Din,
temel yapılanmasını gerçekleştirebilmek için,
kendi bünyesinde ortaya çıkabilecek olan her türlü
farklılık iddiasını reddetmek zorundadır. Bu,
özellikle ilk dönemler için böyledir. Çünkü
mevcut yapının olduğu gibi sonraki nesillere
aktarılabilmesi, farklılık iddialarının
hassasiyetle takip edilmesini gerektirmektedir.
Esasen canlı organizmaların beden bütünlüğüne
dönük tehditlerde geliştirdikleri savunma
refleksi ile dinler dahil olmak üzere fikrî yapılanmaların
varlıklarını devam ettirmek için geliştirdikleri
refleksler birbiriyle kıyaslanabilecek
niteliktedir. Din, belli bir dönem teorik ve
pratik kurallar bütünü olarak algılanırken ve
hayat bütünüyle dinî sayılırken ilerleyen
zaman, dinin teorik düzeyde tanımlanmasını
zorunlu kılmaktadır. İlgili tanımlama dinin özellikle
dogmatik yapısını belirlemek için gereklidir.
Çünkü dogmatik yapı dinin, üzerine oturduğu
ana eksendir. Bu eksende ortaya çıkabilecek
farklılaşmalar doğrudan dinin mahiyetini
ilgilendirmektedir. Dolayısıyla din, sözü geçen
eksende ortaya çıkabilecek farklılaşmaya karşı
anlaşılabilir bir direnç gösterecektir. Aslında
kelam, özellikle zaman içerisinde Ehl-i Sünnet
adına gelişen kelam, bu türden bir direncin adıdır.
Dinin temel kaynakları dogmatik bakımdan
yorumlanırken, yine dinin genel ilkeleriyle
belirlenen bir çerçevede ve yaşanan olgusal gerçeklikler
de göz önüne alınarak, tanımlamalar yapılmış,
biçimsel olarak iman konularına işaret eden
formül ifadeler üretilmiştir.