Ey
derûn-i derde dermân isteyen! Cân kulağın aç
ki verem sana ben.
Eğer
tok olursan ferahnâk olursun.
Eğer
aç olursan gamnâk olursun.
Eğer
uyursan mürdesin.
Eğer
bîdâr olursan mütehayyirsin.
Ve
eğer mülûk ve ümerâ kapılarına varırsan
“بئس
الفقير
على باب
الامير”
(Emîrin kapısına giden fakir ne kötüdür!)
hitâbıyla muhâtab ve mu‘âtab olursun.
Eğer
ulemây-ı zâhir meclisine varırsan “يعلمون
ظاهرا من
الحياة
الدنيا و
هم عن
الاخرة
هم
غافلون”
(Onlar dünya hayatının görünen yüzünü
bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen
gafildirler)
remzini işitirsin.
Eğer
meşâyıh meclisine varırsan “الذين
هم يراؤن”
(Onlar gösteriş yapanlardır)
‘itâbıyla mu‘âteb olursun.
Eğer
marifetullah tahsîl edeyim dersen “و
ما قدروا
الله حق
قدره” (Allah’ı
gereği gibi tanımadılar)
denilir.
Eğer
dünya talebinde olayım dersen “الدنيا
جيفة و
طالبها
كلاب” (Dünya
bir leştir; onu isteyen ise köpeklerdir)
denildi.
Eğer
âhiret talebinde olayım dersen “و
الاخرة
حرام على
اهل
الدنيا”
(Ahiret dünya ehline haramdır) derler.