Çağdaş
çalışmalarda, Matürîdî’nin bibliyografik
kaynaklarda zikredilmediği yaygın bir kanaat
olarak paylaşılmaktadır. Bu tespit yayınlanmış
ve çok mütedavil eserler itibariyle doğru bir
tespit gibi gözükmektedir. Buradan hareketle, İslâm
dünyasında ilmî faaliyetlerde bulunan kişilerin
mezhebî, millî vs. kimliklerine bakılmaksızın
biyografilerine yer verilen eserlerde ondan
neredeyse hiç bahsedilmemesi, bilhassa Arapların
yoğunluklu olduğu bölgelerde ve İslâm dünyasının
batısında Mâtürîdî’nin tanınmaması veya
ihmal edilmesi meselesi çağdaş bazı araştırmalarda
spekülasyon konusu yapılmıştır. Biz burada Mâtürîdî’nin
kendi memleketinde bile iki asra yakın ihmal
edilmiş olduğunu hatırlatarak bu tartışmaların
yeterli ilmî verilerden yoksun olduklarının altını
çizmekle yetineceğiz.
Tespitlerimize
göre Mâtürîdî’nin kelâmî görüşlerine
ve onun hayatıyla ilgili bir kısım anekdotlara
yer veren en eski kaynak, Mâtürîdî’nin öğrencisi
Ebû’l-Hasan Ali b. Saîd er-Rüstüfeğnî’nin
bir öğrencisine ait olup bu eser Semerkant Sünnî
kelâm ekolüne mensup Ebû Seleme’nin Cümelü usûli’d-dîn
adlı eserine yazılan bir şerhtir. Müellifi tam
tespit edilememekle birlikte yazar bir yerde
biyografisinden söz ettiği babasının adını
İbn (Ebû?)
Zekeriyyâ Yahyâ b. İshâk şeklinde
vermektedir.
Eserin müellifi İbn Yahyâ gerek kendi hocası Rüstüfeğnî’den
ve gerekse Mâtürîdî ve Hakîm-i
Semerkandî’den bir çok konuda görüş
nakleder ve kitabının sonlarında Semerkant Sünnî
kelâm ekolüne mensup şahıslar hakkında kısa
bilgiler verir. Bu eserde Mâtürîdî “Zamanında
ilimde, anlayışta, mezhepleri bilmede ve takva
hassasiyetinde yegane idi” diye tavsif
edilmektedir.
Hanefî
olmayan tarihî kaynaklarda ise Mâtürîdî’nin
adı tesbit edebildiğimiz kadarıyla ilk olarak
Şâfiî alimlerden Ebû Asım Muhammed b. Ahmed
el-Herevî el-Abbâdî’nin (ö.458/1066) Ramazan
435’te (Nisan 1044) tamamladığı Kitâbü Tabakâti’l-fukahâi’ş-Şâfi‘iyye adlı eserinde geçmektedir.