ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Ejder Okumuş: DİN-DEVLET İLİŞKİLERİNE MEŞRUİYET KAVRAMI ETRAFINDA BİR YAKLAŞIM
İsmail Hakkı Atçeken: TÂRIK B. ZİYÂD ENDÜLÜS’ÜN FETHİ ÖNCESİNDE GEMİLERİ YAKTI MI?
Dilâver Gürer: İBN ARABÎ’DE LÜGAT, ISTILAH VE BÂTIN ANLAMLARIYLA DİN KAVRAMI
Mehmet Azimli: HİLAFET KARŞITI BİR KİŞİ OLARAK ALİ ABDURRAZIK VE KİTABI “el-İSLÂM VE USÛLU’L-HUKM” ÜZERİNE BAZI MÜLAHAZALAR
Mustafa Koç: DİN PSİKOLOJİSİ AÇISINDAN PSİKANALİZ VE DİN BAĞLAMINDA S. FREUD’UN “TOTEM VE TABU” ADLI ESERİ ÜZERİNE BAZI TESPİTLER
Abdulcelil Candan: MEÂL VE TEFSİRLERDE GÖRÜLEN BAZI SÖZCÜK VE DEYİM HATALARI İLE BUNLARIN ÖNEMLİ NEDENLERI
Gıyasettin Arslan: TEFSİRDE DÜNYEVİLEŞME
Hidayet Işık: FAHREDDİN RAZİ’NİN “MÜNAZARA Fİ’R-REDDİ ALE’N-NASARA” ADLI ESERİ ÜZERİNDE BİR İNCELEME
el-Abd Halil Ebu İyd Çeviri: Mustafa Akman: İSLÂM HUKUKU'NA GÖRE KISIRLAŞTIRMAYLA VE GEÇİCİ YOLLARLA DOĞUM KONTROLÜ
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Yusuf Acar: HADİS METİNLERİNİ ANLAMADA ÖZNELLİK SORUNU
-‘Sahabenin Sünnet Anlayışı’ Özelinde-

Ahmet Tahir Dayhan: İMAM BUHÂRÎ’NİN TANINMAYAN BAZI KİTAPLARI
 
NOSTALJİ:
Ord. Prof. Şemseddin Günaltay: İSLÂMDAN ÖNCE ARAPLAR ARASINDA KADININ DURUMU, ÂİLE VE TÜRLÜ NİKÂH ŞEKİLLERİ
  makaleler


TÂRIK B. ZİYÂD ENDÜLÜS’ÜN FETHİ ÖNCESİNDE GEMİLERİ YAKTI MI?

İsmail Hakkı ATÇEKEN

İslâm dininin çeşitli ırk ve milletlere ulaştırılması ve İslâm coğrafyasının genişletilmesi amacıyla Müslümanlar ilk dönemlerden itibaren çeşitli bölgelerde fetih hareketleri gerçekleştirmişlerdir. Hz. Peygamber (S. ) döneminde başlayan, Râşid halifeler zamanında Sûriye, Irak, İran ve Mısır’da devam eden fetihler, Emevîler döneminde de en geniş şekliyle sürmüş ve bu dönemin en karakteristik özelliklerinden birisi olmuştur. İstisnalar dışında Emevî halifelerinin önemli bir kısmı, bir yandan kendi dönemlerinde meydana gelen iç isyanlar ve ayaklanmalarla uğraşırken diğer yandan dış siyasetle de ilgilenerek fetihleri devam ettirmeye çalışmışlardır. Bunun doğal sonucu olarak özellikle Velîd b. Abdülmelik döneminde (86-96/705-715) Emevî devletinin sınırları doğuda Çin’e, batıda İspanya’ya, kuzeyde Kafkasya’ya dayanacak ve güneyde ise Yemen’i içine alacak derecede geniş bir alana ulaşmıştır.

İlk dönem İslâm tarihinde gerçekleştirilen fetihler dinî, siyâsî, askerî, sosyal ve iktisâdî açılardan birçok etkiler ve sonuçlar bırakmıştır. Emevîler döneminde gerçekleştirilen önemli fetihlerden birisi de Endülüs’ün (İspanya, İberya yarımadası) fethidir. [1] Bu fetih sayesinde hem Müslümanların Avrupa’ya geçiş noktasındaki stratejik ve jeopolitik açıdan büyük önem taşıyan İberya yarımadası ele geçirilmiş, hem de yaklaşık sekiz asır devam edecek olan Endülüs’teki İslâm varlığının ve Endülüs medeniyetinin temeli atılmıştır. Endülüs’ün fethiyle ilgili olarak bazı kaynaklarda detaylı bilgiler bulunmasına rağmen bir kısım temel kaynakta yeterli bilgi bulunmaması dikkat çekmektedir. Bunun yanı sıra fetih esnasında meydana geldiği öne sürülen bazı olaylar hakkında tartışmalar bulunmaktadır. Üzerinde farklı yorumlar bulunan ve meydana gelip-gelmediği hususunda tartışmaların bulunduğu konulardan birisi de Târık b. Ziyâd’ın İspanya kıyılarına ulaştıktan sonra tüm gemileri yakması olayıdır. Bu makalemizde Târık b. Ziyâd’ın gemileri yakması olayıyla alakalı rivâyetler ve bu husustaki farklı yorumlar ele alınarak bu tartışmalı konu incelenip değerlendirilmeye çalışılacaktır.

Yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda tespitlerimize göre bu ihtilaflı konuyla alakalı olarak tarihçilerin ve araştırmacıların yaklaşımları farklı olmuştur. Bu yaklaşımları 3 ana grupta toplamak mümkündür:

1-) Târık b. Ziyâd’ın gemileri yakması olayını zikredenler.

2-) Bu olaya hiç temas etmeyenler.

3-) Bu olayı kabul etmeyip, tenkît edenler.

Araştırmamızda objektif olmanın bir gereği olarak her üç grupta bulunan tarihçi ve araştırmacıların görüşleri ayrı ayrı incelenecektir. Her grubun yaklaşımını incelerken öncelikli olarak temel kaynaklarda bulunan bilgiler ele alınacaktır. Daha sonra ise bu hususta yorum yapan çağdaş tarihçi ve araştırmacıların değerlendirmelerine göz atıp bu tartışmalı konu yorumlanacak ve bir sonuca ulaşılmaya gayret edilecektir.

Konuya girerken Endülüs’ün fethi öncesinde Emevî devletinin Kuzey Afrika’daki konumuna ve bu bölgede gerçekleştirilen fetihlere kısaca temas etmenin uygun olacağı kanaatindeyiz. Hz. Ömer döneminde Mısır’ın ve Hz. Osman döneminde Ifrîkıyye’deki bazı bölgelerin fethedilmesinden sonra Emevîler döneminde de bu bölgedeki fetihler devam etmiştir. Emevîler döneminde Ifrîkıyye ve Mağrib valiliğine tayin edilen komutanlar arasında özellikle Ukbe b. Nâfi (V. H. 63/682-683), Hassan b. Nu’man el-Ğassânî (V. H. 85/704) ve Mûsâ b. Nusayr (V. H. 97/716)’ın yıllarca süren başarılı fetih hareketleri sonucu Ifrîkıyye ve Mağrib bölgesinin tamamı fethedilmiş ve Emevî devletinin sınırları Atlas okyanusu kıyılarına kadar uzanmıştır.[2] 90/709 yılına ulaşıldığında günümüzdeki Libya, Cezâyir, Fas ve Tunus gibi ülkelerin topraklarını içine alan Ifrîkıyye ve Mağrib bölgesinin tamamı Müslümanların eline geçmiştir. Sadece kara fetihleriyle yetinilmemiş, Tunus’ta kurulan tersanede yapılan gemilerle Akdeniz’deki çeşitli adalara seferler düzenlenerek Akdeniz’deki Bizans hâkimiyetine karşı mücadele edilmiştir. Emevîler döneminde yapılan başarılı deniz seferleri sonucu Akdeniz’deki Kıbrıs, Rodos, Sardunya, Mayorka, Minorka vb. adalar fethedilmiş, farklı halifeler döneminde yapılan bir kaç akın sonucu Akdeniz’deki en büyük adalardan birisi olan Sicilya adasının önemli bir kısmı ele geçirilmiştir.[3] Tüm bu fetihler Emevîler döneminde yeni tersaneler kurulmasına ve dolayısıyla İslâm denizciliğinin gelişmesine yol açmıştır. Bu fetihlerden sonra Müslümanların hedefi hem stratejik bakımdan çok önemli bir konumda olan, hem de verimli topraklara sahip bir ülke olan İspanya’yı fethetmekti.

Endülüs’ün fethedilmesi için şartların uygun olduğu kanaatine ulaşan Ifrîkıyye ve Mağrib valisi Mûsâ b. Nusayr, halife Velîd b. Abdülmelik’in iznini alarak 91/710 yılında Tarîf b. Mâlik komutasında bir deneme seriyyesini İspanya kıyılarına gönderdi. 500 kişilik bu birlik herhangi bir problemle karşılaşmadan Kuzey Afrika’ya geri döndü. Tarîf b. Mâlik’in bu ilk seferi hem Müslümanların girişecekleri büyük fetih hareketi öncesi moral kazanmalarına, hem de bu bölge hakkında daha detaylı bilgi edinmelerine yol açtı. Mûsâ b. Nusayr, azatlısı ve Tanca valisi olan, Berberî asıllı olduğu kabul edilen Târık b. Ziyâd’ı[4] Endülüs’e gidecek İslâm ordusunun komutanlığına tayin ederek ilk planda 7. 000 kişilik bir ordu hazırladı.

Târık b. Ziyâd, 92/711 yılında tercih edilen görüşe göre Septe (Ceuta) limanından gemilerle yola çıkarak İspanya’nın en güneyinde bulunan ve daha sonra Cebel-i Târık diye isimlendirilecek olan Calpe (Gibraltar) adlı bölgeye ulaştı. Târık, burada karargahını kurdu ve ordusunun tamamının İspanya kıyılarına ulaşmasını bekledi. Daha sonra İspanya’nın kuzey bölgelerine sefere çıkmak için ordusunu düzene koydu. O sırada İspanya Vizigot kralı Rodrigo kuzey İspanya’da bir seferde bulunuyordu. Müslümanların İspanya’nın güney bölgelerine ulaştıkları haberini öğrenen Rodrigo büyük bir ordu hazırlayıp güneye doğru harekete geçti. Bu ordunun sayısı hakkında tarihçiler 40. 000[5], 70. 000[6] ve 100. 000[7] rakamlarını verirler. Ancak daha çok kabul edilen görüşe göre Vizigot ordusu 40. 000 kişiydi. Bu durumu öğrenen Târık b. Ziyâd’ın yardımcı kuvvet istemesi üzerine Mûsâ b. Nusayr 5. 000 kişilik bir birlik daha gönderdi. Böylece Târık’ın ordusundaki Müslüman askerlerinin sayısı 12. 000’e ulaştı.[8] İslâm tarihinde “Lekke (Guadalate) Vadisi Savaşı” olarak bilinen savaş sonunda Rodrigo ve ordusu mağlup oldu. Bu zafer Endülüs’ün kapılarını Müslümanlara açtı. Gerek Târık b. Ziyâd, gerekse bir yıl sonra fetihleri tamamlamak için 18. 000 kişilik bir orduyla Endülüs’e gelen Mûsâ b. Nusayr’ın gerçekleştirdiği önemli fetihler sonunda 3 yıl gibi kısa süre içinde İspanya’nın tamamı fethedildi.

Endülüs’ün fetih süreciyle ilgili verdiğimiz bu kısa bilgilerden sonra Târık b. Ziyâd’ın, kendilerini İspanya’ya taşıyan gemileri yakması olayına geçmek uygun olacaktır. Târık b. Ziyâd’ın gemileri yaktığını öne süren tarihçi ve çağdaş araştırmacılara karşılık böyle bir olaydan hiç bahsetmeyen tarihçi ve araştırmacılar da vardır. Bazı çağdaş araştırmacılar ise gemilerin yakılması olayını kabul etmeyip, bununla alakalı rivâyetleri tenkît etmektedirler. Makalemizin girişinde de ifade ettiğimiz gibi biz her üç grubun yaklaşımını ayrı başlıklar altında ele alıp inceleyeceğiz.


[1] Endülüs’ün fethiyle ilgili detaylı bilgi için bkz: İbn Abdülhakem, Fütûhu Mısr ve Ahbâruhâ, thk: Charles Torrey, Kahire, 1991, s. 204-213; Belâzurî, Fütûhu’l-Büldân (Ülkelerin Fethi), çev: Mustafa Fayda, Ankara, 1987, s. 330-331; Müellifi meçhûl, Ahbâru Mecmû’a fî Fethi’l-Endelüs ve Zikri Ümerâihâ, thk: İbrâhim el- Ebyârî, Beyrut, 1981, s. 16-27; Makkarî, Nefhu’t-Tîb min Ğusni’l-Endelüsi’r-Ratîb, thk: Yusuf eş-Şeyh el-Bukâî, Beyrut, 1986, I, 219-263, Muhammed Abdullah ‘Inân, Devletü’l-İslâm fi’l-Endelüs, 2. baskı, Kahire, 1988, I, 33-53; W. Montgomery Watt - Pierre Cachia, A History of Muslim Spain, New York, 1967, s. 8-10; S. Muhammed Imâmüddin, Endülüs Siyâsî Tarihi, çev: Yusuf Yazar, Ankara, 1990, s. 29-43; Mehmet Özdemir, Endülüs Müslümanları-1, Ankara, 1994, s. 7-27.

[2] Ifrîkıyye ve Mağrib fetihleri hakkında detaylı bilgi için bkz: İbn Abdülhakem, s. 192-204; Belâzurî, s. 324-330; Hüseyn Mu’nis, Târîhu’l-Müslimîn fi’l-Bahri’l-Mütevessit, 2. baskı, Kahire, 1993, s. 34; S. Abdülazîz Sâlim, el-Mağribu’l-Kebîr, Beyrut, 1981, II, 240-258; Nadir Özkuyumcu, Fethinden Emevîler’in Sonuna Kadar Mısır ve Kuzey Afrika (Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul, 1993), s. 177-178; İsmail Hakkı Atçeken, Endülüs Fâtihlerinden Mûsâ b. Nusayr ve Faaliyetleri (Basılmamış araştırma, Konya, 2001), s. 19-32 vd.

[3] Emevîler döneminde Akdeniz’deki deniz seferleri için bkz: el-İmâme ve’s-Siyâse (İbn Kuteybe’ye nisbet edilmektedir), thk: Halîl el-Mansûr, Beyrut, 1997, s. 234-235; Belâzurî, s. 220-226, 337-339; S. Abdülazîz Sâlim-A. Muhtar el-Abbâdî, Târîhu’l-Bahriyyeti’l- İslâmiyye fi’l-Mağrib ve’l-Endelüs, Beyrut, 1969, s. 26-31; Hüseyn Mu’nis, s. 44-55.

[4] Târık b. Ziyâd’ın soyu, kişiliği ve faaliyetleri hakkında bkz: İbn Hallikân, Vefeyâtu’l-A’yan ve Enbâu Ebnâi’z-Zamân, thk: İhsan Abbas, Beyrut, 1977, V, 320-323; Himyerî, er-Ravdu’l-Mi’tar fî Haberi’l-Aktâr, Lübnan, 1975, s. 35; Makkarî, I, 243, 254.

[5] İbn Haldûn, Târîhu İbn Haldûn, thk: Halîl Şehâde, 2. baskı, Beyrut, 1988, IV, 150.

[6] el-İmâme ve’s-Siyâse, s. 237.

[7] Nüveyrî, Nihâyetü’l-Ereb fî Funûni’l-Edeb, thk: Hüseyn Nassâr, Kahire, 1983, XXIV, 47; Makkarî, I, 221.

[8] İbnü’l-Kûtiyye, Târîhu İftitâhi’l-Endelüs, thk: Abdullah Enîs et-Tabba’- Ömer Faruk et-Tabba’, Beyrut, 1994, s. 76-77; Ahbâru Mecmû’a, s. 16-17; Makkarî, I, 219-221.