|
AKLIN VE VAHYİN ROLÜ
Hüseyin
AYDIN
Türkçe’de
“hüsün” güzellik, iyilik “kubuh” ise çirkinlik
anlamına gelir.
Güzellik- çirkinlik daha çok estetik değerleri ifade
ettiği için ahlakî değerleri anlatmak üzere
“iyilik-kötülük”, ya da “hüsün-kubuh”
kavramlarını tercih etmekteyiz. Hüsün ve Kubuh
problemi Kelâm literatüründe Allah’ın sıfatlarıyla
olan ilgisi, değerlerin objektif (nesnel) ya da sübjektif
(öznel) olup olmamaları, iyi-kötü nitelemelerinin
teolojik ya da antropolojik açıdan ele alınması
gerektiği, insan fiillerinde iyilik ve kötülüğün
mahiyeti, iyilik ve kötülüğün sorumlulukla ilgisi,
akıl ve vahyin iyi kötüyü belirleme vasıtaları
olarak önem, öncelik veya beraberliği, fiilleri iyi-kötü
yapan sebep ve kriterlerin neler olabileceği tartışmaları
açısından ele alınmaktadır.
Kelâmcıların
hemen hepsi, aklın vazgeçilmesi imkansız bir
epistemolojik fonksiyonunun bulunduğunu kabul etmekle
beraber, onun iyi-kötünün bilgisini temin etmedeki
yetkinliği konusunda farklı görüşler ortaya atmışlardır.
Nakli ihmal etmemekle birlikte aklı mutlak bilgi kaynağı
olarak görenler olduğu gibi; aklı, nakli anlamada bir
araç, naklin hizmetinde bir idrak vasıtası olarak
benimseyenler de olmuştur.
Bu
bağlamda insanın özgürlüğü ve akılcılık,
Mu’tezile’nin müdafaasını yaptığı en mühim
iki husustur.
Aklın değerler hakkındaki bilgisinin kesin ve güvenilir
olması için bu değerlerin değişmez nitelikleri
olması gerekir. Bu suretle Mu’tezile ahlâkî değerleri
izâfîlikten kurtarmış olur.
Eş’arilerin
problemi ele alışında teolojik yön ağır basmaktadır.
Fiiller Allah’a nispetle değer taşımadıkları
gibi, değerler fiillerin objektif (değişmez)
nitelikleri değildir. Ahlâkî değerlerin objektif oluşu
kabul edilir, bu değerler hakkında aklın bilgisinin
zorunlu olduğu iddia edilirse Allah fail-i muztar
(fiillerinde zorunlu), din ise sadece aklın hükmettiğini
doğrulayıcı, teyit edici olur. Mâtürîdîler yükümlülüğün
meşruiyet kazanabilmesi için hüsün ve kubuhun akılla
bilinmesi gerektiği konusunda Mu’tezile’ye katılmışlardır.
Matürîdî’nin (v.333/944) sisteminin çerçevesini
akıl tayin eder. Çünkü akıl, sadece bilgi kaynağı
olmayıp, aynı zamanda dînî ve ahlâkî bilgide de
bir ölçüdür. Diğer bilgi kaynaklarının güvenilirliğini
de akıl sağlamaktadır. Akıl sınırlıdır, zira
yaratılmıştır. Allah onu, neleri kavrayabilecek şekilde
yaratmışsa bu dünyada neleri kavrayabilmesi mümkünse,
ancak onları kavrayabilmektedir.
Aklın
hüsün ve kubuhu tanımadaki rolü, yetkinliği, değerlerin
fiillerde objektifliği, zatî nitelikler olup olmadığı,
ilâhî övgü veya yergiye yahut sevap veya ikaba konu
oluşunun tespiti çözümünü aradığımız temel
problemlerdir. Eş’ariler ile Mu’tezile ve Matürîdiler
tartışmanın taraflarıdır.
Konuya
hüsün-kubuhun anlam alanını belirlemek için
Kur’an’da aynı ya da benzer anlamlarda kullanılan
kavram çiftlerini açıklayarak girmek uygun görünüyor.
Sonra akıl ve vahiy kavramları üzerinde değerlendirmeler
yaparak iyi-kötünün belirlenmesini inceleyeceğiz.
|