|
DİNLER TARİHİ DİSİPLİNİNİN DİNLERARASI DİYALOĞUN TEORİK ÇATISINA KATKILARI
Mustafa ALICI
Diyalog (Lat. dialogos, Grek.
Διαλογος),
kelime olarak “karşılıklı sohbet etmek”
demektir. Dinlerarası diyalog ise, farklı dinî
geleneklere mensup dindarların inançlarını ve düşüncelerini
birbirlerine zorla kabul ettirme yolunu seçmeksizin eşitlik,
hoşgörü, doğruluk, samimiyet, sevgi ve saygılı
bir iyi niyet, barış, açıklık ve hürriyet içinde
bir araya geldikleri bir durumdur. Bu olumlu ve yapıcı
ortamda taraflar, genel olarak bir meselede “öğrenmek”,
“anlamak”, “bilmek”, “tanımak”,
“dinlemek” ve “belki ortak beşeri değerleri
paylaşmak” maksadı taşırlar. Nitekim diyaloğun
genel olarak sonucu, tarafların karşılıklı konuşabilmelerini,
işbirliğine gidebilmelerini, birlikte yaşayabilmelerini
ve birbirlerini tecrübe edip hatta uzlaşabilmelerini
sağlayabilmesidir.
Diyalog,
dinlerarası ilişkiler alanına girmeden önce
bilhassa batıda bir literal formu olarak teolojik (Justin
Martyr, Judah ha- Levi, Ramon Llull, Nicholas Cusano,
François de
la Mothe
le Vayer) ve felsefî (Platon, Cicero, Jean Bodin,
David Hume, Ernest Renan, Scheiermacher) açıdan
bolca kullanılmıştır.
Geçen asrın başlarında ise diyalog, öncelikle
metne bağlı olarak dil bilimciler (mesela Rus
dilbilimci Mikhail Bakhtin) arasında incelenirken
bilhassa iki dünya savaşı arasındaki dönemde
insandan insana bir ilişki anlamında felsefî yönden
ele alınan (mesela Martin Buber) bir kavrama dönüşmüş,
1950’lerin sonlarından itibaren ise yavaş yavaş
dinlerarası yakınlaşmalara ait bir kavram olarak
teolojik gündemlere çekilmeye başlamıştır. Böylelikle
diyalog, II. Vatikan Konsili (1962-1965) ile birlikte
Katolik Kilisesi resmi vesikalarında kilisenin öteki
din mensuplarıyla ilişkilerinde emredici, misyon
teolojisi açısından ise en önemli parça olarak
yerini almıştır. Günümüzde dinlerarası diyalog,
gerek Roma Katolik Kilisesi gerekse Dünya Kiliseler
Konseyi’nin öncülüğünde öteki din mensuplarının
da ortak gayretleriyle sürekli gelişmekte olan bir
dinlerarası yakınlaşma formudur.
Dinlerarası
diyaloğun çeşitleri, genel olarak entellektüel,
pratik ve dinî tecrübe alanlarını kapsayacak şekildedir.
Mesela dinlerarası diyaloğa girmesi konusunda
emredici dokümanlara sahip Roma Katolik Kilisesine göre
dinlerarası diyaloğun çeşitleri şu şekildedir:
Dindarların insan olma karakterlerini ön palana çıkaran
ve aile, okul, sosyal ve kültürel ilişkiler, köy
toplantıları, iş toplantıları, siyaset ve ticaret
gibi konuları kapsayan hayat diyaloğu (dialogue of
life); dinî normlarla yüklenerek, farklı dinden
grupların veya cemiyetlerin işbirliğine girerek
insanlığın ilerleme ve gelişmesi için ortak çaba
ve işbirliğine girdikleri hareket diyaloğu (dialogue
of action); din uzmanlarının daha entelektüel
boyutta kendi dinleri hakkında görüş alış verişinde
bulunup daha derin bir seviyede birbirlerini anladıkları,
farklı noktalarını görüp kavradıkları söylev
diyaloğu (dialogue of discourse); manastır adamlarının
veya mistik hayat yaşayan dindarların bir araya
gelip meditasyon, dua, tefekkür tecrübelerini veya
mistik dünyalarını karşı tarafa aksettirecekleri
dini tecrübe diyaloğu ( dialogue of religious
experience).
Dinler
Tarihi (Religionswissenschaft) ise, Alman asıllı
Oxford Profesörü Friedrich Max Müller
(1823-1900)’in öncülüğünde şekillenen bir
disiplin olup, başlangıçta ilk dönemin baskın din
teorilerinden yola çıkarak filoloji, mitoloji ve düşünce
akımları içinde yoğrulmuş, mukayeseli bir din çalışması
olarak algılanmıştı. Buna bağlı olarak ilk dönemlerde
bu disiplin, dinlerin tarihlerini mukayeseli bir şekilde
anlatan, dinî metinlerin çeviri ve yorumlarını
yapan, o döneme hakim din hakkındaki teorileri
sistematize etmeye çalışan bir disiplin olmuştu. Günümüz
Dinler Tarihi ise bu anlayıştan çok ilerde olup, özgün
tarihsel mukayeseli metodunun yanı sıra
fenomenolojik, antropolojik yaklaşımlarla yoğrulmuş
çok gelişmiş teorik bileşenlere sahip (composite),
daha çok özgün mahalli kurumsal ve yerel kültürel
geleneklere ağırlık veren, disiplinler arası bir
bilim haline dönüşmüştür. Bu karakteriyle Dinler
Tarihi, beşeri ve sosyal bir araştırma alanı
olarak her hangi bir dinin iman ikrarını yapmayan,
normatif olmayan, aynı zamanda farklı dinî tecrübeleri
ele alan, onları dindarlarının kaynaklarına ve
anlayışlarına göre yansıtan bir disiplindir.
Günümüz
Dinler Tarihi kendi metodolojik çatısını
etkileyecek konuları, genel olarak global olaylara göre
belirlemekte hatta teorik geleceğine yön verecek
yeni yaklaşımları, dindarlar tarafından paylaşılan
ortak tehlikelere, ortaya çıkan ortak fırsatlara göre
belirleme eğilimindedir. Bir bakıma dinlerarası ilişkiler
bilimi olan Dinler Tarihi, hem kendi metodolojisini
“küresel bir kurgu içinde” değerlendirmek ve
kozmik meseleleri yani doğa, insan ve aşkınlıkla uğraşan
diğer disiplinlerle yakınlaşmak, hem de dinlerarası
ilişkiler konusunda aktif roller üstlenmek
istemektedir. Dinler Tarihçilerine göre disiplinin
bu yöndeki gayretlerinin artması genel anlamda
dinleri ve diğer disiplinleri de yakından
ilgilendirmektedir.
Nitekim
dinlerarası diyaloğun adının bile duyulmadığı dönemlerden
günümüz diyalog ortamına kadar Dinler Tarihçiler,
dinler ve dindarların biraraya gelmesine yönelik
teorik ve pratik bir takım ciddi araştırmalar ve
pratik teşebbüsler içine girmişlerdir. Bu
makalenin amacı, Dinler Tarihi’nin dinlerarası yakınlaşma
ve işbirliğinin en somut ifadesi olan dinlerarası
diyaloğa sağlayabildiği teorik ve metodolojik katkıları
sergilemektir. Zira din olgusuna tekil, dinlere çoğul
olarak bakan Dinler Tarihi disiplini, kendi teorik
perspektifi içinde bir anlamda dünya üzerindeki
dinlerin buluşmasını gerçekleştiren bir araştırma
alanı olarak, farklı geleneklere mensup dindarların
buluşmasını gerçekleştiren bir diğer beşer
faaliyeti alanı olan diyaloğa sağlayacağı önemli
katkılar olacaktır.
Bu
bağlamda normatif olmayan bir disiplin olarak Dinler
Tarihi’nin dinlerarası diyaloğa katkısı, iki
boyutlu olarak ele alınabilir:
1.
Klasik dönemden günümüze kadar süren dönemde
Dinler Tarihçilerin, dinlerarası yakınlaşmalara yönelik
bilimsel çabaları gözardı edilmeyecek kadar fazladır.
Söz gelişi onlar, dinlerdeki sevgi, saygı, barış,
hoşgörü, yardımlaşma gibi konularda dinlerde
bulunan referansları sergilemek, hatta bir arada yaşama
öğretilerini belirlemek veya dinlerin tek tek
tarihsel süreçleri içinde birbirleriyle yakınlaşmaları,
birlikte yaşam tecrübeleri, işbirlikleri gibi
diyaloğu kolaylaştıran unsurları ortaya çıkarmak
yolunda oldukça başarılı olmuşlardır. Bir buçuk
asırlık Dinler Tarihi geleneği, dindarlar arasındaki
farklılıkları başta olmak üzere dinlerin tarihsel
süreç içinde meydana getirdikleri karşılıklı
yanlış anlamaları, imaj tahriflerini, husumetleri,
savaşları mukayeseli olarak inceleyerek nedenlerini
objektif olarak değerlendirmiş ve dindarların bir
araya gelmesini engelleyen temel konuları ortaya çıkarmaya
çaba göstermiştir.
2.
Dinler Tarihi’nin çok boyutlu metodolojisi, diyalog
sürecine olumlu katkılar sağlayacak bir yapıdadır.
Bu noktada, Dinler Tarihi, bilhassa çağdaş yeni
mukayeseli yaklaşımı, diğer sosyal bilimlerden
istifade eden fenomenolojik yaklaşımı ve çok yeni
olarak dindar algısı üzerine bina edilen kognitif
teorilerin desteğinde gelişen antropolojik yaklaşımıyla
diyaloğun genel işleyişine yardımcı olacak güçtedir.
Bu genel çerçeveye bakıldığında Dinler Tarihi,
diğer dinî disiplinlerden çok daha fazla diyaloğa
teorik destek verebilecektir.
|