ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Fethi Ahmet Polat: ARKOUN, HANEFÎ ve EBÛ ZEYD ÖRNEĞİ
Pehlül Düzenli: MÜZİK TARTIŞMALARI
Cağfer Karadaş: SÛFÎ İTİKADINININ DÖNEMLERİ
Kamil Güneş: MU’TEZİLÎ DÜŞÜNCEDE KUR’ÂN’IN YARATILMIŞLIĞIYLA İLGİLİ
BELİRLENEN AKLÎ ÇERÇEVE ve BUNUN BİLİMSEL DEĞERİ
Tuncay İmamoğlu: ORTA ÇAĞ BATI DÜNYASINDA DİN – SİYASET İLİŞKİSİ ve SEKÜLERLEŞME SEYRİNE GENEL BİR BAKIŞ 
Lütfü Cengiz: EMEVİLER DÖNEMİNDE KADER PROBLEMİ
Hüseyin Aydın: AKLIN VE VAHYİN ROLÜ
Harald Motzki Çeviri: Mustafa Öztürk: ARAP OLMAYAN MÜHTEDİLERİN ERKEN DÖNEM İSLÂM HUKÛKU’NUN GELİŞMESİNDEKİ ROLÜ
Mikâil Bayram: SADRU’D-DİN KONEVÎ KÜTÜPHANESİ VE KİTAPLARI
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Ahmet Yaman: DİYANET’İN “KONULU KUR’ÂN TEFSİRİ”NE HÜKÜM AYETLERİNİ ANLAMA BAĞLAMINDA BİR TA’LÎK
Hidayet Işık: DİNLER TARİHİ DERNEĞİ’NCE DÜZENLENEN HIRİSTİYANLIK SEMPOZYUMU
 
NOSTALJİ:
Seyit Bahçıvan: ŞEYHÜLİSLAM İBN KEMALPAŞA’NIN VASIYETNÂMESİ
  makaleler


SÛFÎ İTİKADINININ DÖNEMLERİ

Cağfer KARADAŞ

Bu çalışmada özellikle sünnî sûfî ekoller ve itikadî alanda geçirdikleri dönemler incelenecektir. Ekollerin isimlendirilmesinde Fahreddin er-Razî’nin (ö.606/1210) tasnifi esas alınmıştır. İtikadî safhalar hususunda ise bütün tasavvufî eserler değil, itikadî alanda eser vermiş veya eserlerinin başında itikadî görüşlerini belirtmiş olan sûfîlerin görüşleri gözden geçirilmiştir.

Giriş

Hz. Peygamber, Sahâbe ve Tabiîn dönemlerinde rastlanmayan “sûfî” kelimesinin ortaya çıkış tarihi belirsiz olmakla birlikte, genel kanaat, hicrî ikinci asırdan itibaren yaygınlık kazandığı şeklindedir.[1] Aynı belirsizlik, söz konusu kelimenin menşei için de geçerlidir. Sûfîliğin dışarıdan etkilenme ile meydana geldiğini iddia edenler, kelimenin menşeini dışarıda; bu hareketin İslâm toplumu içinde, İslâm’ın temel kaynaklarından çıkarılan yorumlarla oluştuğunu iddia edenler ise, içeride aramaktadırlar.[2]

İlk dönem sûfîler, ibadet ve zühd ile uğraşan, “zâhid, âbid, nâsik” diye nitelenen kimselerdi. Bu dönem sûfîlerinden bahsedildiğinde bu özellikte şahıslar anlaşılıyor veya kastediliyordu. Sûfîlik bu devirde doğal ve sade bir görüntü sergiliyor, güzel ahlak ve dindarlık olarak görülüyordu.[3]

Dînî ilimlerin bağımsızlığını kazanması, farklı öğretim metotlarının gelişmesi, buna paralel olarak bilgi birikimi ve çeşitliliğinin ortaya çıkması, diğer disiplinlerde olduğu gibi yabancı kültür ve bilimin etkisiyle tasavvufî alanda da yeni arayışların ve farklı yaklaşımların oluşumuna zemin hazırladı. Sûfîler, tekkelerle birlikte, yerleşik öğretim ve eğitim mekanlarına kavuştular, ardından kendi usûl ve eğitim metodlarını tesbite başladılar. Bu gelişmeler, tasavvufun hem farklı yönlerini hem de diğer ilim dallarına alternatif olmasını gündeme getirdi. Diğer bir ifade ile tasavvuf ilmi kendine özgü esaslar ile diğer ilimlerden farkını ortaya koyarken, aynı zamanda onların dengi ve alternatifi bir ilim dalı olduğunu da göstermiş oldu...


[1] İbn Haldun, Mukaddime, (trc. K. Z. Ugan), İstanbul 1986, II, 540-541; Mustafa Abdurrâzık, “et-Tasavvuf” (Kütübü Dâirati’l-Meârifi’l-İslamiyye’nin hazırladığı et-Tasavvuf adlı kitabın içinde), Beyrut 1984, s. 54.

[2] Massignon, et-Tasavvuf (Kütübü Dâirati’l-Meârifi’l-İslamiyye’nin hazırladığı et-Tasavvuf adlı kitabın içinde), Beyrut 1984, s. 25-28; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi, İstanbul 1990, s. 26-31; Hayrani Altıntaş, Tasavvuf Tarihi, Ankara s. 5-6; Süleyman Ateş, İslâm Tasavvufu, Ankara 1972, s. 5-8; Mehmet Bayaktar, “Tasavvufta Yabancı Tesir Meselesi”, (Tanımı Kaynakları Tesirleriyle Tasavvuf, haz. Çoşkun Yılmaz), İstanbul 1991, s. 91-100.

[3] R. A. Nicholson, “Tasavvufun Kaynağı ve Gelişimi Üzerine Tarihî bir Araştırma”, (trc. Abdullah Kartal), U. Ü. İlahiyat Fak. Dergisi, sayı 7, c. 7. Bursa 1998, s. 690-691.