|
EHL-İ BEYT FIKHININ İMAMI HZ.ALİ VE TAKİP ETTİĞİ İCTİHAD YÖNTEMİ
Ahmet YAMAN
Kaynakların neredeyse ittifakla
verdiği bilgiye göre, son peygamberi doğrulayan ilk
erkek, o peygamberin himayesinde büyüyen yakın
akrabası ve damadı olan ve hicreti takip eden günlerde
gerçekleşen muâhât uygulamasında kendisine kardeş
ilan ettiği Hz.Ali (r.a.), bütün bu nitelikleri yanında
fakihliğiyle de öncelikli bir konuma sahiptir. Ömer
Nasuhi Bilmen’in (v.1971) şu cümleleri, biraz
sonra ayrıntılarıyla ortaya çıkacak olan bu öncelikli
konumu özetlemektedir:
“Hz.Ali, Rasulullah’dan sonra
bütün Ashâb-ı Kirâm’ın en âlimi, en fakihi
idi. Kendisinde fevkalâde bir ilm ü irfan vücuda
gelmiş, en büyük bir ictihad kudreti tecelli etmişti.
Hz.Ebu Bekr, Hz.Ömer gibi Sahâbe-i Güzîn’in
eâzımı daima ilmî, fıkhî meselelerde kendisiyle
müzâkere ve müşâverede bulunur, kendisinin
ilminden, fekâhetinden müstefid olurlardı.
Yemen’e Kadı nasb edilmiştir. Velhâsıl, Hz.Ali
fevkalâde malumatlı, ulûm-ı Nebeviyyeye muttali
bir zât idi.”
Bu makale, Hz.Ali’nin işte bu
yönünü üç aşamada yakın plana almayı
hedeflemektedir: Bir fakih olarak Hz.Ali’yi tanıyıp
ashab arasındaki yerini belirledikten sonra, onun
ictihad anlayışı ve fıkıh yöntemi tespit
edilmeye çalışılacak ve nihayet onun bazı fıkhî
çözümlemelerine yer verilecektir.
A. Bir Fakih Olarak Hz.Ali ve Ashab Arasındaki
Konumu
Kadılık görevi dolayısıyla
Yemen’de kaldığı süre ile Tebuk Seferi haricinde
Hz.Peygamber’in (s.a.) sürekli yakınında bulunan
Hz.Ali, gerek bu beraberliğin tabiî bir sonucu
olarak, gerekse onun, dinde ince anlayış ve derin
kavrayış sahibi olması yönündeki özel duasına
mazhariyetinin bir nimeti olarak, fekâheti ile ön
plana çıkan bir müctehid sahabîdir.
Genç yaşına rağmen Yemen gibi
karışık bir bölgeye kadı olarak atanması ve bu
atama sırasında yaşananlar, biraz sonra yer alacak
diğer verilerle birlikte, bu yargıyı teyit
etmektedir: “Allah Rasulü, beni deve dişi gibi
insanların bulunduğu Yemen’e kadı tayin ederken,
ona, daha toy olduğumu ve bu heybetli adamların arasında
hüküm vermekte zorlanacağımı söyleyecek olduğumda,
elini göğsüme koyarak: ‘Git! Allah diline
sebat, kalbine hidayet versin. Bu görevde ona doğruyu
göster Allahım!’ duasını buyurdu.” İşte
bu duayla Yemen’e giden Hz.Ali, orada baktığı hiçbir
davanın kendisine ağır gelmediğini ve karar
verirken hiç tereddüt yaşamadığını söyleyecektir.
Onun bilgi birikimi ve yargı
yeteneğinin arkasında, herhalde, Ahzâb Suresi’nde
dile getirilen “…Ey Ehl-i beyt! Allah
sizden kiri-pası gidermeyi ve sizi tertemiz yapmayı
istiyor. Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve
hikmeti (bilgeliği ve sünneti) hatırlayın!..”
ilahî teyidinin de rolü olsa gerektir.
Enes b. Mâlik’ten rivayet
edildiğine göre, sahabîlerini belli alanlarda seçip
ayıran Hz.Peygamber (s.a.), Hz.Ali’yi, fıkıh
bilgisinin ana gereklilik olduğu kadılık alanında
diğerlerine takdim etmiştir.
Gerçekten de, daha Hz.Peygamber hayattayken kimler
ictihad edip fetva veriyordu sorusuna cevap arandığında,
gerek Sünnî gerek Şiî kaynaklar en başlarda onun
adını vereceklerdir.
Hatta bazı hadis ve tarih
eserleri, yargıçlık hususunda ümmetin/ashabın en
yetkin kişisinin
ve en âliminin
Hz.Ali olduğu tespitini, bizzat Hz.Peygamber’in
yaptığını belirtirler. Öyle ki, Hz.Peygamber,
sevgili kızı Hz.Fâtıma’ya (r.a.) müstakbel eşini,
“Seni ümmetimin İslamı ilk kabul edeni ve ilim
ve hilimde en ileri derecede olanı ile evlendirmemi
istemez misin?” cümleleriyle
tavsif etmişti. Bir başka sözünde de “Ben
hikmet eviyim, Ali de onun kapısıdır”
buyurmuştur.
Başta Hz.Ömer
ve Abdullah b. Mesud (r.a.) olmak üzere birçok sahabîden
bu yönde yapılan çok sayıda nakil ile, önde gelen
kimi tâbiûn âlimlerinin sahabe nesliyle ilgili fıkıh
ölçütlü değerlendirmeleri, bize, yukarıda
Hz.Peygamber’in dilinden yapılan rivayetlerin doğru
olduğunu göstermektedir. Zira Hz.Ömer (r.a.) “İçimizde
en doğru ve yetkin hüküm verenimiz Ali idi”
derken; Abdullah
b. Mesud, kendisiyle birlikte genel olarak sahabenin
kanaatinin de bu yönde olduğunu belirtmiştir. Saîd b.
Müseyyeb’in nakline göre yine Hz.Ömer, çözerken,
yanında yardımcısı olarak Ebu’l-Hasen’i
olmayan bir sorunla karşılaşmaktan Allah’a sığınmıştır.
Diğer taraftan Hz.Âişe (r.a.), sünneti en iyi
bilen kişi olarak Hz.Ali’yi gösterirken; İbn
Abbas (r.a.), ilmin onda dokuzunun Ali’de olduğunu,
geriye kalan onda birde de ayrıca hissesinin bulunduğunu
ifade etmiştir.Saîd b. Cübeyr’in nakline göre aynı İbn Abbas, eğer güvenilir kişiler
nakletmişse Ali’nin fetvalarının, kendi nazarlarında
aşılmayacak bilgi hazinesi olarak değer taşıdığını,
dolayısıyla hüküm ve fetva verirken onu göz ardı
edemeyeceklerini söylemiştir.
|