ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Fethi Ahmet Polat: ARKOUN, HANEFÎ ve EBÛ ZEYD ÖRNEĞİ
Pehlül Düzenli: MÜZİK TARTIŞMALARI
Cağfer Karadaş: SÛFÎ İTİKADINININ DÖNEMLERİ
Kamil Güneş: MU’TEZİLÎ DÜŞÜNCEDE KUR’ÂN’IN YARATILMIŞLIĞIYLA İLGİLİ
BELİRLENEN AKLÎ ÇERÇEVE ve BUNUN BİLİMSEL DEĞERİ
Tuncay İmamoğlu: ORTA ÇAĞ BATI DÜNYASINDA DİN – SİYASET İLİŞKİSİ ve SEKÜLERLEŞME SEYRİNE GENEL BİR BAKIŞ 
Lütfü Cengiz: EMEVİLER DÖNEMİNDE KADER PROBLEMİ
Hüseyin Aydın: AKLIN VE VAHYİN ROLÜ
Harald Motzki Çeviri: Mustafa Öztürk: ARAP OLMAYAN MÜHTEDİLERİN ERKEN DÖNEM İSLÂM HUKÛKU’NUN GELİŞMESİNDEKİ ROLÜ
Mikâil Bayram: SADRU’D-DİN KONEVÎ KÜTÜPHANESİ VE KİTAPLARI
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Ahmet Yaman: DİYANET’İN “KONULU KUR’ÂN TEFSİRİ”NE HÜKÜM AYETLERİNİ ANLAMA BAĞLAMINDA BİR TA’LÎK
Hidayet Işık: DİNLER TARİHİ DERNEĞİ’NCE DÜZENLENEN HIRİSTİYANLIK SEMPOZYUMU
 
NOSTALJİ:
Seyit Bahçıvan: ŞEYHÜLİSLAM İBN KEMALPAŞA’NIN VASIYETNÂMESİ
  araştırma notları


DİYANET’İN “KONULU KUR’ÂN TEFSİRİ”NE HÜKÜM AYETLERİNİ ANLAMA BAĞLAMINDA BİR TA’LÎK

Ahmet YAMAN

Diyanet İşleri Başkanlığınca uzun süredir üzerinde durulan konulu tefsir çalışması, çıkarılan örnek fasikülden[1] anlaşıldığı kadarıyla yayım aşamasına gelmiş bulunmaktadır. İster İslama gönülden bağlanan samimi dindarı olsun, ister dînî değerlere mesafeli duranı olsun, günümüz insanının Kur’ân merkezli bilgilenme ihtiyacını bu çerçevede giderecek böyle bir çalışmanın gün yüzüne çıkarılması elbette takdire şayandır.

Örnek fasiküle seçilen başlıklar; ana konu, kavram ve kurumlar itibariyle tefsirin, Kur’ân’ı bütünüyle kuşatacak nitelikte olacağı anlaşılmaktadır. Bu iyi bir aşamadır. Bununla birlikte seçilecek başlıkların, özellikle de günümüzde tartışma konusu olan ya da modern uygulamalar/dayatmalar dolayısıyla tartışılır hale gelen konuların yazımında ilâhî vahyin/çağrının durduğu noktada açık-seçik olunamazsa, çalışmanın başarı ile taçlanması mümkün değildir.

İşte burada, Konulu Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri Örnek Fasikül’e, “Evliliğin Sona Ermesi” başlığını[2] merkeze alarak bu açıdan bir bakış yapmaya çalışacağız.

Kur’ân’ın vurguları ile modern hayat kurgusu arasında kalan “Evliliğin Sona Ermesi” konusu, bu sebepledir ki, kendi içinde çelişkiler ve muğlaklıklar taşımaktadır:

İlk cümlelerde, Kur’ân’ın aile hayatına yönelik emir ve tavsiyelerinin amel-i sâlih bilincinin yerleştirilmesini hedef aldığı söylenmiş, ardından da amel-i sâlih şöyle tanımlanmıştır: “Kişinin, Yaratıcıya olan bağlılık ve sevgisini davranışlarına ve diğer insanlarla ilişkilerine yansıtmaktır.” Müslümanım diyen herkesi bağlayan böyle genel, bir başka ifadeyle tarih ve toplum üstü bir belirleme, Kur’ân’ın aile hayatıyla ilgili normlarının da tartışmasız kabulünü ve sonrasında uygulanmasını öngörür. Fakat bir paragraf sonra yer verilen şu ifadeler, söz konusu normların tarih ve toplum özelinde kalabildiğini ve dolayısıyla amel-i sâlihi başka diyarlarda aramamız gerektiğini söylemektedir:

“Kur’ân’da insanî ilişkiler ve kurumlarla ilgili normatif bir düzenleme getirilmek istendiğinde, vahiy döneminde mevcut sosyal realite ve telakkiler üzerinden bir anlatıma ağırlık verildiği görülür. Bu sebeple aile hayatına ilişkin âyetlerde vahyin ilk muhatapları olan toplumun geleneği ve sosyal örgüsü dikkate alınarak, erkeğin ailenin yöneticisi ve koruyucusu olduğuna vurgu yapılarak aile birliğinin muhafazasında ona daha belirgin sorumluluklar yüklenmiş, vecibelerin yerine getirilmesinin yanı sıra hakların korunması ve kullanımında da aktif bir rol verilmiştir. Kur’ân’da boşama fiilinin erkeğe izafe edilmiş olması da böyle bir anlam taşır.”

Aile hayatına ilişkin ahkam âyetlerinde, –verilen örnekte olduğu gibi boşama fiilinin erkeğe izafe edilmesinde- vahyin ilk muhataplarının geleneği ve sosyal örgüsü dikkate alındı ise[3], Kur’ân’ın tasdik edicisi olduğu ve insanlara doğru yolu göstermek üzere indirilen Tevrât ve İncil’de[4] bulunan aynı yöndeki şu emir ve tavsiyeler neyi dikkate almıştır?:

“Bir adam bir kadın alıp onunla evlendiği zaman vaki olacak ki, onda utanılacak bir şey bulduğu için, kadın onun gözünde lütuf bulamazsa, onun için boş kağıdını yazacak ve onun eline verecek ve onu evinden gönderecektir...”[5]; “Ve kâhinlerin oğulları arasında yabancı karı almış olan bazıları bulundu...Ve karılarını boşayacaklarına dair el verdiler...”[6]; “Ve: ‘Kim karısını boşarsa ona boş kağıdını versin’ denilmiştir. Fakat ben size derim ki, zinadan başka bir sebeple karısını boşayan adam, onu zâniye eder...”[7]; “Kocalı kadın, kocası sağ oldukça kanun ile ona bağlıdır; fakat kocası ölürse, koca kanunundan azat olur.”[8]

Boşama yetkisiyle ilgili olarak konunun son sayfasında daha açık ifadeler kullanılmıştır:

“Özellikle son yüzyılda İslam dünyasında toplum ve onun bir parçası olarak aile yapısındaki değişim, kadının sosyal hayata katılımı ve kadın hakları telakkisi, aile hukukunun yasal düzenlemelere konu edilip evlenmenin yanı sıra boşanmanın da resmî prosedüre bağlanması gibi gelişmeler, doğal olarak diğer birçok tartışma yanında, Kur’ân’da yer alan evliliğin sona ermesiyle ilgili hükümlerin günümüzde nasıl anlaşılması gerektiği sorununu da ön plana çıkardı.”

Bu tespit de şöyle gerekçelendirilmiştir:

“Çünkü şekilci bir anlayışla bakıldığında Kur’ân’da evlilik birliğinin kurulması ve sona erdirilmesinin daha çok ikili ilişki olarak görülüp böyle bir çerçevede taraflara yönelik telkinlerin yapıldığı, topluma sınırlı bir ödev yüklendiği, devletin aktif müdahalesinden ise hiç söz edilmediği[9] sonucuna varılabilir...Yeni dönemde evliliğin kurulması, sona erdirilmesi ve aile içi ödevler gibi temel konularda toplumsal denetim ve katkı amacıyla yasal düzenlemeye gidilmesine ihtiyaç doğduğundan birinci bakış açısının geçerlilik derecesi tartışılır hale gelmiş olsa da, ikinci açı her zaman için önemini korumaktadır.”

Bu saptamaları takip eden şu satırlar ise, hem bir gerçeği, hem de eleştirdiğimiz noktalara hakim olan zihnî çelişkileri ortaya koymaktadır:

“Konunun iki farklı yönü arasında sıkışan çağımız İslam bilginlerinin önemli bir kısmı, aile kurumunun günümüzdeki sosyal yapısını ve yasal şeklini Kur’ân’ın çizdiği çerçevenin dışında hıristiyan Batı kültürünün etkisinin ürünü bir sapma olarak görürken, ikinci bir kesim, bu yeni durumu ilke olarak olumlu karşılamış ve Kur’ân’ın geniş yorumunun bu tür değişimlere de imkan verdiği kanaatine sahip olmuştur...Ancak bu yapılırken âyetler arasında seçmeci bir tavır izlemenin ve karşı görüşü açıkça destekleyen âyetlere zorlama yorum getirmenin tedirginliğinden de tamamen uzaklaşılmış değildi.”

Boşama ehliyeti konusunu yeniden ele alabilir ve İslam hukukunun kaynak ve yöntemlerini kullanarak yetki sahibini yeniden belirleyebilirsiniz. Bu bir çabadır; ama bunu yaparken Kur’ân’ı göz ardı etmek veya onun öngörülerini 623-632 yılları arasına hasretmek başka bir şeydir.

Tefsirin başka bazı hüküm konularında da karşılaşacağımızı tahmin ettiğim bu tür yaklaşımlar karşısında, tekrar, başta yapılan amel-i sâlih tanımına dönerek düşünelim:

Allah’a olan bağlılık, O’nun normatif düzenlemelerini tamamıyla uygulamada nasıl gösterilebilir? Ben, O’nun yarattığı, şekil verdiği ve herşeyimle bana hakim olan yaratıcının yerine kendimi koyarak, O’nun kelimelerinin arkasındaki asıl muradını bilebilir miyim? Murâd-ı ilâhîyi ben mi belirliyorum; bir başka ifadeyle, Allah adına konuştuğum için o murâdı ben mi tespit ediyorum? Bu belirlemede beni hangi kıstas sınırlandırıyor? Pekiyi o sınırlandıran kıstas ne kadar kesin? Özne ben olduktan sonra onu da bir şekilde esnetemez miyim? Mesela Sudanlı hukukçu Mahmud Muhammed Tâhâ ve öğrencisi Abdulhâdî Ahmed Nâ’im’in tarihi tersine çeviren bakışıyla bakıp[10] –dilin de kemiği olmadığı için- çok rahat bir biçimde, Mekkî ayetlerin yasama normlarını içeren Medenî ayetleri neshettiğini söyleyerek, ahkâm ayetlerinden bütünüyle kurtulamaz mıyım? Yine söz gelimi yaşanılan zamanın hakim ve galip temayülleri ya da âdetleri, Tanrı’nın çizdiği çerçevenin dışına taşmayı sonuçladığında (nass ile âdet teâruz ettiğinde), benim rotamı kim çizecek; Tanrı mı, baskın temayül mü? Allah’ın kendi kelamı olan Kur’ân’da ortaya koyduğu normatif değerleri/buyrukları, şekil ve özüyle ebedî ve evrensel midir, yoksa indiği coğrafyanın, tarih ve toplumun özellikleriyle mi irtibatlıdır?


[1] T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı Konulu Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri, Örnek Fasikül, (Ankara 2001)

[2] age., s.45-48

[3] İlginçtir ki, ileriki satırlarda, el-Bakara 2/228-230, 236-237; en-Nisâ 4/20-21; el-Ahzâb 33/49; et-Talâk 65/1-2 âyetlerinin, kocanın bu hakkını teyit ettiği belirtilmektedir. bkz. age., s. 47

[4] Âlü İmrân 3/3-4; el-Mâide 5/48

[5] Tesniye 24/1-3

[6] Ezra 10/18-19

[7] Matta 5/31-32; 19/9

[8] Romalılara Mektup 7/1-3

[9] Oysa aile içi geçimsizliklerin giderilmesi için her iki tarafın ailelerinden hakemlerin devreye girmesini emreden en-Nisâ 4/35. âyeti, eski-yeni birçok müfessire göre, kamu otoritesinin de bu noktada müdahil olabileceğini göstermektedir. Mesela bkz. Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, (Beyrut 2000), 10/75; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, (Dımaşk-Riyad 1994), 1/655-656; Reşid Rıza, Tefsîru’l-Menâr, (Mısır 1990), 2/308; İbn Âşûr, Tefsîru’t-Tahrîr ve’t-Tenvîr, (yy. ty.), 5/46; İzzet Derveze, et-Tefsîru’l-Hadîs, (çev.V.İnce ve dğr., İstanbul 1998), 5/256. Nitekim, yine açık bir çelişki örneği olarak, örnek fasikülün 48. sayfasında, bazı müfessirlere göre boşamada devlet başkanını devreye sokan âyetlerin varlığından söz edilmekte ve Taberî’ye (Câmi’u’l-Beyân, Beyrut 1984, 5/70) atıfta bulunulmaktadır.

[10] bkz. M.M.Tâhâ, er-Risâletü’s-Sâniye li’l-İslam (İngilizce çev. The Second Message of Islam, Syracuse Univ. Press 1987); A.A.Nâ’im, Toward an Islamic Reformation, (Syracuse Univ. Press 1990)