|
İSLÂMDAN ÖNCE ARAPLAR ARASINDA KADININ DURUMU, ÂİLE VE TÜRLÜ NİKÂH ŞEKİLLERİ
Ord. Prof. Şemseddin GÜNALTAY
Şark kaynaklarında "Câhiliyye devri" denilen İslâm’dan
önceki asırlarda, Arap yarımadasının,
Yunanlılarca "Mes'ud Arabistan" (Arabia
felix) diye anılan Yemen bölgesinin Sebe (Ma'reb)
ve San'a beldeleriyle "Taşra
Arabistan" adiyla anılan Hicaz'ın Mekke
ve Yesrib (Medine) gibi meskûn yerlerinde
oturan halkından maadası, çok ibtidaî bir göçebe
hayatı yaşıyordu.
Kahtânî
denilen Arapların oturdukları Yemen, bugün
olduğu gibi Peygamber zamanında da 'Adnânî
Arapların yaşadıkları Hicaz'dan siyasî ve
iktisadî hayat itibariyle tamamiyle ayrılmış
bulunuyordu.
Çok eski
bir tarihi olan Yemen halkı, Sebeîler ve
Himyerîler zamanlarında da Hicaz'dan ziyade
Habeşistan'la münasebette bulunuyorlardı.
Kuzey-doğuda Irak'ın Kufe bölgesinde eski Hîre
çevresinde yaşayan ve Yemen Kahtanîlerinden
oldukları iddia edilen Benî Lahm ile yine
Yemen Kahtânîlerinden Suriye çevresine göçerek
eski Nebatîlere halef olan Gassânîler gibi İran
ve Bizans imparatorluklarının vassalları olan
Arap zümreleri ise, din ve ictimaî hayat
itibariyle Sasânîlerin ve Hristiyan Bizanslıların
kültür tesirleri altında Arap câmiasından
az çok uzaklaşmışlardı.
Yabancı
kavimlerin kültür tesirlerinden masun kalan
Arapları Hazret-i Muhammed'in de mensup olduğu
'Adnânî kabileleri temsil ediyordu. Nizâr ve
Kunus adlariyla iki büyük zümreye ayrılan 'Adnânîlerin
Kudâ'a, Mudar, Rebî'a, İyâd ve Enmâr
adlariyle ayrılan büyük zümrelerinin sürü
sürü kabîle ve batnları Tehâme, Hicaz ve
Necd havalisinde göçebe hayatı yaşıyorlardı.
Yalnız Mudarîlerden İbn Kureyş kabilesinin bölündüğü
on iki batn (soy), Mekke'de mukaddes Kâbe çevresinde
yurtlaşmış bulunuyordu.
Hicaz'ın
ikinci beldesi olan Yesrib'de ise Yemen'in meşhur
Ma'reb seddinin yıkılmasını intaç eden büyük
seylâb âfeti üzerine Kuzeye göçen Kahtânîlerdan
Evs ve Hazrec kabîleleriyle Filistin'de maruz
kaldıkları türlü zulüm ve katl-i âmlardan
kurtulmak üzere çöle çekilen Yahudi Sıbtlar
oturuyorlardı.
Şu kısa
tarihî malûmatın da belirttiği üzere
Hazret–i Muhammed'in yaşadığı çağda
yabancı kavimlerin tesirlerinden masun kalmış
olan Arap ictimaî hayatını hakkiyle belirten
zümreler ancak 'Adnânîlere mensup olan
kabilelerdi. 'Adnânîlerin Mekke'de yerleşmiş
olan batnlarına mensup bazı şahısların
ticaret kafileleri ile Irak'a, Suriye'ye,
Yemen'e gidip geldiklerini kesin olarak
biliyoruz. Fakat, bu gibilerinin Kureyş
kabilesinin ictimaî hayatı üzerinde büyük
tesirler yapmış olmaları ihtimalini
kuvvetlendiren belgeler yok gibidir.
Esasen
Peygamberin din neşrine başladığı
tarihlerde (609) Kahtânîlerin yaşadıkları bölgelerde
de kadının ictimaî mevkiî 'Adnânîler arasındakinden
farklı değildi. Babaerkil (patriarcal) hayatın
bütün kuvvetiyle hâkim olduğu Arabistan'da
kadın, topluluğun bir uzvu değil, erkek zümresinin
ihtiraslarını tatmin ve hizmetlerini îfa için
yaratılmış bir mahlûk telakkî ediliyordu.
Kurû' yani âdet görme zamanında kadına karşı
gösterilen muâmele, Arap cemiyetinin kadın
hakkındaki telakkîsinin açık bir ifadesidir.
An'anelerin
sarih olarak belirttiğine göre Araplar, âdet
görme zamanlarında kadınla birlikte oturmaz,
onunla beraber yiyip içmezlerdi. Âdet görme
zamanlarında kadınlar, obadan, çadırdan,
evden çıkarılırlardı.
Bugün Güney
Afrika'nın ibtidâî âşiretlerinde, Borneo'da,
Yeni Gine'de, Vankover Adasındaki yerli vahşiler
arasında hâlâ yaşamakta olan bu âdet o
zamanlar, Arap kabîleleri arasında en çok riâyet
edilen bir gelenekti.
|