Çeviri,
yazılı tarihten itibaren varolan bir çabadır.
Bireyler ve toplumlar, öteden beri, kültürel,
askerî, ekonomik, bilimsel ve benzeri nedenlerle
farklı dili konuşanların neler düşünüp
hissettiklerini anlamaya çalışmışlardır. Bugün
de insanlar çeviri sayesinde hem geçmiş uygarlıklardan
haberdar olmakta ve hem de farklı dili konuşan
çağdaşlarıyla iletişim kurabilmektedirler. Bu
nedenle çeviri, “insanların ürettiği
ortak değerlerden haberdar olma, değişik
topluluk ve ulusların, bilim, sanat ve düşünce
alanındaki çabalarını birbirleriyle paylaşabilme
yoludur”, denebilir.
Çeviri,
sadece gramer kuralları çerçevesinde, bir
dildeki metnin literal karşılığını başka
bir dile aktarımından ibaret değildir. Çeviri;
dil ve üslûp kuralları çerçevesinde, kaynak
dil ile hedef dile hâkim olmanın yanı sıra, çeviriye
konu olan metnin niteliği, yazarı ya da söyleyeni,
muhatapları, tarihî arka planı, söylendiği bağlam
ve dilin konuşulduğu toplumun kültürel yapısı
gibi metni anlamaya yönelik daha pek çok unsuru
birlikte değerlendirmeyi gerektiren kapsamlı bir
faaliyettir.
Çeviriye
konu olan metnin iyi algılanıp anlaşılması,
çevirinin temel unsurlarından biridir. Sünnet’in
yazılı kayıtları olan hadislerin sözcükleri,
bu sözcüklerin yapısı ve kullanılış biçimleri,
söz dizimi ve üslûp özellikleri bakımından
yedinci asırda konuşulan Arap dilinin özelliklerini
taşır. Bu bilgi hazinesini doğru anlayabilmek için
o dönemin Arapçasını dikkate almak gerekir.
Ayrıca, dilin, hızla gelişen ve kendisini sürekli
yenileyen canlı bir varlık gibi olduğunu, dolayısıyla
çevirisi yapılan metin dilinin bazı sözcük ve
kavramlarının, ifadeye ya da yazıya döküldüğü
zaman ile çevirisi yapıldığı zaman arasında
geçen süre içerisinde semantik olarak değişikliğe
uğramış olabileceklerini de hesaba katmak
gerekir.
Sünnet,
ayrıca, hayatı anlamlandırmada anlayış ve
kavrayışımızı derinleştirmeyi isterken günlük
yaşamdaki sıradan olgu ve olayların ötesine geçmemizi
de teşvik eder. Bu nedenle sünnet ya da hadis
bir şey söylediğinde, ne söylediği kadar nasıl
ve niçin söylediğinin de anlaşılması son
derece önemlidir. Çünkü sünnetin sadece anlaşılması
değil, aynı zamanda yaşayanlardaki etkilerini
de görmek gerekir.
Bu
makalemizde Tecrîd-i Sarîh’in üç cildini
esas alarak Ahmed Naîm’in çeviri metodunu, şerhçiliğini
ve kaynak kullanımını inceleyecek, bu arada bazı
görüşlerine de yer vermeye çalışacağız.
Ancak bir çevirinin tahlilinde öncelikle
çevrilen eser ile çevirmen hakkında bilgi
sahibi olmak bir gereksinimdir. Bu nedenle öncelikle
çeviriye konu olan Tecrîd’i, müellifi ve mütercim
Ahmed Naîm’i kısaca tanımak yerinde olacaktır.