Avrupa’da
İslâm’ın varlığına kısaca baktığımızda,
Avrupa’daki Müslümanlar ile ilgili üç ana
trendin var olduğunu görürüz. Bunların
birincisi, İslâm’ın ilk yüzyılında Ümmet
(İslâm devleti)’i yayma arzusunun bir sonucu
olarak, Avrupa’nın güney batısında İslâmî
topluluklar oluşturma teşebbüsüydü. Her ne
kadar tarihsel olarak daha sonra meydana gelmiş
olsa da ikinci trend, Doğu ve Güney Doğu
Avrupa’da İslâmî topluluklar oluşturmaya yönelik
benzer bir teşebbüstü. Esasen, Avrupa kıtasındaki
komşu ülkeleri fethetmek için çalışan Osmanlı
sultanları tarafından ortaya konulmuştur. Son sırada
fakat o kadar da önemsiz olmayan trend ise,
Avrupa’nın batı ve kuzeyindeki gelişmiş ülkelere
yönelik işçi göçü ve Müslüman öğrenciler
ile mültecilerin gelişidir.
Yukarıda
işaret edilen ilk trend Orta Çağ tarihinde iyi
bilinmekteydi.[1]
Bu trend, MS 632 (Peygamber Muhammed’in ölümü)
ile -Müslüman birliklerin durduğu ve böylece
Fransa ve Batı Avrupa’nın geri kalan bölgesinin
İslâm idaresine girmekten kurtulduğu-
732’deki meşhur Tur ve Puvatiye Savaşı’na
kadarki dönemde İslâm devletinin hızlı bir şekilde
yayılmasının bir sonucu olarak, Müslümanların
İtalya ve Fransa’nın güneyinin yanı sıra İspanya’yı
fethetme teşebbüsüydü. Papa’ya sadık Hıristiyan
bölgeler Müslümanlara direnmelerine rağmen, Müslümanların,
Arianlar ve Donatistler gibi Hıristiyan heretik
grupların çoğunlukta olduğu bölgelerde önemli
başarılar elde etmesi dikkate değerdir.[2]
Öyle ki İspanya’nın yeniden geri alınışı,
hem İspanya’daki Roma merkezli Hıristiyanların
heretik Hıristiyanlar üzerindeki, hem de Hıristiyanların
Müslümanlar üzerindeki bir zaferi olarak algılanmıştır.
Aynı şey Sicilya -İtalya’nın güneyi ve İtalya
ile İspanya arasındaki adalar- hakkında da söylenebilir.
Orada İslâm yüzyıllar önce ortadan kaybolmuştur
ve yıllardır Roma Katolik dininin hâkimiyeti söz
konusudur. Bilim, felsefe ve sanat açısından İslâm,
Orta Çağ Hıristiyan düşüncesini güçlü bir
şekilde etkilemiştir.[3]
Öyle ki Roger Garaudy, unutulmasına rağmen,
Greko-Romen miras ve Yahudi-Hıristiyan geleneğinin
yanında modern Avrupa’nın üçüncü direği
olarak İslâm’dan söz etmiştir.[4]