|
HZ. ALİ’NİN İLK DÖNEM SİYASİ HADİSELERDEKİ ROLÜ
Adem APAK
Hz. Ali hem Müslümanlardan hem de tebliğ döneminin
ileri gelen şahsiyetlerinden birisidir. İslâm
tarihinin başlangıcından itibaren bir çok önemli
hadisede rol oynamıştır. Onun İslâm tarihinde öne
çıkmasının asıl sebebi siyasî kişiliğidir.
Gerek Hz. Peygamber (sav) dönemindeki, gerekse daha
sonraki siyasî faaliyetleri, Hz. Ali’nin tarihî kişiliğinden
koparılarak onun çok farklı bir şahsiyet haline
getirilmesine sebep olmuştur. Nitekim vefatından
sonra ortaya çıkan fırka, mezhep ve tarikatlar varlıklarını,
düşünce ve prensiplerini onun şahsiyeti üzerine
bina etmişlerdir. Hatta onun kişiliği, görüşleri
ve siyasî konumu Şia’da olduğu gibi inanç
esaslarının bir parçası haline getirilmiştir. Ayrıca
Hz. Ali’nin halifeliği döneminde gerçekleşen
Cemel, Sıffin, Nehrevan gibi savaşlar, on binlerce müslümanın
birbirini öldürmesine sebep olduğu için, insanların
muhayyilesinde büyük tahribat meydana getirmiş, aynı
zamanda bu olaylar itikadî ve siyasî fırkaların görüşlerinin
(büyük günah meselesi gibi) ortaya çıkmasında
referans kaynağı kabul edilmiştir. Bu sebeple Hz.
Ali'nin şahit olduğu hadiseleri sıradan tarih
konuları olarak görmemek gerekir.
Tarihte
olduğu gibi günümüzde de Hz. Ali, bir ashâb önderi,
ilim ve hâl ehli olmasının yanında siyasî tarafıyla
öne çıkmaktadır. Daha doğrusu onun diğer bütün
yönleri siyasî kimliği üzerine konumlandırılmaktadır.
Ayrıca Hz. Ali'nin faaliyetleriyle ilgili ileri sürülen
fikirler, genelde analitik olarak değil, kategorik
olarak değerlendirilmekte, buna göre Hz. Ali hakkında
methedici kanaat ifade edenler Şiilikle itham
edilmekte, onun icraatlarıyla ilgili tenkidî
mahiyette fikir beyan edenler ise Ehl-i Beyt düşmanı
veya Emevîci olmakla suçlanmaktadırlar. Bazen de bu
konularla ilgili görüş beyanları ashâba “saygısızlık”
olarak kabul edilmektedir. Özetle dönem hadiseleri,
Hz. Ali ile Muaviye’den hangisinin haklı olduğu şeklinde
ilmî ve fikrî açıdan çok basit sayılabilecek bir
çerçevede değerlendirilmekte, bu durumda kendisini
hüküm vermek durumunda görenler, hüküm verdikleri
zaman bunun vicdanî sıkıntısını yaşamakta, böyle
hâle düşmek isteyemeyenler ise, ilk dönem
hadiselerinin irdelenmesinin doğru/caiz olmadığını
söyleyerek, tarihte gerçekleştiği apaçık bilinen
hadiseleri yok saymayı tercih etmekte ve kendilerine
göre “imanlarını kurtardıklarını!” düşünmektedirler.
Siyasî hadiselerdeki şahıs ve olaylar hakkında
kendilerini mutlaka müspet fikir beyan etmek zorunda
hissedenler ise, olaylara müdahil olan Müslümanlar'ı
temize (!) çıkarma gayretiyle/gayesiyle “O da haklıdır,
bu da haklıdır/o da doğrudur bu da doğrudur”
gibi birbirini nakzeden kanaatler ortaya koymakta,
hatta vakıayı siyasî zeminden çıkarıp dinî
alana çekerek, olaylarda hatalı olanların da
neticede “içtihat hatası” yapmaları sebebiyle
sevap (bir sevap) kazandıklarını ileri sürmektedirler.
Tabiatıyla böyle bir bakış açısının, bahis
konusu dönemde meydana gelen hadiselerin doğru anlaşılması
ve değerlendirilmesine katkısının olamayacağı açıktır.
Zira böyle bir faaliyet, olayların tasvir ve
tavsifine değil, kahramanlarının ne kadar sevap
kazandıklarının tespiti ameliyesine dönüşmektedir
ki, bunun pratik olarak hiçbir faydası yoktur ve böyle
bir anlayışın ilmî açıdan izah edilmesi mümkün
değildir.
Kanaatimize
göre bütün bunların yerine ilk dönem
hadiselerinin ve hadiselere doğrudan veya dolaylı müdahil
olan şahısların rollerinin hissî bakış açısı
yerine aklî plânda ortaya konulup değerlendirilmesine
ihtiyaç vardır. Başka bir ifadeyle, İslâm
tarihinin ilk dönem hadiselerini Hz. Hüseyin’e ağlamak,
ya da Yezid’i/Ubeydullah b. Ziyad’i tekfir etmek
şeklindeki ifrat ve tefritten kurtarmak, olayları
olduğu gibi anlamaya çalışmak, nihayetinde daha soğukkanlı
yorum ve değerlendirmelerde bulunmak gerekir. Zira
tarih ağlamak veya tahkir/tekfir etmek, teselli
bulmak veya psikolojik tatmin sağlamak amacıyla
okunmaz, okunmamalıdır; tarih ancak anlamak için
okunursa o zaman yol gösterici olur.
Bu
çalışmada Hz. Ali’nin özellikle Hz.
Peygamber’in (sav) vefatından sonra gerçekleşen
siyasî hadiselerdeki rolü ele alınacaktır. Öncelikle
ilk halife seçimindeki tavrı ve kendi hilafetine
kadar geçen olaylardaki yeri üzerinde durulacak, bu
bahiste bilhassa Hz. Osman dönemi siyasî
hadiselerindeki konumu tespit edilecek, daha sonra da
onun halifeliğindeki siyasî faaliyetlerine geçilecektir.
Bu kısmın en önemli konusu ise Hz. Ali ile Muaviye
arasındaki siyasî rekabet ve sonuçları olacaktır.
|