|
HADİS METİNLERİNİ ANLAMADA ÖZNELLİK SORUNU -‘Sahabenin Sünnet Anlayışı’ Özelinde-
Yusuf ACAR - Çeviren: Mustafa Akman
Hz. Muhammed vasıtasıyla
Allah’ın insanlara gönderdiği vahyin O’nun
kastı doğrultusunda yorumlanmasının ve tahriften
korunmasının yolu, Kurân’ın ilk muhatapları
durumundaki sahâbe neslinin zihninde oluşan anlamı
tespit etmektir. Dileyenin dilediği anlamı Kur’ân
âyetlerine yükleyebilmesi ve bu şekilde
birbirinden oldukça farklı pek çok ‘İslâm’
anlayışının zuhur etmesinin temel nedeni, ilâhî
hitâbın salt bir referans metni olarak algılanması
ve tarihsel bağlamından soyutlanarak okunmaya çalışılmasıdır.
Diğer taraftan bu tarihsel bağlamın ya da bir başka
deyişle nüzul ortamının sınırlı sayıdaki ve
üstelik rivâyet kriterleri açısından güvenirlikleri
tartışılabilecek nitelikteki esbâb-ı
nüzul bilgileri/rivâyetleri ile belirlenmeye
çalışılması da sağlıklı sonuçlar vermez.
Bunun da ötesinde hayatın bütün alanlarında
tarihte yaşanan ‘İslâmî
tecrübe’nin yani vahyin doğrudan tanıklarının
Hz. Peygamberin kılavuzluğunda gerçekleştirdikleri
İslâmî duruşun doğru anlaşılmasına ihtiyaç
vardır. Bu duruş, nesnel bir şekilde ortaya
konabildiği ölçüde murâd-ı
İlâhî’nin neliği problemi çözüme kavuşmuş
olacaktır. Esasen vahyin, farklı tarihsel
ortamlarda aktüalize edilmesi de büyük ölçüde
bu teşhise bağlıdır.
İşte sağlıklı,
tutarlı ve doğru bir sünnet dolayısıyla İslâm
anlayışının oluşmasına temel teşkil edebileceği
ümidiyle Bünyamin Erul tarafından “ Sahabenin
Sünnet Anlayışı” ismiyle yapılan doktora
tezi sözünü ettiğimiz nitelikte bir çalışmadır.
Yoğun bir emek ve mesai harcanarak hazırlanan ve
ikinci yayımı yapılan bu çalışmayı asıl önemli
kılan faktör ise, alanında ilk olmasıdır. Ama
burada bizim açımızdan mezkur eserin önemi,
sosyal bilimlerdeki öznellik sorununun rivayet
ilimlerindeki yansımasına ilişkin somut örnekler
içermesinden kaynaklanmaktadır. Zira ‘sahâbenin
sünnet’ anlayışı ya da yaşadığı ‘İslâmî
tecrübe’ E. H. Carr’ın da söylediği gibi
balıkçı tablasında duran balıklar gibi değil,
okyanustaki balıklar gibidir. Dolayısıyla yakalanılacak
balığın nicelik ve niteliği büyük ölçüde
balıkçıya ve avlanmada kullanacağı malzemenin
durumuna bağlıdır. Sahâbîlerin İslâmî duruşunu
bize aktaran rivayetleri salt birer metin olarak değil
de târihî bir olguyu vasfeden veriler şeklinde değerlendireceksek
bir tarihçinin karşı karşıya kaldığı seçmecilik
ile irâdî ve irâdî olmayan sübjektiflik gibi
sorunlara muhatap olduğumuzun farkında olmamız
gerekir. Geçmiş, önümüzde somut bir şekilde
durmuyor. Biz onu, bugünden geriye doğru giderek
inşa ediyoruz. Dolayısıyla târihî bir olguyla
ister geçmiş uğruna ilgilenilsin isterse bugüne
tutabileceği ışık adına; o olgunun belgesel
malzemelerinin güvenirlik açısından değerinin
belirlenmesi ve sınıflandırılması, meydana
geldiği târihsel şartların analizi yani
diplomatik yönüyle değerlendirilişi ve iç
tenkidi gibi anlamaya yönelik bütün çabalar ben merkezlidir. Kişi târihî bir duruşu veya durumu kendi bilgi
düzeyi, zihin yapısı, kültürü, hayat tecrübesi,
önyargıları ve temel tercihlerine göre anlar.
Anlayan özneden tamamen bağımsız, nesnel bir
anlama ve târih inşası düşünülemez.
Bütün bunları, herhangi bir târihî belgeyi
anlamaya çalışan kimsenin kendi göreliliğinin sürekli
hatırda tutması gerektiğini ifade etmek adına söylüyoruz.
Târihsel ya da
sosyal olguların göreli bir nitelik taşıdığını
kabul etmek, öznelliği dışlamak ve ona olumsuz
bir anlam yüklemek ile aynı şey değildir. Tam
tersine yorumda görelilik, bir yasak ağaç değil,
bir realitenin ortaya konması ve insanın kendi ‘insan
oluş’ cesaretini göstererek özgün bir
inisiyatif sergileyebilmesidir.
Meğer ki anlayan özne, kendisi dışındaki
yorumların da hakikati yansıtabileceğini yadsımasın
ve şaşmaz doğruları bulduğu iddiasında olmasın.
Şimdi sayın Erul’un “Sahabenin
Sünnet Anlayışı” adlı çalışması özelinde
hadis metinlerini ve sünneti anlamada öznellik
sorununa geçebiliriz.
I
Sünnetin
kavramlaşma sürecini tespit ederken sayın Erul,
Kur’ân ile Sünnet’in bir arada ifade edildiği
rivayetleri derleyerek hem senet hem de metin açısından
tenkide tâbi tutmuş ve bir takım değerlendirmeler
yapmıştır. Kitabın 26 ila 35. sayfaları arasındaki
on sayfalık bu kısa bölüm, hadis metinlerinin
anlaşılması ve yorumlanmasında öznenin ne tür
bir etkide bulunabileceğinin somut görünümü
niteliğindedir. Rivâyetlere ilişkin yazarın ulaştığı
sonuçları -katılıp katılmamak bir tarafa- saygıyla
karşılıyoruz. Ancak gerek senet gerekse metin
kritiği yapılırken anlayan öznenin içinde
bulunduğu (inanç, kültür, önyargılar ve
tercihler vs. ) ortamın bir izdüşümü
durumundaki zorlama çıkarsamalar ve benimsenen yöntemin
bütün rivayetlerde standart bir şekilde sürdürülememesi
gibi sübjektifliklerin varlığı da gözlerden kaçmamaktadır.
Yazarın Kur’ân-Sünnet
birlikteliği şeklinde gelen merfu rivayetleri üç
kategoride ele alması hasebiyle tespitlerimizi aynı
sıralama içerisinde yapmayı uygun bulduk. Fakat
bunlardan yalnızca ilk ikisi üzerinde duracağız.
|