|
EMEVİLER DÖNEMİNDE KADER PROBLEMİ
Lütfü CENGİZ
Kader
meselesi, her devirde bütün İslâm kelâmcılarını
en fazla meşgul eden itikâdî ve fikrî problemlerden
biri olmuştur. Bu problem, bir yandan mutlak ilim,
mutlak irade ve mutlak kudret sahibi, her şeyin yaratıcısı
olan Allah’ın hakimiyetini; diğer yandan ise, âlemde
bir şeyler yapmakla görevli olan ve bu görevi de
kendisine zaman zaman peygamberler vasıtasıyla
bildirilen insanın hürriyetini direkt olarak
ilgilendirmektedir.
Kader konusunda günümüze kadar yapılan tartışmalar,
işte bu iki tarafın rollerini belirlemede düğümlenmektedir.
Acaba Allah ile insanın, fiiller konusundaki rolleri
nasıl gerçekleşmektedir? Ortaya çıkan fiiller,
Allah’a mı, yoksa insana mı aittir? Eğer Allah’a
ait ise, insanın sorumluluğu nasıl izah edilebilir?
Allah’a ait değil de, insana ait ise, bu kez Allah’ın
mutlak hakimiyeti nasıl temellendirilecektir? İşte bu
tür sorular, kader probleminin temelini teşkil
etmektedir.
İslâm düşünce
tarihinde bir grup müslüman düşünür, insanın
teklife muhatap olduğu gerçeğinden hareketle insanın
hürriyetini esas almış, fiillerin insana ait olduğunu
ileri sürmüştür. Bu görüşü ortaya atıp savunan
kesim kaderi inkar etmeleri sebebiyle, önceleri,
“Kaderiyye” olarak anılmış, daha sonra
“Mutezile” adını almıştır. Diğer bir grup da
her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın hakimiyetini
temel kabul ederek, fiillerin Allah’a ait olduğunu
belirtmiştir. Düşünce sistemleri içerisinde insanın
ortaya koyduğu fiillerde rolünün olmadığını, onun
fiilleri karşısındaki sıfatının “iradesizlik”
(cebr) olduğunu tesbit eden bu kesim, “Cebriye”
olarak isimlendirilmiştir. Bu grupların ifrat ve
tefrit noktalarında olduğunu düşünen üçüncü bir
grup ise (Ehl-i Sünnet); Allah’ın her şeyin yaratıcısı
olduğunu, ancak insanın da fiillerini kesbederek
kendisine mâl ettiğini ileri sürmüş, böylece orta
bir yol bulmaya çalışmıştır.
Ancak buna rağmen insan hürriyetinin nereye kadar geçerli
olduğu veya fiillerinde mecbur ise ne dereceye kadar
mecbur olduğu gibi sorular tam olarak açıklık
kazanamamıştır.
Şunu da belirtmekte
yarar var ki; kader problemi İslâm Dini ile birlikte
ortaya çıkmış bir mesele değildir.
İnsanın yeryüzüne ayak basmasıyla birlikte, tâ ilk
çağlardan günümüze kadar pek çok filozof ve ilim
adamı bu konu üzerinde fikir yürütmüştür. Bu
konu, her devirde insan zihnini meşgul eden en karmaşık
bir problem olmuştur. Böyle olmasına rağmen, yine de
insan aklının kabullenebileceği bir çözüme ulaşılamamıştır.
Hatta bu noktada, bazı anlaşılması güç ve çelişik
sonuçlara ulaşanlar da olmuştur. Örneğin Jean Paul
Sartre (v. 1905-1980) gibi bazı filozoflar, insan hürriyetini,
Allah’ın varlığını inkârla temellendirmeye çalışmışlar,
problemin çözümünde O’nun yokluğunu hareket
noktası kabul etmişlerdir. İnsana tam ve sınırsız
bir hürriyet tanıyan bu düşünce de çelişkiden
kurtulamamıştır.
Kader problemi, İslâm’ın
gelişinden sonra, özellikle Hz. Peygamber ve Hulefa-i
Râşidin devirlerinde ciddi olarak tartışılmamış,
daha doğru bir ifadeyle kader tartışma konusu olarak
görülmemiştir. Çünkü Hz. Peygamber her fırsatta,
müslümanları kader konusunda münakaşaya girmekten
şiddetle menetmiş, aralarında fitne ve fesat tohumlarının
saçılmasına, dolayısıyla tesis edilmiş olan birlik
ve beraberliğin bozulmasına sebep olabilecek her türlü
ihtilaf noktalarından şiddetle kaçınmalarını
kendilerinden istemiştir.
Üzerinde durulan nokta, sadece müşriklerin kaderle
ilgili düşünce ve davranışlarının doğru olmadığı
istikâmetinde olmuştur.
Ancak Hz. Osman’ın (v. 35/656) şehit edilmesini
takip eden olaylar, Hz. Ali (v. 40/661) döneminde
meydana gelen iç savaşlar, müslümanlar üzerinde büyük
tesir icrâ etmiş, çok acı hatıralar bırakmış ve
neticede bir inanç problemi olarak kader gündeme gelmiştir.
Kader problemi üzerine
yapılan eski ve yeni çalışmaların sayısı oldukça
fazladır. İnsanoğlunun zihnini en fazla meşgul eden
problemlerden biri olan kader, genelde kelâmî veya
felsefi nitelikli eser ve araştırmalarda karşımıza
çıkmaktadır. Konu, insan hürriyeti, kaza-kader,
insanların fiilleri, cebr ve kader, cebr ve ihtiyar, cüz’i
irâde, irade hürriyeti gibi başlıklar altında
incelenmektedir. Bu çalışmada, genelde insanlığın
ve özelde de İslâm kelâmının problemi olan kader
meselesinin Emevîler dönemi (H. 41-132/M. 661-750)
boyutu irdelenmeye çalışılacaktır.Böyle bir
konunun seçilmesinin amacı; kader kavramının güncelliğini
koruyor olması ve konuyla ilgili kelâmî düzeyde ilk
ciddi tartışmaların bu dönemde ortaya çıkmış
olmasıdır. Bu bağlamda, Emevîlerin, itikâdi bir
konu olan kader meselesini siyâsi alana taşıma
gayretleri, yaptıkları kötülükleri Allah’ın
kaderi ile ört-bas etmeye çalışmaları, konunun
ehemmiyetini ortaya koymaktadır.
|