Hicret’in
I. asrının sonlarında Mu’tezile ile başlayan
ve süren kelâm geleneği içerisinde III./IX. asırda
Küllâbiyye ile Sünnî kelâm ortaya çıktı.
IV./X. asırda ise Eş’arî ve Mâturîdî Sünnî
kelâm okulları sahnedeki yerlerini aldılar. V./
XI. asra gelindiğinde Eş‘arî ekolünde Bâkıllânî
(403/1013), Ebû İshak İsferâyînî (418/1027),
Abdulkâhir Bağdâdî (429/1037), Cüveynî
(478/1085) gibi, Mâturîdî ekolünde ise Pezdevî
(493/1099) ve Ebü’l-Muîn Nesefî (508/1115)
gibi mezhep içerisinde sistematik eserler vücuda
getiren büyük simalar yetişti. Diğer yandan
aynı zaman dilimi içerisinde Kâdî Abdulcebbâr
el-Hemedânî (415/1025) Mu’tezile’nin, inkıraz
döneminin arefesindeki son büyük temsilcisiydi.
Gazzâlî’ye
(505/1111) kadar Eş‘arî kelâmının,
muhalifleri olan Mu‘tezile kelamcılarının
ortaya koyduğu konular ve kavramlara odaklandığı
görülmüştür. Bu durumda temel tartışma
konuları, zât, cevher-araz, cisim gibi somut;
hudûs-kıdem, teşbih, hilâfeyn ve misleyn gibi
soyut kavramlar etrafında döner.
Bu dönemin başlıca istidlâl metotları, görünür
alemden hareketle bir takım ortak illetler tesbit
ederek görünmeyen âleme ilişkin hükümler çıkarma
anlamına gelen “gâibi şâhide kıyas”,
delilin geçersizliği ile medlûlun de geçersiz
olacağını ifade eden “in’ikâs-ı edille”
ve bir hükmün aslına illet olabilecek hususları
alıp, diğerlerini dışarıda bırakmak şeklinde
tanımlanabilecek “sebr ve taksîm”dir.