|
EHL-İ BEYT - EV HALKI
Moshe SHARON - Çeviren: Cem ZORLU
Sünnî literatürde olduğu kadar Şiî literatürde
de “ehl el-beyt” kavramı, yani tam
anlamıyla “ev halkı” kavramı, genelde
Peygamber ailesiyle ilişkilendirilerek anlaşılmaktadır.
Bu anlayışa uygun olarak kavram, ya bu biçimde (ehl
el- beyt), ya da “âl Muhammed” “âl
en-Nebî” gibi ve benzeri belirli eklerle karşımıza
çıkmaktadır. “Peygamber ailesi” düşüncesiyle
çerçevelenmiş bu geniş alan içinde, Peygamber
ailesinden kimlerin “Ehl-i beyt”
olarak kabul edilen bu seçkin kişiler arasına
girebileceği hakkındaki görüşler değişmektedir.
Bu kavramın büyük bir saygınlık ve şeref taşıması
bir yana, onunla ilgili tartışmaya neden olan nokta,
kavramın şeref taşıyan yönü değil; bilakis
kullanıma başlandığı andan itibaren İslâm’daki
liderlik ve iktidar mücadelesinde temel öğeyi ve yönetimin
meşruiyetini aramada çok önemli bir unsuru temsil
etmesiydi.
Yukarıda
söz konusu edilen manayı kazanmaya başladığı dönem
olan Emevîler devrinde, “Şîa” genel
ismiyle tanınmaya başlayan Ali oğulları ve
taraftarları, Ehl-i beyt teriminin sadece Ali
ailesini ifade ettiğini ileri sürdüler. Bu anlayış,
Şiî kaynakların genel eğilimidir. Bu kaynaklarda
çoğu kez terim, genel anlamda Ebû Talib ailesini de
içerisine almaktadır. Daha katı olan İsna Aşeriyye
Şîası’na göre “Ehl-i beyt”,
Hz.Ali, Hz.Peygamber’in kızı olan eşi Fatıma ile
bunların torunlarından başka hiç bir kimse değildir.
Abbasîler,
iktidara geldikten sonra, büyük ölçüde belirginleşmiş
bu görüşle mücadele ettiler. Onlara göre, hangi açıdan
bakarlarsa baksınlar, bu terimin manasının Ali-Fatıma
çifti ve torunları ile sınırlandırılması
hilafetlerinin meşruiyetinin temellerini sarsmakta
idi. Onlar, Halîfe Mehdî zamanına kadar yaptıkları
gibi iktidarlarının meşruiyetinin, Ali’nin torunu
Ebû Haşim’in varisi olmalarına dayandığını söylemiş
olsalardı, böyle bir iddia, Ebû Haşim’in Fatıma’nın
torunu olmadığı gerekçesiyle sorgulanabilirdi.
Ancak onlar, ataları Abbas’ın Peygamber’in amcası
olduğunu vurgulayarak hilafetin kendi hakları olduğunu
iddia edince, Şiî muhaliflerin cevabı da, Abbas’ın
Ehl-i beyt’in kesin ve net anlamı kapsamına
girmediği şeklinde oldu.
Terimin
sınırlayıcı Şiî yorumuna yönelik Abbasîlerin
cevabı “Peygamber ailesi” kapsamını
-bizim birazdan belirteceğimiz gibi-
Abdulmuttalib’in değişik ailelerini hatta bütün
Haşimî boyunu içine alacak şekilde genişletmek
suretiyle oldu.
Terimin
Sünnî yorumunun tam olarak ne olduğunu net bir şekilde
ortaya koymak mümkün değildir. Abbasîlerin uzun süren
çabalarına rağmen, Sünnî literatür, Abbasîlerin
“aile” kavramına yükledikleri anlamı,
teriminin yegane ve hatta temel yorumu olarak
benimsememiştir.
Böylece
İslâm’daki en sert tartışmanın köşe taşı
haline gelen “Ehl-i beyt” terimi önemli
bir tekâmüle uğradı.
Bu
makalenin amacı, Câhiliyye köklerinden Kur’ân’daki
manasına ve İslâm’daki en ince ayrıntılarına
kadar bu terimin yorumlarındaki gelişmeleri takip
etmektir. Konu hakkında ciddi ve önemli çalışma,
I. Goldziher, A. S. Tritton, C. Van Arendok ve R.
Paret’in araştırmalarıyla zaten yapılmıştır.
Benim katkım, Câhiliyye’deki orijinal manasından
İslâm’a geçen bir terimin geçiş problemiyle
ilgili biraz daha fazla ayrıntıları açığa kavuşturmaktır.
|