|
KELÂMCILARA GÖRE ZARÛRÎLİK YA DA NAZARÎLİK YÖNÜYLE MARİFETULLAH
Recep ARDOĞAN
Marifetullah, dinî
akidenin özünü oluşturan Allah inancıyla ilgili,
Kelâm eserlerinde ilm, nazar, husn ve kubh
meselelerinde tartışılmakta olan epistemolojik bir
konudur. Kelâm ekollerince tartışma konularından
birine başlık olan ‘Marifetullâh’, sade ve dar
anlamda 'Allâh bilgisi’dir. Bu makalede kelâmcıların
görüşleri ışığında, bu bilginin insan tabiatında
a priori karakterde, yani aklın zorunlu bilgileri
arasında olup olmadığı sorusu araştırılacaktır.
İlk
defa Hume’dan beri, özellikle de geçen asırda
psikoloji ve sosyolojinin tekamülüyle birlikte
Klasik felsefede eşyanın cevheri ve zatı gibi insanın
da değişmez bir cevheri, zatı olduğu fikrinden şüphe
edilmeye başlanmıştır.
Bugün bazı ilim adamlarının sosyal çevrenin tüm
tesirlerinden soyutlanmış bir fertte insan
mahiyetinin ne olacağını kimsenin kestiremeyeceği
mülahazasından hareketle, toplumlar arasında
insanların değişen itiyat ve eğilimlerinin varlığından
ve sırf psikolojiye ait diğer bazı müşkillerden
dolayı, insiyak tasnifleri ile uğraşmanın boş bir
uğraşı saydığı görülmektedir.
İnsanların aşkın bir varlığa inanma özelliğine
temel oluşturacak yaratılıştan gelme bir niteliğe
sahip olmadığı anlamına da gelen bu telakkiler,
insandaki dinî ilginin ve Tanrı kavramının menşeini
incelemeyi gerektirmektedir. Burada ele alınan mesele
de bir yönüyle insan zihninin neden ve nasıl bir
Tanrı fikrine vardığı sorusunun da cevabıyla
ilgilidir. Gerçekte, tabiî sınırlılıklarıyla
birlikte insan, mutlak akıl, bilgelik ve iyiliğe
sahip aşkın bir varlığa neden inanır? Beşerî akıl,
duyumlardan niçin duyumların ötesine, hem de insanın
anlamını kökten değiştiren bir fikre intikal
eder? Öte yandan ontolojik delile karşı itirazında
Kant’ın hem konuyu hem yüklemi atmasının
gerekçesi nedir? Daha doğrusu bu ‘Tanrı vardır.’
önermesi niçin vardı? Rousseau’nun (1778)
“Emile” adlı ütopik romanındaki, insanlarla
temastan ve toplumun tesirlerinden uzak olarak yaşayan
bir çocuğun 18 yaşına kadar Allah ve metafizik
kaygılarla ilgili hiçbir düşünce ve soru geliştirmemesi
ne derece gerçekçidir? İnsan zihni ile Tanrı
kavramı arasındaki ilişkinin nasıl gerçekleştiğiyle
ilgili bu gibi sorular, kelâmcıların marifetullahın,
yani Allah’a ilişkin bilginin mahiyeti hakkındaki
tartışmalarına bakmayı da gerektirmektedir.
|