Genel olarak nağmeler ve nağmeleri daha güzel
hale getiren her türlü çalışmayı kapsayan bir
sanat
olarak tanımlanan müziğin tarihi insanlığın tarihi
kadar eskidir. Varolduğu günden
bugüne ne kendisinden büsbütün vazgeçilebilmiş, ne
de bütünüyle kabullenilebilmiş bir konudur müzik.
Her zaman ve her ortamda güncelliğini korumuş, birçok
tartışmaya konu teşkil etmiş, lehte ya da
aleyhte hakkında çok şey söylenmiştir.
Kaynağı
itibariyle müziğin iletişim ihtiyacından doğduğu,
Allah tarafından özel bir öğreti olduğu;
“bezm-i elest” hatırası,
kainattaki ahengin sezgisi;
yaratılıştan var olduğu,
fiziksel bir olay olduğu,
filozofların bir buluşu,
efsundan doğduğu,
yakarış ihtiyacından kaynaklandığı,
zevk ve eğlence ihtiyacından doğduğu,
göklerin ve göklerdeki meleklerin sanatı olduğu
vs. gibi birçok teori ileri sürülmüştür.
İnsanların
ruh yapıları üzerindeki etkilerine dair de lehte ya
da aleyhte buna benzer birçok yorum yapılmıştır.
Lehinde olarak, ahlâkî şahsiyetin müzikle olgunlaşacağı,
müziğin insan zihnini geliştirip onda bir yaratma gücü
oluşturacağı,
aşkı doğurduğu,
insanı güzellik sevgisine götürdüğü,
dilin kemal, dinin ahlak, müziğin de ulûhiyet sembolü
olduğu,
müziğin âşıkların gıdası olduğu,
ruhun gıdası olduğu,
hikmete dair bir fen olduğu,
mûsikî makamlarından her birinin nice derde devâ,
nice hastalıklara şifa, nice tabiata safâ, nice kalbe
cilâ ve nice ruha gıda olduğu
gibi görüşler ileri sürülürken; aleyhinde olarak müziğin
zinanın büyüsü olduğu,
utanma duygusunu azaltıp, şehveti artırıp, şahsiyeti
yıktığı, içkinin yerini tutarak onun yaptığını
yaptırdığı...,
günahların öncülerinden birisi olduğu,
şarabın beden, müziğin de ruh olarak kabul edilmesi
halinde, keyif ve eğlencenin bunlardan fışkırdığı
ve bunların keyif ve eğlenceye kaynaklık eden bir
menba suyu olduğu
gibi bir çok görüş ileri sürülmüştür.
İnsanlar
bir yandan müzik faydalı mıdır, zararlı mıdır
sorularını sorup, hararetli tartışmalara girerken diğer
yandan müziği sağlıktan eğlenceye, savaştan
kutlama ve ağıtlara kadar hayatın her alanında etkin
bir şekilde kullanmaya devam ediyorlardı.. Özellikle
Davud (a.s.) ve Lokman-ı Hakîm'in müzikle hastaları
tedavi ettikleri,
Eski Yunan'da
ve İslâm tarihinin çeşitli dönemlerinde bu alanda
özel hastanalerin kurulduğu
ve günümüzde dahi bu uygulamaların daha ileri
seviyelerde icra edildiği,
ilgili kaynakların hemen bütününde yazılıp çiziliyordu.
Tarih
boyu hayatın hemen her alanında icra edilen müzik,
icra şekli ve muhtevasına göre askerî
müzik (marş), dînî mûsikî, eğlence müziği,
dinlenme müziği vb. bir çok kısımlara ayrılmıştır.
Ne var ki kaynaklarda yer alan bilgilere bakıldığında
bu müziklerden eğlence müziği ve dînî mûsikînin
dışında kalanların genelde kabul gördüğü, müziği
bütünüyle zararlı görüp reddedenlerin dahi bu çeşit
müzikler hakkında olumlu görüş belirtmekten geri
durmadıkları görülecektir. Dolayısıyla tarihte müzik
tartışmalarının esasen dînî mûsikî ile eğlence
müziği üzerinde yoğunlaştığı farkedilecektir. İnsanlık
tarihinin bir parçası olarak İslâm tarihinde de müzik
bu kabul ve redler arasında gidip gelmiş, hakkında
bir çok yorum yapılmış ve eserler telif edilmiştir.
Bu yorum ve eserlerde de tartışmaların genelde dînî
mûsikî ile eğlence müziği üzerinde yoğunlaştığı
görülmektedir.
Bu
makalede, müzik hakkında İslâm kaynaklarında yer
alan tartışmalar özetle aktarılmaya çalışılacaktır.