukarıda zikrettiğimiz IV. asr-ı hicride
yani X. asr-ı milâdîde teşkil edilmiş olan (ensab
nikabeti)
adlı teşkilâtta şeriflik, Âl-i Ebû Talib yani İmam
Âli evlâd ve torunlariyle Âl-i Abbas yani
Peygamberimizin amcaları Abbas b. Abdülmuttalib evlâdından
gelenlere de unvan olmuştur.
İslâmiyetin
ilk devirlerinde Hasan ile Hüseyin’i seyyid
unvaniyle yâd eden müteaddid Hadis-i Peygamberiye
istinaden Alevî’lerle Talibî’lere seyyid unvanı
verilmiştir.
Mısır’daki
Fatımî halifeleri zamanında 297-565 H. (910 - 1171
M.) bu seyyid tâbiri Hasan ve Hüseyin evlâdlarına
mahsusken daha sonraları yukarıda söylediğimiz
gibi İmam Hasan evlâdına şerif ve İmam Hüseyin
evlâdına da seyyid denilmiştir.
Seyyid,
köle nazarında efendi demektir. Bir kadın kocasına
seyyid ve bir köle de efendisine veya emire seyyidüna
(Efendimiz) diye hitap ederdi. Seyyid tâbiri daha
sonra şümullenmiş küçüğün büyüğüne tâziminin
ifadesi olmuştur. Bundan başka سيد
القوم
خادمهم seyyidü’l-kavmi
hâdîmühüm hadîs-i şerifiyle kavmine hizmet
edenlerin o kavmin efendisi olduğuna işaret buyrulmuştur.
Hicaz’da,
emîrlik edenlerin Hazret-i Hasan evlâdından olmaları
dolayısiyle onlara şerif denilmiştir. Fakat Mekke
halkı emir olan büyük şerife سيدنا
seyyidüna diye hitap etmişlerdir. Abbasîler zamanında
şerif ve seyyidlerin mânevi dereceleri Abbasi
halifelerinden sonra gelmekte idi.
Şerif ve seyyid aileleri birbirlerinden kız alıp
verirlerse bu suretle doğan çocuğa Seyyid Şerif
denilirdi.
Medeniyet-i
İslâmiye tarihi, c. I, s. 238.
|