|
HUKUKÎ GÖRÜŞ AYRILIKLARI (İHTİLÂF) VE HİLAFA RİAYET (MÜRÂÂTÜ’L-HİLÂF) İLKESİ KONUSUNDA ŞÂTIBÎ’NİN YAKLAŞIMI
Muharrem
KILIÇ
İslâm hukukunun
bir bilim dalı ya da disiplin olarak ortaya çıkışı,
müctehid hukuk bilginlerinin fıkhî içerime sahip
olan vahyî bildirimi (hitabı) anlama, ondan hüküm
çıkarma çabaları (fıkıh) ve bu çabanın gerçekleşme
süreçlerini belirleme (fıkıh usûlü) şeklinde
olmuştur. Bu anlama ve yorumlama (hüküm çıkarma)
sürecinde hukuk bilginlerinin farklı metodolojik
yaklaşımlara sahip olmaları sonucunda farklı sonuçlara
(hükümlere) vardıkları görülmektedir. Nitekim
onların ürettikleri bu farklı görüşler (ihtilâf)
aslında doktriner anlamda bir hukuk/fıkıh üretimidir.
Bu üretim sürecinde ortaya çıkan hukukî görüş
ayrılıkları, müctehid fıkıh bilginlerinin ve
onlara nispet edilen hukuk ekollerinin metodolojik
yaklaşımları doğrultusunda var olmuştur. Bu doğrultuda
her bir hukuk ekolüne özgü bir yorum teorisinden (ictihad
ve fetva anlayışı) ve hatta bu ekoller içerisinde
farklılaşan eğilimlerden söz edebiliriz.
Teorik düzeydeki bu farklılaşmanın doğal sonucu
kendisini, hukukî görüş ayrılıklarının (ihtilâf)
ortaya çıkması ile göstermiştir.
Ortaya
çıkan bu görüş ayrılıklarını ifade etmek için
kullanılan ‘ihtilâf’ teriminin ‘çekişme, görüş
ayrılığı ya da anlaşmazlık’ gibi sözlük
anlamlarını içermesi yönüyle negatif bir anlam içeriğine
sahip olduğu görülmektedir. Vahyî bildirime (Kur’an
ve sünnet) bu genel ve negatif anlam içeriğiyle
konu olduğunda ihtilâf, yerilen ve hoş görülmeyen
bir olgu olarak takdim edilmiştir. Bunun karşısında
ise, birlik olma ve ihtilâflardan kaçınma tavsiye
edilmiştir.
Ancak olumsuz anlam içerimi ile reddedilen bu türden
ihtilâflara dair bildirimlerin bazılarının,
toplumsal birlik ve bütünlüğün sağlanmasını
temin amacına yönelik birtakım düzenlemeler içerdiği
söylenebilir.
‘İhtilâf’
teriminin içerdiği olumsuz anlam doğrultusunda vahyî
bildirime konu olarak zemmedilmesi, bazı fıkıh
bilginlerince hukukî ihtilâfların da bu bağlamda
değerlendirilmesine ve ihtilâfın meşruiyetinin
sorgulanmasına yol açmıştır. Ancak çoğunluğun,
hukukî düzlemde ortaya çıkan ihtilâfları doğal
karşıladığı ya da meşruiyetini kabul ettiği görülmektedir.
Hatta, Allah’ın varlığı ve birliği dışında
diğer teolojik konular ya da esaslar üzerindeki
farklı görüşlerin (ihtilâf) de meşruiyeti
genel olarak kabul edilmiştir.
Hukuk
teorisinde (fıkıh usûlü) ictihada açık olan
alanda (müctehed fîh) hukuk bilginlerinin
ortaya çıkan görüş ayrılıklarının sonuçları
farklı açılardan ele alınmıştır. Örneğin bu
bağlamda ictihadın hükmü çerçevesinde tartışılan
konulardan birisi, ictihadî bilginin epistemik değeri
(ictihadda hata-isâbet) meselesidir.
Yine bu çerçevede tartışılan konulardan bir diğeri
de, bu çalışmanın asıl konusunu oluşturan mürââtü’l-hilâf
sorunudur. Bu çalışmamızda öncelikle, konumuz açısından
iki anahtar kelimeyi oluşturan ‘hilâf’ ve
‘ihtilâf’ kavramlarının anlam alanlarını kısa
bir kavramsal çerçevede sunmaya çalışacağız.
Daha sonra hukukî ihtilâfların meşruiyeti
konusunu, bu bağlamdaki sorgulamanın argümanlarını
sunarak ortaya koymaya çabalayacağız. Konumuz özellikle
Ebû İshâk eş-Şâtıbî’nin (öl. 790/1388) bu
bağlamdaki yaklaşımını ortaya koymayı amaçladığından,
daha çok onun ihtilâfın meşruiyetine ilişkin
sorgulamasını dayandırdığı delilleri ayrıntısıyla
vermeye çalışacağız.
Bunun
ardından, delil (asl) türleri açısından diğer
ekollere göre, zengin bir birikime sahip olan Mâlikî
hukuk ekolünün kaynak teorisinde hilâfa riayet (mürââtü’l-hilâf)
ilkesinin ya da delilinin yeri, tanımlanması ve
kaynak değeri konularını ele alacağız. Son olarak
da, Şâtıbî’nin bu ilkeye yaklaşımını, kendi
dönemindeki fıkıh bilginleri ile bu konuda yapmış
olduğu tartışmaları da değerlendirmeye çalışacağız.
|