|
TEFSİRDE DÜNYEVİLEŞME
Gıyasettin
ARSLAN
Hz. Peygamber ve raşit
halifeler döneminde Müslümanlar, inanç ve samimiyet
açısından daha güçlü idiler. Ayrıca onlar,
Kur’an’ı anlamada sonradan sistematize edilen
tefsir ve te’vil kurallarına da pek ihtiyaç
duymuyorlardı. Bu nedenle onu anlamada zorlanmıyorlardı.
Fakat zamanla bu dengeli tablo bozuldu.
Dünyevileşmenin en tehlikeli türü
tefsir alanında oldu. İlahi kutsal kitapların karşı
karşıya kaldıkları en büyük tehlike, onların, dünyalık
endişeler sonucu tefsir ve te’vil marifetiyle yanlış
yorumlanarak saptırılması ve tahrif edilmesidir.
Burada dünyevileşmekten kastımız, ayetin, yüklendiği
anlamları itibariyle ilâhi muradın ihmal edilerek dünyevi
bir takım mülâhazalar ile maksadının dışına taşınarak
yorumlanmasıdır.
Bu
açıdan bakıldığında bilinen tefsir kuralları dışlanarak,
çeşitli gayelere yönelik olarak yapılan tefsirlerden
bahsetmek mümkündür. Hatta tefsirden önce Mushaf’ın
bizatihi kendisine aynı doğrultuda yaklaşılmıştır.
Örneğin Kur’an’ın dünya şan ve şöhreti için
okunması, çeşitli hastalıklara karşı deva için
okunması, muska ve mezarlıklarda okunarak geçim kaynağı
kılınması, gerek tarihte, gerekse günümüzde siyasi
fırkaların, ayetleri birbirlerine karşı susturucu
argüman olarak kullanması, vs.
Halbuki Kur’an bir hidayet
kitabıdır; dünyada insanların doğru yolu bulmaları,
üstün ahlakla bezenmeleri ve onu yaşamaları için gönderilmiştir.
Dolayısıyla onun okunması da aynı amaca yönelik
olmalıdır. Bu yüzden İmam Şafii’ye göre
“Kur’an’ı anlamak da bir cihaddır. ”
Hakikaten Kur’an’ı anlamak, İslam tarihinin ve günümüzün
en önemli meselesidir. Hatta bu mesele, Kur’an’dan
önce nazil olan ilahi kitapların tefsirinin aynı
derecede önemli olduğunun da bir kanıtıdır.
Kur’an’ı Kerim, bu noktaya özellikle dikkat çekmektedir.
Buna göre tefsirin dünyevileşmesini üç ana başlık
altında ele almak mümkündür: Hz. Peygamberden önce,
onun devrinde ve ondan sonra.
|