|
İSLAM TARİHİ'NİN İLK İKİ EHL-İ BEYT’E İDEOLOJİK YAKLAŞIMLAR
M. Bahaüddin VAROL
İslam Tarihi süreci
belli dönemlerde ortaya çıkan, gelişen ve tartışılan
îtikâdî, fikrî ya da siyâsî görüş ve düşünceleri
barındırması yönüyle büyük bir zenginliğe
sahiptir. Bu aynı zamanda İslam Medeniyetini ortaya
çıkaran bir tecrübeler birikimidir. Ancak bu görüntünün
yanısıra ilk dönemlerde olduğu gibi günümüzde
dahi tartışılmaya devam eden çözüme kavuşturulamamış
bir takım problemlerin varlığı da bir gerçektir.
Hicrî ilk iki asırda ortaya çıkan bir takım fırka,
grup, düşünce ve kavramlar, o günlerdeki fikrî ve
siyâsî şekillenmeleri ortaya çıkardığı gibi günümüze
kadar uzanan bir etki ve fonksiyona da sahip olmuşlardır.
İşte bu süreçte görmeye başladığımız
kavramlar arasında temayüz eden “Ehl-i beyt”
kavramı, sahip olduğu etki ve önem açısından çok
farklı bir görüntü sergilemiştir. Siyâsî, dînî
ve sosyal alanda gerek kavram, gerekse mefhum olarak
etkisi, genelde İslâm Tarihi’nin her döneminde özelde
ise söz konusu bu dönemde kaynaklara yoğun bir şekilde
yansımıştır. Kavramın farklı alanlardaki çok yönlü
görüntüsü hiç şüphesiz onun, Hz.Peygamber’in
yakınları ve onların nesilleri olmasından
kaynaklanmaktadır. İşte bu hassas nokta kavramın,
siyâsî ve fikrî gelişmelerin odağında yer almasına
neden olmuştur. Bu süreçte gerek Ehl-i beyt
fertleri gerekse Ehl-i beyt imajının kullanıldığı
oluşumlar siyâsî mücadelelerde taraf olmuş, bu çerçevede
üretilen söylemler siyâsî otorite karşıtı bir
duruşun temel referansı olarak tercih edilmiştir.
Diğer taraftan, İslâm dünyasındaki îtikâdî bölünmenin
kırılma noktasında yine Ehl-i beyt vardır.
İslâm toplumu içerisinde farklı bir yapılanma ile
ortaya çıkan Şîa îtikâdî ekolünün ortaya çıkışının
her aşamasında Ehl-i beyt kavramının sahip
olduğu yer ve önem bilinen bir gerçektir.Bu nedenle
Ehl-i beyt üzerine söylenebilecek şeyler çoktur.
Ancak biz bu araştırmamızda kavramın siyâsî
olaylar içerisinde yer alma, diğer bir ifade ile
siyasallaşma sürecine bağlı olarak ortaya çıkan
ideolojik yaklaşım ve söylemleri ele almaya çalışacağız.
Bu çerçevede sunulan bilgi ve örnekler ilk dönemlerde
kavramın kişisel çıkar ve siyâsî amaçlar doğrultusunda
nasıl kullanıldığını gözler önüne serdiği
gibi, günümüze kadar uzanan çizgideki görüntüsünü
de yorumlamaya da yardımcı olacaktır.
1.
Ehl-i Beyt’in Tarihsel Süreci
Genel
çerçevesiyle Ehl-i beyt Hz.Peygamber’in
ailesi ve ev halkı için kullanılan bir tabirdir. Bu
anlam ve kavrayış özellikle fetih hareketleri
neticesinde farklı etnik unsurların İslam coğrafyasına
katılmalarından sonra toplum içerisinde yerleşik
bir hal almıştır. Zira tabir, kelime anlamı yönüyle
Arap dilinde “aile” ve “ev halkı” anlamıyla
her dönemde kullanılagelmiştir.
Hz.Peygamber ve Hulefâ-i Râşidîn döneminde
kelime anlamına uygun olarak hem Hz.Peygamber’in
hem de diğer aile ve ev halkları için kullanılan
bir tabir görünümündedir.
Hulefâ-i
Râşidîn döneminde bu görüntünün büyük ölçüde
devam ettiğini görmekteyiz.
Tabirin gerek kavram gerekse fonksiyon olarak ilk dönemden
farklı bir görünüm arzedip istismar sürecinin başlama
noktası ise Hz.Hüseyin’in şehid edilmesidir. Tüm
müslümanları derinden sarsan bu acı hadiseden
sonra Ehl-i beyt tabiri daha çok bir mefhum
olarak kullanılmıştır. Müslümanların geneline
şamil olmak üzere onlara sevgi ve saygı gösterilmiş,
gönüllerdeki yerleri her zaman muhafaza edilmiştir.
Ehl-i beyt’e karşı gösterilen bu sevgi ve
saygı, kimileri tarafından siyâsî amaçlar için
bir malzeme olarak görülmüş ve bu amaçlarını
gerçekleştirmede bir fırsat kabul edilmiştir. Bu dönemi
Ehl-i beyt kavramı açısından istismar süreci
olarak adlandırmamız yanlış olmayacaktır.
İşte
kısaca ifade etmeye çalıştığımız Ehl-i
beyt kavramının bu tarihî süreci müslümanları
Ehl-i beyt’in istismarına engel olmak amacıyla
Kur’ân ve Sünnet kaynaklı tanımlar yapmaya
sevketmiştir. Konuya bu noktadan yaklaşan Ehl-i
sünnet itikadı içerisinde kavram için farklı tanımlar
yapılmıştır. Kimi tanımlar Ehl-i beyt’i
sadece Hz.Peygamber’in ev halkına yani hanımları
ve çocuklarına hasrederken bazıları da Hz.Ali ile
torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’i de bu çerçeveye
dahil etmişlerdir. Yine bazı tanımlar
Hz.Peygamber’in ailesiyle birlikte yakın ve uzak
akrabalarını da bu kapsama alırken diğer bazıları
“Ehl” ve “Âl” kelimeleri arasındaki ilişkiye
dayanarak Kur’ân ve Hadisten getirdikleri
delillerle tüm Muhammed ümmetinin Ehl-i beyt
olduğunu savunmuşlardır. Ehl-i sünnet îtikâdı
içerisindeki bu farklı yaklaşımlara karşın Şîa,
Ehl-i beyt konusunda ortaya koyduğu ve kabul
ettiği tek bir tanımla Ehl-i beyt’i
Hz.Muhammed, Hz.Ali, Hz.Fatıma, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’e
hasretmiş, Hz.Hüseyin soyundan gelen imamları da
kendilerine tâbî olunacak yegane masum -günahtan
korunmuş- önderler olarak takdim etmiştir.
İşte İslam dünyasındaki îtikâdî kırılmanın
temel noktası burasıdır.
|