ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Servet Bayındır: BANKA MEVDUAT HESAPLARININ İSLÂM HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Mirza Tokpınar: KUR’ÂN’I ANLAMADA HADİSLERDEN YARARLANMANIN GEREKLİLİĞİ ÜZERİNE (el-Bakara Sûresi 286. Ayet Örneği )
Muammer İskenderoğlu: İSLAM VE HIRİSTİYAN DÜŞÜNCESİNDE ÂLEMİN EZELİLİĞİ TARTIŞMALARI ÜZERİNE
Muharrem Kılıç: HUKUKÎ GÖRÜŞ AYRILIKLARI (İHTİLÂF) VE HİLAFA RİAYET (MÜRÂÂTÜ’L-HİLÂF) İLKESİ KONUSUNDA ŞÂTIBÎ’NİN YAKLAŞIMI
Hikmet Akdemir: “KUR’AN-I KERİM VE TÜRKÇESİ” ADLI ÇEVİRİYE DAİR BAZI DEĞERLENDİRMELER
Vejdi Bilgin: GELENEK VE DİN: TÜRKMENİSTAN’IN DİNÎ HAYATINDA GELENEĞİN ROLÜ
Cemal Ağırman: TECRÎD-İ SARÎH’İN İLK ÜÇ CİLDİ BAĞLAMINDA AHMED NAÎM’İN ÇEVİRİ METODU, ŞERHÇİLİĞİ, KAYNAK KULLANIMI VE BAZI GÖRÜŞLERİ
Necmeddin Güney: BİLGİSAYAR ORTAMINDAKİ İSLÂMÎ İLİMLER KONULU ARAPÇA PROGRAM VE CD’LER ÜZERİNE
Muhammed Özdemir: TÜRKİYE’DE İSLÂMÎ TOPLUMSAL DURUM VE CİNSELLİK
Peter Antes Çeviri: Süleyman Turan: AVRUPA’DA İSLÂM
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Adem Efe: EDWARD W. SAİD’İN ORYANTALİZM KİTABINA YİRMİ BEŞ YIL SONRA YENİDEN BAKIŞI

Fikret Karapınar: HAKÎM TİRMİZÎ VE ONA AİT BİR MECMÛ‘A

 
NOSTALJİ:

Hilmi Ziya Ülken: DİN, SANAT VE TARİHÎ MATERYALİZM

  makaleler


GELENEK VE DİN: TÜRKMENİSTAN’IN DİNÎ HAYATINDA GELENEĞİN ROLÜ

Vejdi BİLGİN

Dinin modern toplumdaki yerini tartışmak, hiç şüphesiz modernlik-öncesi toplumlardaki konumunu tartışmakla yakından ilgilidir. Klâsik anlamda modernliğin, her şeyden önce bilincimizi ve beraberinde yaşam tarzımızı dinî kayıtlardan kurtararak seküler bir dünyaya yol aldığı düşünülüyordu. Burada modernlik öncesi durumu ifade etmek için bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç duyuldu ve “gelenek” ya da “geleneksel hayat tarzları” sosyoloji literatürüne girdi.[1] İlk dönem sosyologlarının hemen hepsi sosyal değişmeyi açıklamak için tarihi çeşitli dönemlere ayırmışlardı ve içinde bulundukları dönemden öncesi bir nevi geleneksel dönemi temsil ediyordu. Geleneksel-modern ayrımının öncülerinden Tönnies’in “gemeinschaft”ında geleneksel hayat tarzının temel belirleyicileri topluma uyum, gelenek-görenek ve dindir.[2]

Geleneksel ve modern toplum ayrımında esas problem geleneksel olanın tanımlanmasıdır. Modernlik esas olarak Batı’ya (Avrupa ve Kuzey Amerika) ait bir durum olarak nitelendirilir.[3] Yani insanlığın önüne model olarak konulan tek bir modernlik vardır, diğer toplumların modernleşmesinde veya yeni kavramsallaştırmayla batı-dışı modernlikte de temel referans ya da kıyas aracı Batı modernliğidir. Ama geleneksel denince anlaşılan “modern” olmayandır ve bu modernlik-öncesi Batı’dan, İslâm, Çin, Hint ve Güney Amerika medeniyetlerine kadar birbirinden çok farklı özelliklere sahip bir küme oluşturur. Burada birden çok gelenek söz konusu olduğundan “Hangi modernlik?” sorusundan ziyade, daha çetrefilli olan “Hangi gelenek?” sorusu karşımıza çıkar. Bunları bir bütün halinde incelememizi ve genellemelerde bulunmamızı sağlayacak ortak özellikler ne oranda bulunabilir? Burada ancak kendi içlerinde değil de, karşıt durumla mukayese edersek –pratik olarak- bir cevap bulabiliriz. Modernlikle (daha da özelde modern zihin dünyası ile) karşılaştırıldığında herhalde bu geleneklerin en önemli ortak yönü “dinsellik”leri olacaktır.[4]

Geleneksellik ve modernlik ayrımında sık sık gördüğümüz popüler bir yaklaşım, son yüzyıla ait teknolojik gelişmenin modernlikle özdeşleştirilmesi[5] ve gündelik hayatımızda kullandığımız teknolojik ürün ve araçların “modern” olarak nitelendirilmesidir. Geleneksel olanı kavramak için bu yaklaşım tarzını da reddetmemiz gerekir. Modern toplum “modern” teknolojinin ve araçların kullanıldığı bir toplum olarak tanımlanamayacağı gibi geleneksel toplum da bunların kullanılmadığı bir toplum olarak düşünülmemelidir. Bunların zamansal olarak birbirlerine paralel olmaları, birbirlerinin zorunlu sonuçları olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla, geleneksel yapıyı savunan muhafazakâr insanların “modern” teknolojiyi kullanmaları sanki şaşırtıcı bir durummuşçasına sunulmamalıdır. Hem modern Batı toplumlarında hem de modernleşme süreci içine giren diğer toplumlarda teknolojiye sırtını çeviren gruplar marjinal olmaktan öteye gidemezler. Teknoloji konusundaki modern ve geleneksel ifadeleri bir terim olmaktan ziyade bir sıfat olarak düşünülmelidir.

Burada kültürün maddî ve maddî olmayan tarzda ayrımı tartışmalarına da değinen ince bir ayrıntı vardır. “Modern” teknoloji ile üretilen ulaşım araçları bugün evrensellik gösterir ve bu durum farklı kültürler için önemli bir tehdit ya da problem olarak görülmez. Ama aynı şekilde “modern” makineler ile üretilen elbiselerin renk, desen ve kesimleri evrensellik göstermez; bütün dünyada Batı tarz bir giyime yönelme söz konusu olsa da mahallî kıyafetlerin önemli ölçüde yaşadığını söyleyebiliriz. Bugün erkek giyiminde takım elbise ve kravat, kadın giyiminde etek-tayyör “modern” bir kıyafet olarak görülmektedir, zira Batı tarzı bir kıyafettir. Yerel kıyafetler ise geleneksel olarak nitelendirilir. Yukarıda değindiğiniz probleme örnek olacak şekilde tek bir “modern giyim biçimi” vardır ama “geleneksel giyim biçimleri” oldukça çoktur. Toplumlar, teknoloji konusunda hassas değilken geleneksel olduklarına inandıkları giyim konusunda zaman zaman hassasiyet gösterirler ve bunların “modern” olana doğru değişmesini kültürleri için bir tehdit olarak görürler.

Modern teknolojiyi kullansa da hâlâ geleneksel olan toplumlar olabileceğine göre, teknolojiyi bertaraf edersek, geleneksel toplumlar ile modern toplum arasındaki –özellikle zihniyet dünyasından ziyade pratiğe yansıyan- fark ne olabilir ya da hangi toplumlara geleneksel demeliyiz? Kanaatimizce geleneksel toplum, örf-âdet ve halk inançlarının göreli yoğun olarak yaşandığı toplumdur. Modernleşme süreci bütün bunları tam anlamıyla yok edemedi, zira Giddens’ın da belirttiği üzere modernleşme özellikle yönetim ve iktisat kurumlarında önemli değişimlere sebep oldu ancak diğer pek çok alanda geleneksel yapı büyük ölçüde devam etti.[6] Dolayısıyla geleneksel toplum ve modern toplum kavramsallaştırmasını birer ideal tip olarak görmek daha doğrudur. Geleneksel yapının da kendi içinde bir değişim yaşadığını kabul etmek gerekir ancak örf-âdet ve halk inançlarının önemli ölçüde itibarını ve yaygınlığını yitirdiği bir dönemin olup olmadığı ayrıca bir araştırma konusudur. Şu an için herhalde şunu söylemek mümkün; şehirleşmeyle birlikte şehirlerde oturanlar kırsal kesimde oturanlara göre ya da zamanın akışıyla her yeni nesil bir önceki nesle göre örf-âdetin yaptırımını daha az hissediyor, bunları daha az uygulama zorunluluğunu duyuyor ve aynı şekilde halk inançlarını daha az biliyor ve inanıyor. Bu arada modern hayatın da yeni kurallar ve inançlar ürettiğini hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

Günümüzde çeşitli toplumların gelenek ve inanışları konusunda yapılan araştırmalar sosyolojik açıdan çok fazla bir şey ifade etmiyor. Zira bu çalışmalarda, bir kısmı literatüre dayanarak bir kısmı da kaynak kişilere dayanmak suretiyle hayatın her alanıyla ilgili pek çok âdet ve inanış derleniyor ancak bunların hâli hazırdaki uygulanma durumu ayrıca incelenmediği için sosyolojik olarak toplumların modernleşme eğilimleri tespit edilemiyor. Fakat en azından bu araştırmalar bize, çok olağan görünen konularda teferruatlı inanç ve geleneklerin var olduğunu göstermesi ve yalın bir gözlemle bunların günümüzde ne derece kabul edildiğini ve uygulandığını mukayese etmemiz açısından önemli ipuçları veriyor.

Yukarıda söylediklerimizin bir nevi tekrarı pahasına da olsa, konunun daha iyi anlaşılması için geleneksel ve modern yaşam tarzı arasındaki ayrımı incelerken yine bir ayrım yapmamız gerekir: Batının geleneksel ve modern yaşam tarzı ile Batılı olmayan toplumların geleneksel ve modern yaşam tarzları. Batı için modernleşme, kendi geleneksel yapısının modern olana doğru değişimini ifade eder. Mevcut modern yapı her şeyiyle gelenekselden farklı değildir ve geleneksel olandan pek çok öğeyi de içerir (dolayısıyla Batılılardaki geleneksel ve modern arasındaki ayrım/farklılaşma Batılı olmayanlar kadar keskin değildir). Oysa Batı dışı toplumlar için modernleşme bir nevi Batılılaşmak, Avrupalılaşmak ya da Amerikanlaşmak olduğu için[7] burada geleneksel yaşam tarzı ile modern yaşam tarzı arasındaki ayrım ya da tezat Batı’nın durumuna göre çok daha keskin/farklı olmaktadır. Batı dışı toplumlar, özellikle de “gönüllü otoriter modernizasyon projeler”e sahip olanlar modernleştikçe kendi geleneksel yapılarını daha radikal biçimde ve toplumsal akışkanlığı bozacak şekilde ret ve terk etmeye çalışmakta,[8] kıyafetten görgü kurallarına, aile içi ilişkilerden mekânın düzenlenmesine kadar (belki de en az etki bilinç düzeyinde oluyor) gündelik hayatın her alanında Batılı toplumlara oranla çok daha keskin dönüşümler yaşıyor.

Batılı, modern, kapitalist değerlere ve yaşam tarzına karşı koymanın mümkün görünmediği bir dünyada geleneksel yaşam tarzlarının hâlâ oldukça belirgin olduğu toplumlar tabiî olarak sosyologların ilgisini çekiyor. Bu açıdan, Sovyetler Birliği’nden siyasî olarak bağımsızlığını kazanan Türkmenistan bir taraftan hâkim geleneksel yapısı diğer taraftan ise söz konusu yapıyı tehdit eden hızlı değişim süreci ile önemli bir inceleme alanı olarak karşımıza çıktı. Bu çalışma, Türkmen toplumunun geleneksel yapısını, gelenek-din ilişkisi çerçevesinde ele almayı amaçlıyor. Türkmenlerin dinî inanç ve uygulamaları İslâm dünyasındaki modernleşme hareketlerinden, dini otantik haliyle yeniden ele alıp inceleme düşüncesinden neredeyse hiç etkilenmeden tamamen geleneksel bir anlayışla devam etmişti. Sovyetler Birliği dönemindeki din aleyhtarı yapı içerisinde dinin hayatını sürdürmesi esas olarak kitabî bilgiye dayanan bir din anlayışından değil, Türkmen geleneği ile özdeşleşmiş bir anlayışa dayanmaktaydı. Hâlâ devam eden bu yapının incelenmesinin, geleneğin doğası, gelenek-din ilişkisi ve halk dini tartışmaları açısından oldukça faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Araştırma, gözlemlerimize ve literatür incelemesine dayanıyor. Eylül 2003-Temmuz 2004 tarihleri arasında on aylık bir dönemde Aşgabat şehir merkezi ve yakın çevresindeki gözlemlerimiz din sosyolojisi açısından önemli veriler elde etmemizi sağladı. Bizatihi yüksek din öğretimi yapan bir fakültede görev yapıyor oluşumuz alanımızla ilgili gözlemlerde bulunmamızda ve bunları teyit ettirmemizde bize avantaj sağladı. Konuyu daha iyi anlayabilmek için hem günümüzü hem de Türkmen tarihini inceleyen eserlere de müracaat ettik. Ancak burada ulaştığımız sonuçlarla sosyolojik bir genelleme yapılırken, çalışmamızın Sovyetler sonrasında toplumun doğal akışının zedelendiği, yukarıda belirtilen yer ve zamanla sınırlı olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.


[1] Anthony Giddens, Elimizden Kaçıp Giden Dünya, (Çev. Osman Akınhay), Alfa Yay., İstanbul, 2000, s. 52-53.

[2] Richard P. Appelbaum, Toplumsal Değişim Kuramları, (Çev. Türker İnan), Türkiye İş Bankası Yay., Ankara, trs., s. 26-27. Detaylı bilgi için bkz. Ferdinand Tönnies, “Cemaat ve Cemiyet Nazariyesi,” (Çev. Z. F. Fındıkoğlu), İ. Ü. Hukuk Fakültesi Mecmuası, cilt: IX, sayı:3-4, 1944, s. 712-748.

[3] Anthony Giddens, Modernliğin Sonuçları, (Çev. Ersin Kuşdil), Ayrıntı Yay., İstanbul, 1994, s. 157; Emre Kongar, Toplumsal Değişme, Bilgi Yay., Ankara, 1972, s. 193.

[4] Geleneksel toplumun dinsel karakteri için bkz. Ünver Günay, “Modern Sanayi Toplumlarında Din: I,” Erciyes Ünv. İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sayı:3, 1986, s. 51-52.

[5] Mehmet Aysoy, Geleneksel Sonrası Toplum Üzerine, Açı Kitaplar, İstanbul, 2003, s. 81.

[6] Giddens, Elimizden Kaçıp Giden Dünya, s. 56.

[7] Ki önceleri modernleşme yerine bu kavramlar kullanılıyordu. Bkz. İzzet Er, Din Sosyolojisi, Akçağ Yay., Ankara, 1998, s. 209.

[8] Nilüfer Göle, İslam ve Modernlik Üzerine Melez Desenler, Metis Yay., İstanbul, 2000, s. 172.