|
ORTA ÇAĞ BATI DÜNYASINDA DİN – SİYASET İLİŞKİSİ ve SEKÜLERLEŞME SEYRİNE GENEL BİR BAKIŞ
Tuncay İMAMOĞLU
Tarihi, insanlık tarihi kadar eski olan din, en pratik anlatımıyla
kutsala duyulan saygının bir ifadesi olarak tanımlanabilirse
de, bu tanım onun sadece bireysel yönüne işaret ettiğinden
dolayı, eksik bir tanımlama olacaktır. Çünkü din,
sadece bireysel değil, müntesiplerine kazandırdığı
zihniyet yapısı ve sunduğu değerler ve semboller
sistemiyle de, sosyal ve fonksiyonel bir kurum olarak karşımıza
çıkmaktadır. Nitekim Max Scheler’in “Bir tek hıristiyan
hıristiyan değildir”
sözünün, dinin bu yönüne vurgu yapan özlü bir ifade
olduğu söylenebilir.
Dinin, insanların zihniyet dünyaları üzerinde derin etki bırakmasından
dolayı, iktidar sahipleri siyasal otoritelerini dine dayandırarak
toplum üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmışlardır. En
eski dönemlerden yakın zamanlara kadar bu durum, çeşitli
şekillerde karşımıza çıkmaktadır. “Teolojik meşruiyet”
diye adlandırabileceğimiz bu durumun en ilkel biçimini Mısır
Firavunlarında bulmaktayız. Buradaki inanışa göre,
Firavun baş ilahın yer yüzündeki temsilcisiydi. Kendisi
“Horus Tanrısı” da olan Firavun aynı zamanda
“Osiris Tanrısı”nın da oğluydu. Dolayısıyla
“Yeryüzü Tanrısı” da olan hükümdara itaat, hem
siyasal bir zorunluluk, hem de dini bir görev olmaktaydı.
Çinlilerde ise, “göğün oğlu” olan imparatorun, dünyanın
uyumlu düzenini korumak amacıyla “Gök” tarafından görevlendirildiğine
inanılmaktaydı.
Ancak burada öncelikle şunu ifade etmemiz gerekir ki, ilk çağların
değişik kültür ve toplumlarında sık sık karşımıza
çıkan bu “Tanrı Kral” veya “Tanrının Oğlu
Kral” biçimindeki inanç türleri, teokratik bir görünüm
arzetmiş olsalar da, bizim konumuz olan, Katolik Roma
Kilisesinin dogmalarıyla sistemleşmiş, örgütlü ve
hiyerarşik yapısıyla siyasal iktidarı ve toplumsal yapıyı
kuşatan, Orta çağ Avrupa’sının teokratik yönetim biçimi,
bunlardan çok daha kapsamlı ve farklı bir yapıda olup,
tamamen Orta çağ Avrupa toplumuna özgü bir yönetim tarzıdır.
Bazı araştırmacılar, bu farklılığı vurgulamak için
olsa gerek, Orta çağ Avrupa toplumunun teokratik yönetim
biçiminin dışındaki yönetim şekillerini “Nim
Teokrasi”
biçiminde adlandırmayı uygun görmüşlerdir.
Gerek yapısı ve işleyişi, gerekse etkileri açısından anahtar
kavramlardan birisi olan Orta çağın teokratik yönetim biçimine
geçmeden önce Hıristiyanlığın, hangi ortamlarda doğup
ne gibi değişmelere uğradıktan sonra Batı’ya intikal
ettiğini ve ne gibi tepkilerle karşılaştığını ana
hatlarıyla da olsa, ele almanın konumuz açısından
faydalı olacağı kanaatindeyiz.
|